11 Nisan 2010 Pazar

SERAMİK ŞEHRİ ÇANAKKALE

Kentin yüzyıllarca seramikle özdeşleşen kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak üzere başlayan çalışmalar kapsamında Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konseyi toplantılarının birincisi gerçekleştirildi.
ÇANAKKALE- Kentin yüzyıllarca seramikle özdeşleşen kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak üzere başlayan çalışmalar kapsamında Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konseyi toplantılarının birincisi gerçekleştirildi.
Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Erdinç Bakla, Troya"dan günümüze kadar gelen seramiklerin büyük bölümünün sergilenemeyip İstanbul Arkeoloji Müzesi`nin bodrumunda saklandığını, Çanakkale"ye kurulacak olan müzeye taşınmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi.
Çanakkale Valiliği, Çanakkale Belediyesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi(ÇOMÜ) ve Çanakkale Rotary Kulübü`nün işbirliğiyle kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak üzere başlayan çalışmaların çerçevesi içinde Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konsey toplantısının birincisi ÇOMÜ"de gerçekleşti.
1960"lı yıllara kadar var olan ve kendisinin de bir dönem staj yaptığı seramik fırınlarına günümüzde rastlanmadığını belirten Prof. Dr. Bakla, seramiğin Çanakkale için vaz geçilmez bir kültür olduğunu ifade etti.
Çanakkale adının seramikten alındığını hatırlatan Bakla, seramik yapımının sadece yakın tarihte değil, Troya döneminden beri Çanakkale ile anıldığını belirterek “Tarihsel önemi olan Çanakkale seramiğini yaşatmak Çanakkale`nin değerlerine sahip çıkıp yaşatmakla eşdeğerdir,” dedi.
ÇOMÜ Troya Kültür Merkezi`nde gerçekleşen toplantıya Vali Orhan Kırlı, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir, Kale Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, Cumhuriyet Başsavcısı İlmettin Köklü, Çanakkale Defterdarı Sacide Şakar, sivil toplum kuruluşlarından yönetici ve temsilcilerin yanı sıra Yeditepe, Mimar Sinan, Hacettepe ve Işık üniversitelerinden öğretim üyeleri ve İstanbul"da yerleşik seramik antikacı ve müzayedecileri de katıldı.
Seramik duygusallığı
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, seramik sanatının duyguları ifade eden özellikler taşıdığını, duygusallığın günümüzde hem incelik hem de maddiyat olarak tanımlandığını belirterek “O yüzdendir ki seramik her iki açıdan da bizim için duygusallığı yansıtıyor,” dedi.
Akdemir, ÇOMÜ olarak Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konseyi`nin toplantısının ev sahipliğini üstlenmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.
"Bizi Bakla uyandırdı"
Çanakkale"nin seramik özelliğinin yüzyıllardır bilinegeldiğini ancak teknolojik değişim yüzünden birçok meslek gibi seramik imalatının da Çanakkale"de erozyona uğrayıp unutulduğunu belirten Belediye Başkanı Ülgür Gökhan“Yıllardır uyuduğumuz, unuttuğumuz seramik rüyasından bizi sayın Prof. Dr. Erdinç Bakla uyandırdı,” dedi.
Çanakkale`nin toprağının seramik özelliğine dikkati çeken Gökhan“Her gün üzerine basıp çiğnediğimiz toprağın farkına da sayın Bakla"nın uyandırmasıyla vardık. Ne yazık ki Troya"dan günümüze gelen bu özelliği yaşatamadık ama bugün, burada seramik sanatını yaşatmak adına bir arada olmamız gurur verici. Ben bunu kentin belediye başkanı olmanın ötesinde, birey olarak da çok önemsiyorum,” dedi.
Valilikten destek
Vali Orhan Kırlı da konuşmasında Seramik Şehri Çanakkale Projesi`nin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla"nın bir kentli olarak daha önce yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkmak adına çok önemli bir göre yüklendiğini belirterek geliştirilen projeye valilik olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.
Konuşmalarda, Çanakkale"ye seramik müzesi kurulmasının en az Troya Müzesi kadar önemli olduğu, kent içinde belediyenin katkılarıyla geçici olarak oluşturulacak müzenin yanında Troya Müzesi içerisinde de seramik sergisinin yer almasının turizm açısından büyük önem taşıdığı kaydedildi.
Kokteyl ve Akşam Yemeği
Toplantının ardından Truva Otel`de bir kokteyl ve akşam yemeği düzenlendi. Gecenin ev sahipliğini üstlenen Rotary Kulübü Dönem Başkanı Aysun Doğantan, açış konuşmasında projenin hızlı bir şekilde yol aldığını ifade etti ve “Çanakkalemiz`in eşsiz değerlerinden biri olan Çanakkale seramiklerinin yaşatılması ve geliştirilmesiyle ilgili çalışmaları Prof. Dr. Erdinç Bakla"nın önderliğinde, şehrimizin yöneticileriyle paylaşarak başlatmıştık. Daha sonra Çanakkale Valiliği"nin, Çanakkale Belediyesi"nin, 18 Mart Üniversitesi Rektörlüğü"nün, Troya Vakfı`nın, Yerel Gündem 21"in, Seramik Derneği"nin, tüm seramik gönüllülerinin ve projenin mimarı olan Çanakkale Rotary Kulübü`nün yer aldığı Seramik Şehri Çanakkale Kent Konseyi`nin oluşturulmasıyla bu çok önemli projeyi bütün Çanakkale`nin sahiplenmesini ve yürütülmesini sağladık. Bundan sonraki çalışmalarımız, Konsey Koordinatörlüğü görevini üstlenen üyemiz Rtn. Hülya Acar"ın çok yoğun emekleriyle yine bizlere önderlik eden hocamız Prof. Dr. Erdinç Bakla"nın da çabalarıyla tüm konsey üyelerince yürütülmüştür. Çanakkale"nin enerjisini verdiği bu güzel projenin ilgili ve yetkin kişilerin katkılarıyla büyüyüp güzelleşeceğinden eminim," dedi.
Doğantan, konuşmasına daha sonra şu sözlerle devam etti:
"Şehrimizin önder kurumlarının ve çok değerli seramik gönüllülerinin oluşturduğu bu konsey o kadar enerjik çalıştı ki kısa sürede çok ciddi yol alındığını hepimiz görmüş olduk. Köklü bir geçmişe sahip olan ve kurulduğu günden bugüne değin çok büyük projelere imza atmış olan Çanakkale Rotary Kulübünün dönem başkanı olarak Çanakkale"miz için çok şey ifade eden ve bundan sonrada çok şey ifade edecek olan Çanakkale Seramiklerinin yaşatılması ve geliştirilmesine yönelik bu büyük projenin Çanakkale kamuoyuna sunulmasını sağlayarak cazibe konusu haline getirmiş olmanın ve Çanakkale"nin bu projeye sahip çıktığını görmenin gururunu yaşıyorum. Çanakkale Seramikleri projesinin Uluslararası Rotary`de “Toplum Birlikleri Projesi” olarak kabul edilmesi de bizler için ayrıca bir gurur ve kazanımdır. Önümüzdeki dönemde bu proje için UR den ciddi boyutlarda maddi katkı beklemekteyiz” dedi.


Osmanlı seramiklerindeki tekneler

Şebnem Akalın Eryavuz
İznikli ve Çanakkaleli ustaların seramikler üzerine çizdiği tekne resimleri bizi yüzyıllar öncesinin düş yolculuklarına çıkarıyor. Bugün denizle ilgili bir hayal kurmaya ne dersiniz? Rüzgarı apazdan alarak yelkenleri açmış, dalgaları yararak ilerleyen bir yelkenlidesiniz. İster dümen tutun, ister rüzgar üstüne geçip oturun. Büyük kentin karmaşasından uzakta, denizin ortasında sevdiğinizle tek başınıza, yalnızca rüzgarın ve dalgaların sesi. Sessizlik demek daha mı doğru olacak? Uzaklarda başka tekneler, balık tutan sandallar, istavritlerin peşinden sahile kadar gelen yunuslar... Bunları yaşamak aslında ulaşılamaz bir düş değil. Biz evimizin bahçesinde kendi yaptığımız küçük bir yelkenliyle yıllardır bu keyfi yaşıyoruz. Denizi seviyorsanız, ona uzaktan bakmak yerine onunla birlikte olmalı, rüzgarla el ele alıp başınızı gitmelisiniz. Sizi teknemle bir yolculuğa çıkaramam ama, geçmişin yelkenlilerine bir yolculuğa çıkabiliriz hep birlikte. Ve her birimiz ayrı bir hayalin peşinde... Orhan Veli`nin dediği gibi; Gün olur, alır başımı giderim Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda Şu ada senin, bu ada benim, Yelkovan kuşlarının peşi sıra... Tarih öncesi çağlarda suyun üstünde yüzen bir kütük parçasından esinlenerek ilk teknesini yapan, sonra bir kürek, bir dümen, bir yelken derken keşfetme duygusuyla ufka doğru yola çıkan ilk denizcilere hayran olmamak mümkün değil. Aslında tekneler bizi yalnızca uzak diyarlara götürmüyor, düş yolculuklarına da çıkmamızı sağlıyor. İster bir teknede olun, ister süzülüp giden bir tekneye kıyıdan bakın. Siz de hayaller kurmaz mısınız? Tekneler, deniz yolculukları, şairlere ve yazarlara ilham verdiği gibi ressamların da sevdiği konulardan olmuş; bir koya demirlemiş yelkenlileri, kıyıya çekilmiş sandalları, fırtınada ilerlemeye çalışan kalyonları, yoğun topçu ateşi altında savaşan gemileri tablolarında resmetmişler. Yalnızca ressamlar değil, geçmiş yüzyıllarda seramik ustaları da aynı duyguyla tabakları, şişeleri, bardakları, maşrapaları yelkenli teknelerle bezemişler. Örneğin 16. yüzyılın İznikli seramik ustalarının motif dağarcığında yalnızca laleler, karanfiller, gül ve sümbüller bulunmuyordu. Belki İznik Gölü`nde, belki de İstanbul Boğazı`nda, Marmara Denizi`nde yol alan küçük yelkenliler, dev kalyonlar seramikçilerin hayal dünyasından yola çıkmış, yelken açıp günümüze kadar gelmişler. KALYONLU TABAK Londra`da Victoria&Albert Müzesi`nde sergilenen mavi-beyaz renklerde İznik tabak 16. yüzyılın ilk yarısına ait ve şu anda bilinen en erken tarihli örnek. Bu tabakta gördüğümüz küçük üçgen yelkenli tekne motifi çok sevilmiş olmalı ki, 16. yüzyıl ortalarında ünlü mercan kırmızısının da kullanıldığı çok renkli başka benzerleri de yapılmış. Bu küçük yelkenliler kaya veya adacık olarak yorumlayabileceğimiz kıvrımlar arasında beyaz ya da mavi çizgili yelkenlerini açmış seyir yapmaktalar. Piri Reis`in Kitab-ı Bahriye adlı kitabını 1523`te Kanuni Sultan Süleyman`a sunduğu yıllarda, onun haritalarında görülen teknelerin benzerleri de seramikler üzerine yapılmış. 16. yüzyılın sonlarında Avrupa`da İznik seramiklerine ilginin başlamasıyla hariçteki tüccarlar için tabak, bardak imal edilmesinin çoğalması Saray`ın sipariş verdiği çinilerin yapımını geciktiriyor, bunun için İznik`e fermanlar bile gönderiliyordu. Ama bugün dünya müzelerindeki sayısız İznik seramiği bu dönemin ürünü olup, bunlar arasında kalyonlu tabaklar özel bir yer tutmakta. 17. yüzyıl gibi artık seramiklerin kalitesinin bozulduğu dönemde yapılan büyük tabakların çoğunun ortasında tek bir büyük Osmanlı veya Avrupa yelkenli tekne betimi bulunuyor. Tüm teknelerin yönünün sola doğru olmasını yadırgamamak gerek. Çünkü sağdan sola doğru yazı yazmaya alışkın olan ellerin çizdiği yelkenliler bunlar. Kalan birkaç usta da İstanbul`da Tekfur Sarayı`nda kurulan atölyelere getirilince İznik`te seramik üretimi sona erdi. Cennet bahçesini andıran çiçekli tabaklar, masal dünyasından hayvanlar, hülyalı bakışlarıyla def çalan güzeller, uzaklara yelken açmış gemili tabaklar artık yapılmaz olmuştu. RÜZGARIN YÖNÜ Aradan yaklaşık 150 yıl geçtikten sonra bu kez Çanakkaleli seramik ustaları yaptıkları tabakları yelkenli teknelerle bezemeye başladılar. Eski adı Kale-i Sultaniye olan Çanakkale, 18. yüzyılda çanak çömlek yapımıyla ünlenince adı bile değişmiş. 18. yüzyılın sonuyla 19. yüzyılın başlarında yapılmış olan gemi betimli Çanakkale tabakları Boğaz`dan geçen yabancı denizciler, gezginler tarafından hediyelik eşya olarak satın alınmış. Müzelerde ve özel koleksiyonlarda karşımıza çıkan bu seramiklerin bazılarında sakin havada, hafif bir rüzgarda yol alan bir tekne görürüz. Denizin nazlı dalgaları kavisli çizgilerle, sanki bir çiçek dalı gibi gösterilmiştir. Rüzgar o kadar hafif esmektedir ki bayraklar bile aşağıya sarkmaktadır. Şiddetli rüzgarda yol alan gemilerin ise yelkenleri şişmiş, rüzgarda çırpınan bayrak ve geminin baş tarafının dalgaların arasından denize dalışı havanın durumunu yansıtır. Bazen de gemi limana girmiş, yelkenlerini indirip iki baştan demir atmış, çevresini küçük sandallar kuşatmıştır. Çanakkale seramikleri üzerindeki bu gemi betimleri birkaç fırça hareketiyle usta eller tarafından bir çırpıda çizilivermiştir. Yüksek bordasında topları olan ağır savaş gemileri, çift direkli büyük ticaret gemileri, seyir halindeki kalyonlar, kalenin önüne demir atmış küçük yelkenliler... Günümüz ustaları da yaptıkları çini ve seramiklerde eski tekneleri model olarak kullanmayı sürdürüyorlar. Bunların hepsi mavi sulardan seramiklere yansıyan görüntüler. Odamızın bir köşesine koyduğumuzda, denizden uzak kaldığımız günlerde mavi koyların hayalini kurmaya devam edebiliyoruz.
01.07.2006
http://www.aksam.com.tr

9 Nisan 2010 Cuma

1995 AKKÖY GEZİSİ

Akköy Kil madeninin çizmiş olduğum kesidi.



Assos Arkeolojik kazısında seramik restoratörü olarak görev yaptığım 1995 senesinin ağustos ayının otuzunda, rahmetli kazı başkanımız Prof.Dr.Ümit Serdaroğlu’nun talimatıyla, Ezine’nin Akköy adlı köyüne gitmekle görevlendirildim. Bu gezideki esas amacımız kazı evinde oluşturmaya çalıştığımız küçük çömlekçi atölyesi için veriler toplamak, Akköy’deki çömlekçi çarklarını inceleyerek, yeni bir çömlekçi çarkı üretmekti. Buna ek olarak da, bir miktar yerel çömlekçi kili temin edip bunla kazı evindeki ilk seramik üretimine başlamaktı. Bu amaçla yanımda kazının marangozu, Bergaz’lı Kadir Poyraz da gelmişti. Temiz ve aydınlık bir günde gerçekleştirdiğimiz kısa bir seyahat sonrası vardığımız köy meydanındaki kahvede, çömlekçilik yapan birisini aradığımızı söylediğimizde, genç bir köy delikanlısı bizi hemen yakındaki Mehmet Ali Gümüş’ün atölyesine götürmüştü. Avlulu bir kompleks içerisinde yer alan atölye, dar sokağa açılan cümle kapısı ve girişin solunda yer alan kerpiç sıvalı konik fırınla çok etkileyici idi. Fırının yüksekliğini o zaman her ne kadar ölçmemiş olsam da, şimdilerde en az 3m.uzunlukta olduğunu hatırlıyorum. Zemine serpilmiş kül üzerinde hazırlanmış çömlekçi çamurunu, eşi büyük bir maharetle çömlekçi çarkında şekillendirmekteydi. İlk görüşte şaşırmış olsam da, daha sonra öğrendiğimde, bu köyde hep kadınlar şekillendirirmiş çömlekleri. Mehmet Ali Gümüş ise çamuru hazırlamak için ocaktan gerekli hammaddeleri temin edip, bunlarla şekillendirilmeye hazır çamuru üretmekte idi. Kendisinden edindiğim bilgiler kısaca şöyle: Çömlekçi tornası için hazırladığı çamuru, temelde 2 hammaddeyi karıştırarak oluşturuyor. Yerel adı ile 8 kısım çömlek ve 2 kısım kırmızı kum. Hazırlanan bu ikili karışımla, plastikliği çok yüksek yağlı bir çömlekçi kili elde ediliyor ve çok rahat çömlekçi çarkında şekillendirilebiliyordu. Gök toprak denen hammadde ise, demir alaşımlı olduğunu tahmin ettiğim, çömleklerde koku yaptığından, baca künk ve kiremit yapımında tercih edilmekte idi. Çömlek ve kırmızı kum karışımıyla oluşturulan çömlekçi kili ise koku yapmadığından, yağ ve yoğurt kapları için ideal bir seçim.
Mehmet Ali Gümüş usta, bana toprakları çıkarttığı ocağı göstermek isteyip, yanına çağırdı ve araziye doğru kısa bir yürüyüş yaptık. Elimize aldığımız çuvallarla, kazarak çukurlaştırılmış bir yere geldiğimizde, dik yüzeydeki küçük bir delikte gözden kaybolan usta, kısa bir süre sonra çuvalı doldurarak dışarı çıkmıştı. İşte onların ocak olarak adlandırdıkları yer böyle bir yerdi. Oldukça tehlikeli ve zahmetli bir hammadde temin yöntemi. Ustanın ocakta yerinde anlattığı tabakalaşma kesitinde, 8 katman toprak olduğundan bahsetti. Yerel adlarıyla yukarıdan aşağıya doğru sıralandığında adları ve yaklaşık katman kalınlıkları; kayan taşı (75 cm.), kırmızı kum (100 cm), koca taşlı (60 cm), sarı baldır (75 cm.), küçük taşlı (50 cm.), kara baldır (50 cm.), çömlek kum (50 cm.) ve çömlek (75-100 cm) olarak adlandırılmakta. Sonuçta ocaktan çömlekçi çamuru hazırlamak için gerekli çömlek adlı hammaddeye ulaşabilmek için 4,6 m kazı yapmak gerekmekte.
Atölyeye geri döndüğümüzde Mehmet Ali Gümüş usta içtiğimiz çay eşliğinde bana çamuru nasıl hazırladığını da anlattı. Ocaktan çıkartılan hammaddeler güneşte tamamen kurutuluyor. Daha sonra, geniş ve dibi toprak bir havuza aktarılan hammaddeler burada su ile karıştırılıyor ve ardından 2 ila 3 saat durmaksızın ayakla çiğnenip karıştırılıyor. Karıştırılan çamur, hemen yan taraftaki dinlenme-çürütme havuzuna toplanıyor ve yaklaşık 15 cm. kalınlığındaki çamur tabakası 2-3 gün burada bekletiliyor. İlk havuzdaki karışımda, dinlendirme sırasında yabancı maddeler çökerek dipte birikiyor. Bunun oranı ise yaklaşın 2 tonda çamurda 50 kg. çökelti (kum, taşçık, ateş zayiatı). Dibi toprak sıvalı bu havuz aynı zamanda suyun fazlasını da emdiğinden, hazırlık aşamasını kolaylaştırmakta. Dinlenen çamur, zemini kül kaplı toprak ya da beton bir zemine serilerek, kurumaması için üzere naylon ile kaplanır. Bu aşamada çamur dinlendirilerek, şekillendirme sırasında gerekli olan nemi, bünyesinde koruması sağlanır. Şekillendirme aşamasına gelindiğinde ise, gerekli miktarda çamur bu yığından alınarak iyice yoğrulur, içinde kalmış olan hava, dışarı atılır ve artık çömlekçi çarkında kullanılmaya hazırdır.
Usta ile sohbet ederken biraz da fırın hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Fırının dış yüzeyi boz renkli, saman karışımlı bir toprak tabakasıyla kaplı. Fırının odunla yakıldığını öğrendim. Yakacak olarak yakın çevrede bolca buldukları çam ağaçlarını kullanıyorlardı. Zaten fırının yanına bir miktar kesilmiş çam ağacı stoklamış durumdaydı. Fırının pişme süresinin hem hava şartlarına, hem de fırın içindeki seramiklerin cins ve yoğunluğuna göre değiştiğini söyledi. Fakat kesin olarak pişirimin ne zaman tamamlandığını anlamak için ise, fırın bacasından uzatılan bir kuş tüyünün alev alması gerektiğini bilmeliymişiz.
Ustanın hanımı bu arada çömlekçi çarkında, İstanbul’daki bir otel için almış olduğu siparişi üretmekte. Biçim olarak Avanos yöresinde “vaşı” olarak adlandırılan salça hazırlamakta kullanılan kaba benziyor. Yanlarda iki adet fonksiyonel kulbu yer almakta ve yaklaşık çapı 40 cm ve yüksekliği ise 20 cm. civarlarında. Sene 1995 olunca üretime yönelik bir takım şikayetler de mevcut. Eskiden günlük kullanıma yönelik kap kacaklar üretirlerken, bunların yerini plastik aldı, metal aldı. Şükrediyorlar, yine de üretimin bir şekilde devam ettiğine. Bir tüccar için ürettikleri seramikler, İstanbul’da satılacak ve bir otelde kullanılacak. Fakat bu gidişle 10 yıla kalmaz, atölyelerin iş yapamayacak duruma geleceğini ve kapanmaya başlayacağından korkuyorlar.
Sene 2010 olunca, 15 yıl önce güdülen kaygıların sonunda gerçeğe dönüştüğünü rahatlıkla farkedebiliyoruz. Tarih sahnesinde geçen bunca zaman, var olma savaşında başarıyla çarpışan seramik artık Akköy için de teslim bayrağını çekmiş, yüzlerce yıla karşın son 15 yılda pes etmiştir.
Belki sene 2100 olacak, belki de bir başka tarih. Bu etkileyici çöküş içinde, pek çok faktörün rol aldığı gerçeği bir yana, o gün geldiğinde, yine o çanak çömleğe muhtaç olacağımız gerçeğinden korkmaktayım. Teknoloji ve medeniyet devi gün gelip de kendini yok ettiğinde, ateş yakmasını becerebilenlerden olmak ve toprağı pişirip seramik yapabilir olanlardan olmak... İşte önemli bir ayrıcalık.


M.Fatih KARAGÜL

18 Mart 2010 Perşembe

Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu




“Çanakkale Seramikleri Ece Abaat Yöresi Çömlekçiliği” S.Sevim, Y. Karaman, II. Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu Anadolu Üniversitesi 28 Haziran 2002 ESKİŞEHİR.















 

"Çanakkale - Akköy yöresi Fırın Curuflarıyla, Pişmiş Toprak Yüzeylerdeki Renklendirme Uygulamaları" M.Berrin Kayman, D.Berna Gündüz, III. Uluslararası Eskişehir Pişmiş Toprak Sempozyumu Anadolu Üniversitesi, 16-30 Haziran 2003 sf:104-109
















14-27 Haziran 2010 tarihinde Eskişehir Tepebaşı Belediyesince düzenlenecek olan 4.Pişmiş Toprak Sempozyumunda, Yrd.Doç. M.Fatih KARAGÜL " Çanakkale Seramiklerinin Günümüzdeki Durumu" başlıklı bildirisini sunacaktır.

17 Mart 2010 Çarşamba

ÖNEMLİ BENZERLİK



Geleneksel Çanakkale Seramiklerinin kökenine ve oluşumuna ilişkin daha önce pek çok yazı yazıldı ve farklı görüşler ileri sürüldü. Kimi durumda ise bu görüşler ortak bir noktada birleşti. Bu kısa yazı ve 2 görsel örnekle belki yeni bir tartışma ortamı oluşabilir düşüncesi ile öncelikle aşağıdaki 2 benzer resmi incelememiz gerekecek.
Ele almaya çalıştığım örneklerden soldaki; M:Ö:350-325 yıllarına tarihlenen ördek biçimli bir askos. Bu örnekte görülen biçim yapısı, başın oranı, şekli ve duruşu, kulbun biçimi ve konumu ile ayak yapısı, Çanakkale seramiği olduğu belirtilen sağdaki örnekle benzerlikler taşımakta. Özel bir koleksiyonda varlığını tepit ettiğim ördek biçimli kap, ilk bakışta Geleneksel Çanakkale seramikleri ile önemli benzer özellikler göstermekte. İşçilik, sır, çamur yapısı ve dekor gibi unsurlar bu iddiayı pekiştirmekte. Fakat biçim alışık olunan biçmlerle uyum sağlamamakta. Yine de bu iddia dahi tartışmaya değer. Bu örneğin orjinal geleneksel Çanakkale Seramiği olduğunu kabul ettiğimizi var sayalım, bu durumda Çanakkale'nin, Troia'nın Etrüsk'ler ile bağını haırlayalım. Tuhaf bir döngü ve bağlantı olamaz mı? Görüşlerinizi paylaşalım.

Pottery Production in the Troad Ancient and Modern Akköy

Doç.Dr.Billur Tekkök-Biçken tarafından Near Eastern Archeology VOL. LXIII NO.2 JUNE 2000 63:2 referanslı dergide 2000 yılında yayınlanan ve 94-101. sayfalarda yer alan makale, Çanakkal Ezine ilçesi Akköy çömlekçiliği ile ilgili önemli saptamaları içermektedir. Bilindiği üzere Akköy, Çanakkale için önemli seramik üretim noktalarından birisi olarak tarih sahnesinde yerini almış bulunmaktadır. Ne yazık ki günümüzde artık bu üretimden söz edebilmek mümkün değildir.

16 Mart 2010 Salı

300 yıllık bir el sanatları serüveni Çanakkale’de seramiğin dirilişi

Prof.Erdinç Bakla'nın, Züccaciye Dünyasına FOKUS adlı derginin Temmuz Ağustos 2008 sayısında 28-32. sf. larda yayınlamış olduğu yazısı aşağıda yer almaktadır. Konu ile ilgili önemli noktalara değinilen yazının tam metni de aşağıda yer almakta.



Çanakkale’nin çanak çömleğiyle, 1950’lerin ikinci yarısında tanıştım. Bu bir ‘ilk buluşma’ idi; çünkü daha çocuktum… Ama oyuna olduğu kadar, her güzel şeye merak duyduğum o yıllarda, Çanakkale seramikleri de, canlı renkleri ve çocuksu, naif formlarıyla beni çekmişti. Gençlik yıllarımda, birkaç tanıdık koleksiyoncunun ‘Çanakkale’ye ilgisi dışında, bu seramik türüyle pek bir alışverişim olmadı. Ancak 40’lı ve 50’li yaşlarımda, İznik’leri, Kütahya seramiklerini tanıdıktan sonra, Çanakkale ile daha fazla ilgilenmeye başladım. Çünkü Kütahya parçalar ve İznik’ler karşısında, bende hep kenara itilmiş, kadri bilinmemiş bir tür izlenimi bıraktı Çanakkale seramikleri: Çukur tabakları, küpleri, kâseleri, testi ve sürahileriyle… İşte belki de sırf bu yüzden, seramik koleksiyoncularının piyasasını takip ederken, “Çanakkale nasıl gidiyor?” sorusunu da kafamda hep taşıdım. Son yıllarda, Türk devri Çanakkale seramikleri antika piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Ama bugün Türkiye’de, antika piyasasının dışında da, Türk devri Çanakkale seramikleriyle ilgilenenler var… Bunların başında, ‘Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konseyi’ geliyor… Nedir bu ‘Konsey’ dedikleri; ne yapar, ne işler?.. Gelin biraz geri gidelim ve ‘Çanakkale’yi eski günlerdeki gibi bir seramik şehri yapmak’ sevdasının peşinde koşan bu Konsey’in 8 Mayıs 2008 Perşembe günü, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Terzioğlu Kampüsü’ndeki M. Kofmann Troia Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiği ilk toplantıyı izleyelim:
Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konseyi’nin öncülüğünü yaptığı bu ilk etkinlik; Mart 2008’de kurulan konseyin oluşumunun ve girişimlerinin Çanakkale halkına, Türk devri Çanakkale seramikleriyle ilgilenenlere duyurulması, projenin çalışma gruplarının tanıtılması amacını taşıyordu. Ayrıca bu etkinlik, akademik yaşamında Çanakkale seramiklerine özel bir önem vermiş olan seramik sanatçısı Prof. Dr. Erdinç Bakla’nın ‘Eşsiz Çanakkale Seramikleri’ adlı konferansıyla noktalanıyordu.Konsey çalışmalarından ve Erdinç Bakla’nın konferansından söz etmeden önce, söz konusu Konsey’in oluşumuna değinelim… Konsey, Çanakkale Rotary Kulübü’nün çabalarıyla; ama Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Ali Akdemir’in, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın Çanakkale Valisi Orhan Kırlı’nın desteklerini de alarak yola çıkmış gönüllü bir oluşum…Aslında Konsey Koordinatörü rotaryen Hülya Acar’ın dile getirdiğine göre, ‘Çanakkale’ye tekrar bir seramik şehri kimliği kazandırabilmek için’, ilk çalışmalar 2006’da başlıyor: Üniversite bünyesinde iki ulusal sempozyum ve iki de ulusal seramik yarışması gerçekleştirilmiş bugüne kadar. Çanakkale Belediyesi de bu kapsamda iki ulusal seramik yarışması düzenlemiş. Ama Hülya Acar’ın konuşmasında vurguladığı gibi, ‘Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konseyi’nin oluşumu, bu tür çabalara bir genel çatı sağlayacak. Bu oluşum; arkeolog Rüstem Aslan gibi bilim insanlarından Çanakkale’nin farklı sivil toplum örgütlerine kadar, kentin çok değişik kesimlerinin de gücünü arkasında toplamış… Üniversite rektörü, belediye başkanı ve Çanakkale Valisi de, bu noktayı kıvançla vurguladılar ve Türk devri Çanakkale seramiklerinin tanıtılacağı bu konferansın aynı zamanda, bir ‘Çanakkale Seramikleri Müzesi’ kurulması yolundaki çalışmaların duyuru platformu olduğunu bildirdiler…İyi güzel de, iş bir müzeye kadar gidecekse, bu noktada kimi sorular takılıyordu insanın kafasına: ‘Eski günlerde Çanakkale nasıl bir ‘seramik kenti’ idi? Nasıl oldu da bu özelliğini kaybetti? Bugünün Çanakkale’sinde ‘seramik’ ne durumda?Önce geçmişe bir göz atalım: 17. yüzyıl İstanbul’unun ikinci yarısını anlattığı ünlü ‘İstanbul’ kitabında çağdaş tarihçilerden Robert Mantran, Çanakkale’den gelen çömleklerin İstanbul’da satıldığını, belgeleriyle ortaya koyar. Zaten Prof. Dr. Gönül Öney’in ‘Türk Devri Çanakkale Seramikleri’ adlı çalışmasında (Çanakkale Seramik Fabrikaları Yayını, 1971, Ankara) vurguladığı gibi, Çanakkale’de seramik atölyeleri, ‘tahminen Beylikler Devri’nde de’ faaliyet göstermişlerdi. Ancak bugüne kadar, erken dönem tarihli bir Türk devri Çanakkale seramiği ortaya çıkarılamamıştı... Ama biliyoruz ki, 1701’de Çanakkale’yi ziyaret eden Edmund Chishull, kentte Doğu’ya özgü sırlı testiler yapıldığını görmüştü.

1743-45 tarihli yapıtında İngiliz gezgin R. A. Pococke da, o zamanlar 1.200 nüfuslu kentte, çanak-çömlek ticaretinin önemli bir yer tuttuğundan söz eder. Pococke, kentin adını da çömlek atölyelerinden aldığını, ‘Çanak Kalesi’ diye anıldığını yazar. Bu tarihlerde çanak-çömlek üretimi, ‘çark’ adı verilen torna tezgâhlarında, kırmızı çömlek kiliyle yapılırdı. Yüzeyleri beyaz bir astarla kaplandıktan sonra seramik, kobalt mavisi astar boyalarla işlenen bitki motifleriyle bezenirdi. Ardından şeffaf sırla kaplanan seramikler, 850-900 derecede fırınlanırdı…Çanakkale seramiklerinde, 18. yüzyıl ile 19. yüzyılın ilk yarısını kucaklayan dönemin ürünleri, stil, kompozisyon, renk ve desen örnekleriyle ilgi çeker. Kaba kırmızı ve ender olarak da bej hamurla, sır altı tekniğiyle işlenmiş bu ürünlerde, çoğunlukla saydam sır kullanılır. Desenler ise, kahverengi, kahverengine yakın bir mor, turuncu, sarı ve mavi-lacivert renklerle yapılır. 20. yüzyıl başlarına dek önemli bir seramik merkezi olan Çanakkale’de; çukur tabak, kâse, küp, sürahi, testi ve vazo üretimi ön planda olmuştur. En ustalıklı desenler, bugün İstanbul’daki Çinili Köşk Müzesi’nde, Londra’daki Victoria and Albert Museum’da, Atina’daki Benaki Müzesi’nde, Ankara’daki Etnografya Müzesi’nde bulunan çukur tabaklarda görülür. Bunlar çoğunlukla 22-23 santim çapında, çorba tabağı biçiminde, büyük ve kenarlı seramiklerdir. Desenler, çukur tabağın tüm yüzeyini kaplayacak şekilde, ortada yer alır.Çanakkale seramiklerine Avrupa’nın ilgisi, belli başlı müzelerin 1840’lardan itibaren yaptıkları satın almalarla gelişecektir: İlk örnek, 1845’te Paris’teki Sevres Müzesi’dir. Londra’daki Victoria and Albert Museum da, 1880 ve 1890’larda üst üste alımlar yapacaktır. Ancak bu parçalar, 19. yüzyılın ilk yarısına kadar olan örneklerdir. 19. yüzyılın ikinci yarısında, Çanakkale seramiklerinin kaderi değişecektir…19. yüzyılın sonlarında kente gelen yabancı gezginler, Çanakkale seramiklerinin Avrupa rekabeti karşısında gerilediğini yazarlar. Bu doğrudur; o dönemde bile kentte ihracata yönelik bir seramik üretimi vardır. Ama İstanbul piyasasını da kaplamış olan Avrupa porselenleriyle Çanakkale seramiklerinin yarışabileceği düşünülemez. Zaten bu nedenle olsa gerek, 19. yüzyılın ikinci yarısında, yaygın kullanıma dönük niteliksiz bir üretim öne çıkacak ve Çanakkale seramikleri bölgesel bir pazar içine hapsolacaktır. Bu dönemde, dolgun kabartmalarıyla adeta ‘barok’ bir tarza bürünen süsler, Çanakkale seramiklerinin karakteristik özelliği olacaktır. 20. yüzyıl başlarında ise, bu örneklerin daha da yozlaşmış olduğunu düşünen kimi akademisyen ve sanatçı, örneğin Prof. Dr. Gönül Öney, “Zevksiz, kötü kalite Çanakkaleler de, son derece acayip formlarıyla, modern çağın Pop Art örnekleri kadar çarpıcı olmaları bakımından dikkate değer…” diyecektir.Bugünün Çanakkale’sinde, 1960’larda kapatılan geleneksel atölyelerin ardından piyasayı kaplamış olan ve ‘hediyelik eşya’ diye pazarlanan ürünler, bu ‘soysuzlaşma’ düşüncesine hak verdirecek boyutları, dün olmasa da, bugün yakalamıştır!
Çağdaş atölyelerin kaliteli kopyalarıBugün, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin çatısı altında, bir ‘Seramik Bölümü’ de yer alıyor. Fatih Karagül’ün başkanlığındaki bu bölüm, ‘Çanakkale Seramikleri Araştırma-Geliştirme ve Uygulama Merkezi’ adı altında, akademisyenlerin denetiminde bir atölye oluşturmuş. Bu atölyenin kent merkezinde bir satış merkezi de var. Ayrıca Çanakkale’de, yine seramik bölümlerinden mezun kimi sanatçıların kurdukları farklı atölyeler de açılmış... Bu atölyelerde, değişik müzelerde yer alan 19. yüzyıl özgün Çanakkale seramiklerinin replikaları (birebir kopyaları) yapıldığı gibi, sanatçıların stilize çalışmaları da satışa sunuluyor. Bu atölyelerden biri, Reyhan Güleç Hoşnut’un ‘Reyhan’ Seramik Atölyesi (İnönü Cad. No. 185/A; Tel.: 0 286 213 92 87), diğeri de Ayşe Künelgin Gürkan’ın ‘Kepenek Keramik’ adlı atölyesi (Kemalpaşa Mah. Fetvane Sok., Yalı Hanı; Tel.: 0 286 213 25 79)… Bu atölyede, fotoğrafta da görüldüğü gibi, değişik replikalar, açıklamalarıyla birlikte yer alıyor vitrinlerde: Fotoğrafın sol üst köşesinde yer alan halka gövdeli testinin altında, İstanbul’daki Çinili Köşk Müzesi’nin envanter defterine kayıtlı balık motifli bir çukur tabak (1750-1850); hemen onun altında, yine aynı döneme ait ve Ankara Etnoğrafya Müzesi’nden, fisto motifli, şeffaf sırlı, krem rengi bir çukur tabak göze çarpıyor. Daha sağda, ortada, dik duran çukur tabak ise, yine Çinili Köşk’ten ve kenarlarında, aralıklarla doldurulmuş kafes motifi yer alıyor. En sağdaki balık motifli çukur tabak ise, yine Çinili Köşk’ten ve 1750-1850 dönemlerinden…
Ama son yıllarda, özellikle Onsekiz Mart Üniversitesi’nin yarattığı ortam ve getirdiği olanaklar çerçevesinde, genç kuşak kimi seramik sanatçıları, açtıkları özel atölyelerde, Çanakkale seramiklerinin seçkin örneklerinin kopyalarını üretiyor, bu arada özgün stilize ürünler de yaratıyorlar. İşte 1670’lerden bugüne, Çanakkale seramiklerinin serüvenini yakından takip etmiş olan Prof. Dr. Erdinç Bakla da, bu tür seramik atölyelerinin gelişip yaygınlaşması çabasının, Çanakkale seramiklerine geçmiş günlerin ününü kazandıracağını düşünüyor…1963’te kapanan son iki seramik atölyesinden birinde ‘çıraklık yapmış olma onurunu taşıdığını’ söyleyen Erdinç Bakla’nın Çanakkale seramikleriyle kader birliği, 1973’te İstanbul’da açtığı ilk ‘Çanakkale Seramikleri’ sergisiyle sürmüş. Bir dia gösterisiyle renklendirdiği konferansında Erdinç Bakla; Suna Kıraç, Süleyman Bodur, Bedri Rahmi Eyuboğlu gibi koleksiyoncuların parçalarını bir araya getiren söz konusu o serginin en ilginç yönünü de, bugün bize fotoğraflarla aktarıyor: Çanakkale seramiğinin son ustalarından Hasan ve ‘Fiyakalı İbrahim’ ustalar, bir ‘torna çekme’ gösterisiyle katılmışlar bu sergiye… 1982’den itibaren de, Çanakkale seramikçiliğini yeniden canlandırma projeleri içinde yönlendirici olarak yer alan Erdinç Bakla, seramik müzesi, uluslararası yarışmalar, sempozyum ve konferanslar, bir de tabii ki, kaliteli yayınlar yoluyla, ‘Eşsiz Seramikler Kenti’ sıfatının Çanakkale’ye verilebileceğini düşünüyor.

20 bin TL.lik Çanakkale Seramiği

8 kasım 2009 tarihinde Nişantaşı Müzayede tarafından düzenlenen 29. müzayede, 32 santimetre çapındaki bir tabak, 9 bin liradan açılan açık artırmada 20 bin TL`ye satıldı. Seramik sanatçısı Prof. Erdinç Bakla, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk zanaatinin bir ürünü olan tabağın, ilk defa saray zanaati olan birçok İznik seramiğinin fiyatını geride bıraktığına işaret etti. Kal'a-i Sultaniye'nin (Çimenlik Kalesi) Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmasıyla çevresinde yerleşimin başladığını anlatan Erdinç Bakla, yaklaşık 10 yıl sonra da Çanakkale`de ilk çanak atölyesinin faaliyete geçtiğini söyledi. Bakla, 1960`lı yıllarda kapanan son atölyeye kadar, yöredeki eşsiz seramiklerin üretiminin 490 yıl sürdüğünü belirterek, "Ürünler her ne kadar bir zanaat ürünü olsa da üretilen bazı parçaların son derece özgün işler olması, Çanakkale seramiklerine haklı bir şöhret sağlamış ve eserlerin çoğu sanat eseri olarak kabul edilmiştir. Müzayedede satılan tabak, gerçek bir şaheserdir. Bir eşi daha yoktur ve halk zanaatinin sade görkemini ortaya koymaktadır" diye konuştu. Kente tekrar "Seramik Şehri" kişiliği kazandırmak için 2008 yılının nisan ayında Valilik, Belediye Başkanlığı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ve Rotary Kulübü tarafından "Seramik Şehri Çanakkale Konseyi" kurulduğunu ifade eden Bakla, konseyin etkin çalışmalar ortaya koyup, şehrin "Seramik Şehri" olduğunu özellikle sanat çevrelerine ve koleksiyon sahiplerine duyurduğunu söyledi. Erdinç Bakla, etkin çalışmaların semeresini verip, Çanakkale seramikleri toplayan koleksiyoncuların her müzayedede eşsiz halk zanaati seramiklerin peşine düşüp, ürünlerin fiyatlarında hızlı bir artışa neden olduğunu belirtti. Bunun en somut örneğinin Nişantaşı'ndaki müzayedede yaşandığını anlatan Erdinç Bakla, Çanakkale'nin son yıllarda hızla kabuk değiştirdiğini, şehre adını veren halk zanaatinin tekrar hatırlandığını, İstanbul'daki koleksiyoncular, müzayede firmaları sahipleri ile sanatçıların şehirdeki etkinlikleri yakından izlemeye başladığını kaydetti.
Kaynaklar:
1) http://www.tumgazeteler.com/?a=5702943
2) http://www.bugun.com.tr/haber-detay/83657-20-bin-liralik-tabak-haberi.aspx
3) http://nisantasimuzayede.com/

18 Şubat 2010 Perşembe

Ulusal Seramik Çalıştayı


12-25 Eylül 2005 tarihleri arasında ÇOMÜ GSF Seramik Bölümü'nün çok ortaklı düzenlediği (ÇASEM, ...) seramik çalıştayına katılan Tüzüm Kızılcan'ın üretmiş olduğu at başlı Geleneksel Çanakkale Seramiği yorumları. Gerçekleştirilmiş olan bu sempozyumda sunuların bildirilerin yanı sıra katılımcıların ürettikleri yapıtlar çalıştay sergisinde ilgililere sunulmuştur.

17 Şubat 2010 Çarşamba

ÇOMÜ, Truva atı yorumu ile Singapur'da temsil edildi.




Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü'nden Bölüm Başkanı ve ÇASEM Müdürü Yrd.Doç.M.Fatih Karagül, Öğr.Gör.M.Berrin Kayman ve son sınıf öğrencisi Numan Suçağlar, Joyce Art Gallery davetlisi olarak Singapur Essex Art Colony'de (21 Ağustos-4 Ekim 2009) düzenlenen 2009 Singapore Art Show sanat etkinliğine katıldılar. Etkinlik bünyesinde gerçekleştirilen çalıştay, özellikle uzakdoğulu ve batılı sanatçı ve sanat severlerin yoğun ilgisi ile karşılandı. Üretilen seramikler arasında geleneksel Çanakkale seramikleri ve zoomorfik kapların sentezi ile, çağdaş at başlı şişe uygulamaları da gerçekleştirildi. Plastik sanatlar ve sahne sanatları ile geniş katılımın olduğu Singapore Art Show kapsamında,  kent genelindeki pek çok farklı noktada eş zamanlı düzenlenen etkinliklerinde sanatın farklı alanında yapıtlar sergilendi ve sahnelendi.
 

Prof.Erdinç Bakla'nın sırı

16 Şubat 2008 tarihinde Prof.Erdinç Bakla'nın İstanbul'daki evinde gerçekleştirilen röportajın küçük bir kısmında açıkladığı Geleneksel Çanakkale Seramiklerinde kullanılan en temel sırın reçetesini, Prof.Erdinç Bakla'nın kendi ağzından dinleyebilirsiniz.

ZEKİ USTA'NIN AT BAŞLI TESTİSİ


Eceabat'lı Zeki Usta atölyesinde üretilen Atbaşlı testi örneklerinden. Heybetli boyutu ve detaylı aplikasyonları ile dikkat çekici bir örnek.

ISLIK ÇALAN SERAMİKLER


Kendimce sırf merak uğruna tasarlayarak 2006 yılında ürettiğim at başlı testi yorumlarım. Küçük boyutları ile turistlere hitabetmekte ve üfleme deliğinden kontrollü üflenen hava ile her örnekten farklı tonda elde edilebilen ıslık sesi duyulmakta. Anadolu'da tarih öncesinde sıklıkla görülen riton ve antropomorfik kap geleneğinin, Geleneksel Çanakkale atlı testilerinde ele alınan at imajı ile gerçekleştirilen bir yorum sonucu ortaya çıkan bu basit formlar, anı objesi olmanın ötesinde sofralarda fonksiyonelliği ile de yer alabilecek örnekler. Rahatlıkla yağdanlık ve sirkelik olarak kullanabilir. Kendi adıma yoğun bir çömlekçi çarkı uygulayıcısı değilim. Fakat bunu yapan arkadaşlara tavsiyem küçük boyutlu ve fonksiyonel çalışmalara ağırlık vermeleri. Biçimsel açıdan da sıradanlıktan uzaklaştıklarında, uygun fiyatla satışlarını arttırabilirler. Önemli olan alışveriş yapacak kişinin kaliteli ürünü ucuza ve çokca alıp, sağlıklı biçimde gideceği yere ulaştırabilmesi.

6 KULPLU TESTİ


Çanakkale'li seramik sevdalısı Perihan Mut Hanımefendi tarafından tespit edilip, izni ile fotoğrafladığım bu örnek, yeşil rengi ile geleneksel Çanakkale örneklerini andırsa da, altı adet kulba sahip oluşu ile sıra dışı bir örnek olarak karşımıza çıkmakta. Daha önce Geleneksel Çanakkale seramikleri arasında altı kulplu testi daha önce hiç görmedim. Dolayısı ile kesin bir yargıya varmak da güç. Fotoğraftaki seramik hakkındaki yorumları buradan paylaşabilirsiniz.

Eskiden Yeniye Çanakkale Seramikleri yarışması

2005 yılında ÇOMÜ ESAM tarafından örnek olması amacıyla, hediyelik eşya ve serbest tasarım alanında düzenlenen yarışma, seramik adına önem arzetmektedir. SEÇİCİ KURUL:  Prof.Dr.Tülay UĞUZMAN, Prof. Hamiye ÇOLAKOĞLU, Prof. Erdinç BAKLA, Yrd. Doç. Belgin PEKPELVAN, Yrd. Doç. Buket GÜREL, Yrd. Doç. M.Fatih KARAGÜL, Öğr.Gör.Ayşe GÜLER,  Erol SAZCI  Mustafa TUNÇALP, İsmail ERTEN,  Mehmet YAĞIZ. Yarışma sonunda ödül alan ve sergilenen seramikleri içeren bir katalog bastırılmıştır.

Hediyelik eşya 1.si: Dilek ÇAKIR
Serbest tasarım 1.si: Leman KALAY

Çanakkale Seramiğinin Dünü, Bugünü, Yarını Sempozyumu



18-21 Nisan 2000 tarihinde Prof.Dr. Veli Sevinin başkanlığında, ÇOMÜ GSF Dekanlığı olarak Çanakkale Seramiğinin Dünü, Bugünü, Yarını, I.Seramik Sempozyumu düzenlenmişti. Bu etkinliğe ilişkin pek fazla bir bilgi bulunmamakla birlikte, ilk oluşu açısından çok önemlidir. Elinde konu ile ilgili bilgi bulunanların mfkaragul@gmail.com adresine yollamaları rica olunur.

2. Uluslararası Avanos Seramik Sempozyumu'u bildiriler kitabı


2001 yılında, 2. Uluslararası Avanos Seramik Sempozyumu'u kapsamında, "Seramik Sanatı ve Sorunları" başlığında gerçekleştirilen sunumlar arasında ÇOMÜ den öğretim üyesi Yrd.Doç.Ayşe Güler'in "Çanakkale Çan ilçesi Yaveller Köyü çömlekçiliği" hakkında bir bildirisi yer almakta. Bildiriler kitapçığının 21-38 sf.arasında yer alan bu bildirinin, Çanakkale adına önemli olduğunu düşünüğümden paylaşmak istedim. Talep olması durumunda ilgilenenlere yolllanacaktır.

Anadolu'da Yaşamakta Olan İlkel Çömlekçilik kitabı


Çok değerli Hocamız Prof.Güngör Güner'in 1988 yılında yayınladığı "Anadolu'da Yaşamakta Olan İlkel Çömlekçilik" adlı kitabında, 69. sayfada Çannakkale seramiklerine yer verilmiştir. İlgilenenlere ilgili sayfa yollanacaktır.

Çanakkale Seramikleri Kolokyumu Bildirileri


Çanakkale Seramikleri Kolokyumu Bildirileri. 2008, Antalya

Suna - İnan Kıraç Akdeniz Araştırma Enstitüsü'nün Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü ile birlikte 02 Nisan 2007 tarihinde düzenledikleri "Çanakkale Seramikleri Kolokyumu", bu alanda 1971 yılında yayımlanan ve ilk tanıtıcı çalışma olan "Türk Devri Çanakkale Seramikleri. Turkish Period Çanakkale Ceramics" başlıklı kitaptan bu yana, Çanakkale seramiklerine artan ilgiyi, oluşturulan koleksiyonlar, yeni yayınlar, araştırmalar ve uygulamalar ile bu alanda ne kadar yol alındığını göstermektedir. Bu konuda en büyük destekleyicilerin başında, oluşturdukları koleksiyonlar ve yayınlarla müteveffa Sevgi Gönül'ün yönetimindeki Vehbi Koç Vakfı, Sadberk Hanım Müzesi ve Suna - İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırmaları Enstitüsü (AKMED) gelmektedir. Enstitü 1996 yayınladığı "Çanakkale Seramikleri/Çanakkale Ceramics" ile de Kaleiçi Müzesi'nde sergilenen ve hâlâ genişletilmeye devam eden koleksiyonu bilim dünyası ile paylaşmıştır.
İÇİNDEKİLER Sunuş :Gönül Öney
-Katherina Korre-Zographou"The Spreading of the Çanakkale Ceramics throughout the Aegean Islands"
-Sevim Çizer"Çanakkale Örneğinde Batı Anadolu Seramikçiliğinin Ege Adalarındaki Uzantıları"
-Lale Doğer"İzmir Agorası Kazılarından Çanakkale Seramikleri ve Diğer Talep Noktaları"
-Tülay Uğuzman"Halk Kültürünü Koruma, Yaşatma ve Geleceğe Aktarma Konusunda Somut Bir Adım: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ulusal Seramik Çalıştayı"
-Selahattin Pekşen"Çanakkale Seramiklerinin Yeniden Yapılanma Çabaları ve Sonucu"
-M. Fatih Karagül "Avustralya’dan Gelen İki Şerbetlik ve Kahverengi Sır Araştırmaları"
-Ayşe Güler"Osmanlı Dönemi Çanakkale’de Seramik Atölyelerinin Konumlandıkları Mahaller, Üretim Potansiyeli ve Ürün Türleri"
-M. Berrin Kayman"Akköy Yöresi Fırın Cürufları Üzerine Değerlendirme"
Ek 1: Dimitris Hatziyiannis "Ceramic Workshop: Traditional Ceramics from Agiasos-Lesvos"
Ek 2: Kolokyum programı


Burada, Kolokyumda sunmuş olduğum bildiriyi kısaltılmış olarak bulacaksınız.


AVUSTRALYA’DAN GELEN İKİ ŞERBETLİK VE
 KAHVERENGİ  SIR ARAŞTIRMALARI

Yrd.Doç. M.Fatih KARAGÜL
(Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü Öğretim Üyesi, Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Müdürü)

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ne, T.C. Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile, ˝The Silver Society of Australia˝ tarafından 2 adet Çanakkale seramiği kazandırılmıştır. Güzel Sanatlar Fakültesi’ne, 03.08.2006 tarihinde teslim edilen bu iki Çanakkale seramiği, teslim evraklarında her ne kadar şerbetlik olarak adlandırılmış ise de, seramiklerden biri at biçimli kap olup, diğeri ise kahverengi sırlı şerbetliktir. At biçimli kap (Bkz. Levha 1) , Suna İnan Kolleksiyonunun yayınlanmış olduğu Çanakkale Seramikleri katalogunun 114. sayfasında yer alan 164 nolu örnekle benzerdir. Konumuzu oluşturan kahverengi sırlı şerbetliğin ise (Bkz. Levha 3) , nadir bir örnek olduğu tahmin edilmektedir. Bu şerbetlik, Suna İnan Kıraç Kolleksiyonu’nun yayınladığı katalogun (yayın no:1, 1996, İstanbul) 107.sayfasındaki, 152 numaralı resimdeki şerbetliği, biçimsel olarak andırsa da, aralarında belirgin farklar bulunmaktadır.

Yapılacak araştırmada, kahverengi sırlı bu şerbetliğin tanıtılması ve yüzeyinde kullanılmış olan kahverengi sırın, deneysel olarak yeniden üretilebilirliği üzerinde çalışmalar gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Laboratuar ortamında hazırlanarak seri olarak üretilebilecek bu sırın, günümüzde az da olsa Çanakkale Seramiği üretmeye çalışan küçük çaplı atölyelere bir renk önerisi olarak sunulması, hedeflenen bir diğer amaçtır. Bu atölyeler ürettikleri seramiklerde, diğer orijinal Çanakkale renklerini kullanmadan, ağırlıklı olarak yeşil ve şeffaf sır tercih etmektedirler. Tespit edilerek sunulacak olan kahverengi sır ile, az da olsa üretimi süren seramiklere olumlu bir renk önerisi sunulup, Çanakkale Seramiklerinin yaşatılmasına katkı sağlanmış olacaktır.


SERAMİKLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ
AT BİÇİMLİ KAP:
Form, kırmızı çömlekçi çamuru ile 7 ayrı parça halinde şekillendirilerek, bu parçaların monte edilmesiyle oluşturulmuştur. Sır altında çamur yüzeye beyaz astar uygulaması gerçekleştirilmiştir. Ayak kısımları astarsız bırakılmıştır. Astar tabakasının üzerine renksiz şeffaf sır uygulanmış olan form yüzeyinde, yer yer bakır ile yeşil akıtma dekor uygulanmıştır. Burun, gözler, yele, yular, eğer, kuyruk ve göğüste yer alan madalyon, formun bütünü şekillendirildikten sonra, yüzeye monte edilmişlerdir. Kuyruk, sol arka ayağa doğru hafifçe kıvrılarak monte edilmiştir. Göğüste yer alan 18 dilimli madalyonun tam orta kısmında küçük bir çıkıntı yer almaktadır (Bkz. Levha 2c).  Ön ayakların omuz hizası ve göğüste yer alan madalyonun üst kısmında soğuk kahverengi boya ile bitkisel dekorlar yer almaktadır. Yine aynı soğuk boya yele ve eğer bölgesinde de göze çarpmaktadır. Formun toplam yüksekliği 28,2 cm., gövde uzunluğu 14 cm., gövde genişliği 5,5 cm., ayak çapı 2,8 cm., ön ve arka ayak arası açıklığı 8,8 cm., baş uzunluğu 6 cm., kuyruk uzunluğu 9 cm.dir. Sol ön ayakta çok küçük bir kırık mevcuttur.

 
ŞERBETLİK:
Form, kırmızı çömlekçi çamuru ile tek parça halinde şekillendirilip, kulp ve emzik sonradan monte edilmiştir. Sır altında astar kullanılmamış olup, kullanılan kahverengi sır doğrudan çamur yüzeye uygulanmıştır. Formun emzik, boyun ve doldurma kısmı ilgi çekicidir. Emzik sıra dışı bir şekillendirme örneği sergilemektedir ve boyunla ağız arasına bağlantılıdır. Emzik yapısı uç kısımda kübik bir görünümde olup, akıtacak ise daireseldir. Emziğin üstünde yer alan uzunlamasına çıkıntı muhtemelen çeşitleme kaygısı ile oluşturulmuştur. Emzik monte edilirken dik aksı bozulmuş ve yamuk bir şekilde bırakılmıştır.  Emzik monte edilirken dik aksı her ne kadar bozulmuş olsa da, formun bütününde yer alan mükemmeliyetçi yaklaşımı ve fonksiyonelliği olumsuz anlamda etkilememektedir.  Formun ağız kısmını oluşturan parçada 3 şeritli yiv yer almakta, boyunda ise yine 3 boğum fark edilmektedir. Kulpun bir ucu, boyundaki ikinci boğuma monte edilmiş,  diğer ucu ise omzun hemen altına monte edilmiştir (Bkz. Levha 4).

Gövdenin temel formu ters damla yapısında olup, yüksek bir ayağın üstüne yerleştirilmiştir. Formun boyun ve omuz hizasında yer alan sade rölyefler yine ustalıkla işlenmiştir. Abartısız yapraklar, emziğin hemen altında ve omzun her iki yanında birer tek olmak üzere yer almaktadır. Bu formun diğer bir özelliği de sır yüzeyindeki farklı bölgelerde görülebilen redüksiyon lekelerinin varlığıdır (Bkz. Levha 5). Yanardöner görünümlü bu redüksiyon lekeleri, formun klasik olarak odunlu ateşte pişmiş olduğunu belgelemektedir. Şerbetliğin genel ölçüleri ise şöyledir: Toplam Yükseklik 24,3 cm., karın çapı 16,2 cm., kaide yüksekliği: 3 cm., ağız çapı: 5 cm., ayak çapı: 8,5 cm. İncelenen her iki formun da 19.yy.ın sonu 20.yy.ın başına tarihlendiği düşünülmektedir.

 

KAHVERENGİ SIR UYGULAMALARI
Temel araştırma konumuzu oluşturan kahverengi şerbetliğin dış yüzeyini kaplayan sır yüzeyi üstünde, herhangi bir sır üstü soğuk dekor uygulaması yer almamaktadır. Bu nedenle yüzeydeki kahverengi sır, hiçbir olumsuz dış etkide kalmadan doğal güzelliğiyle fark edilebilmektedir. Bu kahverengi sırın Çanakkale seramiklerinde kullanılmış olduğu, AKMED Müzesi’ndeki farklı örneklerde de  görülebilmektedir. Ne var ki, günümüzde Çanakkale’de, Çanakkale Seramiklerini geleneksel yöntemlerle düzenli olarak üreten atölyeler tamamen kapanmış bulunmaktadır. Yalnızca Çanakkale Merkezindeki bir kaç sanat atölyesinde az sayıda Çanakkale seramiği üretilmekte ve bu örnekler ise Çanakkale’de üretilip satılan diğer kalitesiz seramiklerle rekabet edebilecek boyutta bulunmamaktadır.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesinde yer alan araştırma merkezlerinden olan ÇASEM, 2000 yılından beri Çanakkale seramikleri konusunda endüstriyel yöntemlerle uygulamalar yapmaktadır. Bu sayede Çanakkale seramiklerinin yaşatılması için önemli bir adım atılmış bulunmaktadır. 2007 yılından itibaren ise, üretim yöntemi olarak geleneksel üretim yöntemi olan çömlekçi tornasında şekillendirme, tarafımızca ilk kez bilinçli olarak devreye sokulmuş bulunmaktadır.

ÇASEM bünyesinde üretilen seramikler; at başlı ve aynalı testiler, şerbetlikler, küp çeşitleri, at ve fıçı biçimli kap, gemili gaz lambaları, yapraklı tabak çeşitleri, fırça dekorlu tabak çeşitleri olarak sıralanabilir. Bunun yanı sıra, yoruma dayalı ürünler de merkez atölyelerinde üretilmektedir. Tüm bu seramikler ağırlıklı olarak şeffaf yeşil ve daha az olmak üzere renksiz şeffaf sırla sırlanmaktadır. Çanakkale seramiklerinde kullanılmış olan sırların zenginliği göz önünde bulundurulduğunda, bu eksikliği giderebilmek amacıyla, inceleme konumuzu oluşturan kahverengi şerbetlik, bu konuda fikir verici olmuş ve kahverengi sır denemeleri üzerine deneysel çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

Kahverengi sır denemeleri için reçeteler hazırlanırken, orijinal Çanakkale seramiklerinin odun ateşinde, çok yüksek olmayan derecelerde pişirildiği gerçeğinden hareketle, test sırlarının da çok yüksek derecelere gereksinim duymadan olgunlaşabilmesi hedeflenmiştir. 935 oC de olgunlaşabilecek test sırları, elektrikli fırında pişirilerek farklı oranlardaki renklendirici oksitler kullanılmış ve farklı kahverengi tonlarına ulaşılmıştır.

Sırın ana bünyesi renklerin doygun ve yüzeyin parlak olabilmesi için ergitici ağırlıklı hammaddelerden oluşturulmuştur. 100 gramlık tartım reçetesinde sırın ana bünyesi sülyen (40 gr.), boraks (40 gr.) ve sodyum feldspattan (20 gr.) oluşturulmuştur (Bkz. Tablo 1). Testlerin genelinde renklendirici olarak temelde demir oksit ağırlıklı kullanılmış, değişkenlik sağlamak için krom oksit ve bakır tualinden farklı oranlarda yararlanılmıştır (Bkz. Levha 7 ve 8). Astarlı ve astarsız yüzeylerde tek ve çift kat olarak kırmızı çömlekçi çamuru yüzeyinde gerçekleştirilen testlerde, en olumlu sonuçlar, demir­ ve bakır kombinasyonlarından elde edilmiştir. Ulaşılmaya çalışan kahverengi için 7,6 gr. Demir oksit ve 1 gr bakır tual, en uygun sonucu vermiştir. 02 nolu test orijinal örneğe benzer bir sonuç vermiş ve testler hedefine ulaştığından araştırmaya son verilmiştir (Bkz. Tablo 2).

Oluşturulan sırın yapısının kurşun alkali ağırlıklı oluşundan, çok miktarda hazırlanacak olan sırlarda, bekleme durumunda çökme gerçekleşecektir. Sırın kullanım aşamasında iyice karıştırılmaması durumunda, ton değerinde açılma olacağı unutulmamalıdır. Ayrıca, hazırlanan sırın fonksiyonel olmayan ürünlerde kullanılması hedeflendiğinden, sülyen kullanımında herhangi bir çekince görülmemiştir. Aynı sırın fonksiyonel kullanım eşyalarında değerlendirilmesi durumunda, ise sırın firitlenerek kullanılması olasıdır.

SONUÇ
Elde edilen kahve rengi sırın, ÇASEM bünyesinde kullanılma sokularak, renk alternatiflerine yenilik getirip, Çanakkale seramiklerinde çeşitlilik sağlanması planlanmaktadır. Bu testler sonucunda çalışmanın deneysel oluşu çok olumlu sonuçlar doğurmuş olup, istem dışı olarak yeni bir sarı sır reçetesine daha ulaşılmıştır. Testler sonucunda elde edilen sarı sır (Bkz. Tablo 2, sır no: 10), Çanakkale seramiklerinde kullanılan sarı renkli sırlarla benzer olup, seri üretimlerde rahatlıkla kullanılabilecek niteliktedir.

Gerçekleştirilen testler, Çanakkale seramiklerinde kullanılan sırların bir gizem olmadığını ve rahatlıkla yeniden üretilebileceklerini ortaya koymuştur. Önemli olan nokta ise Çanakkale seramikleri örneğinde olduğu gibi kültürümüze sahip çıkıp, onu koruyup yaşatabilmek için bilinçli adımların atılması gerçeğidir. Bu doğrultuda bilginin üretilip paylaşımı önem kazanmaktadır. Amacımız; Üniversite olarak bu konuda gerçekleştirdiğimiz küçük bir adımla elde edilen verileri uygulamaya geçirip, ürettiğimiz Çanakkale seramikleriyle, önce Çanakkale’li üreticilere doğru bir örnek olmak ve daha sonrasında, onlara gerçekleştireceğimiz bilgi aktarımıyla üreticileri Çanakkale seramiği üretmeye teşvik edici olmaktır. Bu küçük adımlar sayesinde, yerel seramik üreticilerinin, geleneksel Çanakkale seramiğini yeniden bilinçli bir şekilde üretiyor olması, karşımıza kültürel ve sanatsal anlamda büyük bir adım olarak çıkacaktır.

Bu makaledeki yazı ve görseller izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Türk Devri Çanakkale Seramikleri Kitabı


Prof.Gönül Öney tarafından 1971 yılında yazılmış ve Çanakkale Seramik Fabrikaları tarafından yayınlanmış "Türk Devri Çanakkale Seramikleri" adlı bu kitap, uzun yıllar konusunda ilk kaynaklardan birisi olmuştur. Terminolojisi ve tanımlamaları ile sanat tarihçilerin bakış açısına hitap eden bu kitap, özellikle de eskimiş bilgileriyle seramikçiler tarafından sıklıkla eleştiri almaktadır. Yine de her seramikçinin kitaplığında bulunmasında yarar var.
Kaynak: M.F.Karagül Arşivi

Çanakkale Seramikleri Kitabı


Çanakkale Seramikleri. Ara Altun - Şebnem Akalın - Belgin Demirsar - Hülya Yılmaz. 1996, İstanbul
17. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Çanakkale'de üretilen, İznik ve Kütahya çinilerinden çok farklı özelliklere sahip bir Seramik türüdür. Müzelerin ve koleksiyoncuların son yıllarda Çanakkale Seramik'lerine giderek artan ilgileri ile bu eserlerin çok çeşitli örnekleri belirlenmekte ve sergilenmektedir. Bu seramiklerde iri gözenekli kırmızı, ender olarak da bej renkli bir hamur kullanılmıştır. 17. yüzyıl sonu - 18. yüzyıla ait erken örneklerde en çok, büyük boy çukur çanak, tabak ve küplerin yapıldığı görülür. Desenler yeşilimsi renksiz veya bej renkli şeffaf bir sır altına boyanmıştır. Sır altındaki boyama renkleri en çok morumsu koyu kahverengi, turuncu, sarı, lacivert ve beyazdır.
18. yüzyılda desen fırça darbeleriyle verilmiş etkisi yaratır. Soyut çiçek rozetler, benekler, yelkenliler, kalyonlar, camiler, köşkler, kuşlar, balıklar, hayvanlar büyük bir ustalıkla özlü ve soyut şekilde işlenmiştir. 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarına ait Çanakkale seramiklerinin kalitesi daha düşüktür. Genellikle küp, ibrik, testi, vazo, şekerlik, saksı, mangal, çanak, çömlek, tabak matara, şamdan, fincan, lamba, hokka, demlik, hayvan veya insan şeklinde biblo gibi çok çeşitli bir kullanım alanına sahip olduklarını görüyoruz. Bu örneklerde tek renk şeffaf krem, yeşil, sarı, kahverengi, mor sır kullanıldığı gibi, çoğu kez boyama bezemelerinin yanı sıra kabarık, barok karakterli iri rozetler, yapraklar, çiçekler de işlenir. Geç dönem Çanakkale seramikleri acayip şekilleri, aşırılığa kaçan bezemeleriyle olağanüstü ilginç eserlerdir.
Bu kitapta Çanakkale seramiklerinin genel bir tanıtımı yapıldıktan sonra Suna & İnan Kıraç koleksiyonundan seçilmiş 252 adet esere ait katalog bilgileri renkli fotoğrafları ile birlikte yer almaktadır. Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitap 160 sayfadan oluşmaktadır.


ERDİNÇ BAKLA ve ÇANAKKALE YORUMLARI

Çanakkale için seramik adına çok önemli girişimlerde bulunan ve bu konuda emeğini esirgemeyen Prof.Erdinç Bakla'nın 1970-1972 yılları arasında geleneksel Çanakkale seramiklerinden esinlenerek oluşturduğu, çağdaş uyarlamalar, sanat tarihi, seramik ve tasarım adına bizlere önemli veriler sunmakta.

AKKÖY FRAGMANLARI


2000 yılında Ç.O.M.Ü G.S.F. Seramik Bölümü olarak Çanakkale Ezine ilçesinin Akköy adlı köyüne seramikçiler olarak mesleki bir gezi düzenlendi. Dönemin G.S.F. Dekan Yardımcısı Doç.Dr.Necla Arslan Sevin önderliğinde gerçekleştirilen bu gezi sırasında, o dönem emekliye ayrılmış kadın çömlekçilerden Ayşe ve Emine Hanım ziyaret edildi. Gezi sırasında ayrıca bir hamam yıkıntısı olduğu tahmin edilen yapı çevresinde (ki bu alan tarla olarak kullanılmaktaydı) geleneksel Çanakkale seramiklerine ait olduğu belirlenen seramik parçaları tespit edildi ve bir kısmı eğitim amaçlı, etüdlük örnekler olarak arşivlendi. Aynı gezi sırasında son Aköy'lü ustalardan olan Mehmet Ali Gümüş'e ait atölyeye gidildi (1995 yılında Prof.Dr.Ümit Serdaroğlu tarafından M.Fatih Karagül incelemeler ve röportaj yapılması amacıyla görevlendirilmişti). Atölyenin dağılmış ve fırının ise yıkılmış olduğu tespit edilmiştir. Yukarıda görülen seramik kırıkları ise Akköy'ün zengin geçmişine ışık tutmaktadır.

Uzman Necati IŞIK ödül aldı

Çanakkale Rotaract Kulübü’nün 7. kuruluş yıldönümü kutlama etkinlikleri çerçevesinde belirlenen Meslek Hizmet Ödülleri sahiplerine takdim edildi. Çanakkale’de deneyimlerini halk ile paylaşan örnek iş ve meslek sahiplerini tanıtmak ve onurlandırmak için başarılı yöneticilere ve çalışanlara verilen Meslek Hizmet Ödülü törenine Çanakkale’de bulunan iş ve meslek sahibi birçok davetli katıldı. Eğitim, Sağlık, Spor, Sanat, Genç İş Adamları, Sivil Toplum Kuruluşları gibi birçok alanda ödüllerin dağıtıldığı törende, ÇASEM bünyesinde seramik alanında gerçekleştirdiği çalışmalar ve Çanakkale Seramiklerinin yaşatılmasına sağladığı 10 yıllık katkı nedeniyle, Uzman Necati IŞIK, meslek hizmetödüle layık görüldü.

20 Kasım 2009 Cuma

Çağdaş Çanakkale yorumları: Onur Öztürk


Çanakkale'de yaşayan ve Çan MYO'nda görevli Onur Öztürk'ün şekillendirdiği bu çok başlı at biçimli kap, turkuaz sırıyla dikkat çekmekte.
Kaynak: http://www.facebook.com/photo_search.php?oid=143425420387&view=all#/photo.php?pid=706153&o=all&op=1&view=all&subj=143425420387&aid=-1&id=1138527115&oid=143425420387

Çağdaş Çanakkale yorumları: Ayhan Taşkıran


Çanakkale'de yaşamakta olan seramikçi Ayhan Taşkıran'ın üretmiş olduğu at biçimli kap yorumları. Dikkat edilirse atlar binicili olarak şekillendirilmiş.<
Kaynak: http://www.facebook.com/photo_search.php?oid=143425420387&view=all#/photo.php?pid=30186122&id=1319125093

17 Kasım 2009 Salı

Çağdaş Çanakkale yorumları: Ayşe Künelgin

Ayşe Künelgin'in sahibi olduğu Kepenek Keramik atölyesi, geleneksel formlardan yola çıkarak, Çanakkale Yalı Han'da çağdaş Çanakkale seramikleri üretiyor.
Kaynak: http://kepenekkeramik.com

ZİFTLİ SAREMİKLERE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİNDEN ALTERNATİF

Çanakkale'de satılan ziftli seramiklere hayır demeliyiz. ÇOMÜ ÇASEM atölyelerinde, ziftli seramiklere alternatif olarak, bakırlı sırla uygulanmış ajurlu seramikler, bir dönem üretildi ve Üniversite döner sermaye mağazasından satıldı. Halk bu seramiklere de rağbet gösterdi. Öyleyse neden hala ziftli seramikler üretiliyor? Günümüzde Çanakkale'de, ziftli seramiklere alternatif olarak üretilen bu seramikler, ÇASEM'de işçi kadrosunda çalışan Seyfullah Büyükçapar tarafından deneme amaçlı olarak üretildi. Diğer seramik üreticileri de bu yöntemi rahatlıkla kullanabilirler. Malesef 2011 yılının son 6 ayından beri, ÇASEM üretimlerinde düşüş yaşandı. Artık eski örnekler malesef üretilememekte. Umarım, bu durum en kısa zamanda düzelir.

10 Kasım 2009 Salı

KATHERINA KORRE'NİN KİTABI

Bu kitap ağırlıklı olarak 1600-1950 yıllarına ait seramik üretimine genel bir bakış yapmakta, biraz da Çanakkale ve İznik seramiklerini konu alarak, sanki Yunan seramikleri için bir temel hazırlama girişiminde bulunmuş. 2003 yılında Atina'da basılan kitap, Prof. Katherina Korre tarafından yazılmış ve 374 sayfadan oluşmakta. Kitabın tek dezavantajı tamamının Hellence oluşu. Yine de edinilmesi gereken bir kaynak. Umarım yakında İngilizce sürümü de yayınlanır. Kitap Kolleksiyonumuzda yer almakta, İhtiyaç duyan araştırmacılar, yerinde inceleme yapabilir.
Αυτό το βιβλίο βλέπει κυρίως την παραγωγή των κεραμικών για τα έτη 1600-1950. Ένα τμήμα του βιβλίου είναι σχετικά με τα παραδοσιακά κεραμικά Τσανάκκαλε και Νίκαια. Αν είχε προσπαθήσει να προετοιμάσει μια βάση για τα ελληνικά κεραμικά. Το βιβλίο που εκδόθηκε στην Αθήνα το 2003, αποτελείται από 374 σελίδες γραμμένες από Κατερίνα Κορρέ Καθηγητής. Τα μόνα μειονεκτήματα του βιβλίου είναι όλα Ελληνικά. Ένα βιβλίο που πρέπει να ληφθούν. Ελπίζω σύντομα να δημοσιευθεί στην αγγλική έκδοση. Αυτό το βιβλίο βρίσκεται στην συλλογή μας. Οι ερευνητές που έχουν ανάγκη αυτό το βιβλίο, μπορεί να επανεξετάσει την εποπτεία μας.

SERAMİK YARIŞMALARI


Çanakkale seramiklerini yaşatmak, bu değerleri koruyup, geliştirip günümüzde yaşatabilmek ve çağdaş yorum anlayışı ile yeni ürünler gerçekleştirebilmek amacı ile, Çanakkale'de 4 adet seramik yarışması düzenlenmiştir. Bunlar sırası ile:

-2005 Eskiden Yeniye Çanakkale Seramikleri (ÇOMÜ El Sanatları Araştırma ve Uygulama Merkezi düzenlemiştir.)

-2006 43.Uluslararası Çanakkale Festivali kapsamında, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü ve Çanakkale Belediyesi işbirliği ile düzenlenmiştir.

-2007 44.Uluslararası Çanakkale Festivali kapsamında, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü ve Çanakkale Belediyesi işbirliği ile düzenlenmiştir.

-2008 45.Uluslararası Çanakkale Festivali kapsamında, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü ve Çanakkale Belediyesi işbirliği ile düzenlenmiştir.
Fotoğraf: Mehmet Coşar (43.Uluslararası Çanakkale Festivali Seramik Yarışması 2.si) Kaynak: http://www.canakkale.bel.tr/bpi.asp?caid=630&cid=4090

LİSANS ÜSTÜ TEZLER

Çanakkale Seramikleri ile ilgili hazırlanmış ulaşabildiğim Lisans Üstü tezler aşağıda yer almaktadır.

-2008, Mehmet Coşar,"Islık çalan seramikler ve yeni önermeler", Y.Lisans, ÇOMÜ
-2007, Esin Küçükbiçmen, "Çanakkale seramikleri`nde hayvan figürleri ve günümüz yorumları", Y.Lisans, Anadolu Üniversitesi
-2005, Fatih ÇALIŞKAN, "Çanakkale Kaolen Kil Mineralinin Teknoloji Seramiğine Dönüşüm potansiyelinin İncelenmesi" Y. Lisans, Sakarya Üni.
-2000, Halide Okumuş, "Çanakkale seramiklerinde form ve dekor ilişkileri", Y.Lisans, MSÜ
-1999, Mustafa Hoşnut, "Kepez (Çanakkale) yüzey araştırması seramikleri ve yeni üretimler", Y.Lisans, Dokuz Eylül Ü.
-1999, Seyhan Yılmaz,"Eski Çanakkale testilerinin karakteristik özellikleri ve çağdaş seramik tasarımı olarak yorumu" Y.Lisans, Hacettepe Ü.
-1997, Gülay Karadeniz , "Tarih boyunca seramik sanatında astarın kullanımı ve Çanakkale yöresi killeri ile perdahlı astar uygulamaları", Y.Lisans, Marmara Ü.
-1992 Deniz AYDA, "Çanakkale Seramikleri" Y.Lisans, Gazi Üni.
-1989, Filiz Sanay, "Türk dönemi Çanakkale seramiklerinin dünü ve bu günü", Y.Lisans, İ.Ü.
-1986, Zehra Çobanlı, "18. yy.'dan günümüze Çanakkale seramikleri",Y.Lisans, M.S.Ü.
-........., Sevinç Öztürk, "Çanakkale Yöresi Çömlekçiliği" Y.Lisans, marmara Üni.

ÇANAKKALE SERAMİKLERİ

Oldukça yeni bir araştırma alanıdır. Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde ve merkezlerinde bugün de üretilmekte olan, kısmen sırlı ama genellikle düşük ateşte pişmiş, az dekorlu ve ilginç formlara sahip olan çömleklerin Çanakkale'de oldukça uzun bir geçmişi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, daha 17. yüzyıldan itibaren Çanakkale Seramikleri yabancı bazı gezginlerin de dikkatini çekmiş, burada üretilen hediyelik ve hatıra eşyası niteliğindeki parçalar 19. yüzyıl ortalarından itibaren satın alınarak bazı Batı ülkelerinin koleksiyonlarına girmeye başlamıştır.Genellikle kırmızı hamurlu ve çoğunlukla tek renkli sırla sırlanmış olan bu seramik eşyalar, kullanımından çok hatıra eşyası olarak işlem görmüşlerdir.Çanakkale seramikleri yakın geçmişte ilk kez etraflı bir araştırmaya konu olmuş ve Prof. Dr. Gönül Öney 1971 yılında Türk Devri Çanakkale Seramikleri başlıklı kitabıyla bilim dünyasının dikkatini çekmiştir.Osmanlı dönemi Türk seramik sanatının doruk noktası, doğal olarak İznik seramikleri ile tanımlanmaktadır. İznik seramiklerinin gerek hamur, gerekse form ve bezeme açısından çeşitli aşamaları olmakla birlikte, onların da ilk dönemleri, Selçuklu seramiklerinin geleneğini sürdüren astar bezeme (slip) tekniğindeki örnekleri dışında, kırmızı hamurlu ve beyaz astarlı, mavi-beyaz dekor ağırlıklı örneklerle tanınır. Serbest fırça darbeleriyle çok geniş bir skalada üretilen ve eskiden "Milet İşi" tanımı ile adlandırılan bu seramiklerin ağrılıklı üretim merkezi İznik olmakla birlikte, son araştırmalara göre, başta Kütahya olmak üzere Anadolu'nun çeşitli yörelerinde dönemini simgeleyen bir teknik olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Çanakkale yöresinde de boş alanlarda bu tip seramik üretimine işaret eden buluntulara rastlanmaktadır;Bu tip seramiklerin üretim yoğunluğu İznik'te 14.-15. yüzyıllardır. Kazıların son verileri, günlük kullanım seramiği olarak, diğer tekniklerle birlikte 17. yüzyıl sonlarına kadar üretimin devam ettiğine işaret etmektedir. Bu teknikleri seramiklerin Kütahya'da da paralel bir gelişmesinin bulunduğu son araştırmalarla ortaya çıkmaktadır. Kil esaslı bu seramiklerin yerini, 16. yüzyıl başlarından itibaren fritli, kuartz esaslı beyaz sert hamurlu İznik seramikleri almaya başlamıştır.Çoğunlukla saray atölyelerinde üretilen desenlerin uygulandığı bu seramik ve çiniler, 16.-17. yüzyıllarda İznik'i ön plana çıkartmıştır. Bundan sonra, İznik atölyelerinin tamamen kapanması sonucunda Kütahya, sarı renkli dekorun da katılmasıyla yeni bir atılım yapmış ve üretimini 20. yüzyıl ortalarına kadar aynı çizgide sürdürmüştür. Günümüzde de kendi türünde tek merkez olmaya devam etmektedir. İznik'te de son yıllarda bir-iki atölye yeniden üretime başlamıştır.Prof.Dr. Gönül Öney'in son incelemeleri ile Çanakkale Seramikleri'nin erken örneklerinin 17. yüzyıl sonlarına indirilmesi de, İznik ve Kütahya'nın geçirdiği aşamalarla paralellik göstermektedir. Özellikle merkezi desen kompozisyonlarına sahip yayvan tabakların bu dönemde, İznik'in eksikliğini kapatacak bir çaba ile üretilmiş olduklarını söylemek, fazla iddialı olmayacaktır.Çanakkale Seramiklerinde genellikle kil ağırlıklı kırmızı çömlekçi hamuru kullanılmıştır. Astar uygulanmış örnekler çoğunluktadır. Genellikle boyalı zemin üstüne sır uygulamaları vardır. Yeşil, kahverengi, krem sır bazı özelliklerin karakteristiğini meydana getirmektedir. Renkli sır veya saydam sır altına boyalı dekor yanında, bazı örneklerde sırüstü dekor da uygulanmıştır. Özellikle değişik renk boyamaları ve yaldız uygulamaları genellikle sır üstüdür. Dışı yeşil ve sırlı örnekler görülür. Çok tanınmış bazı geç örneklerde alacalı, akıtma boya ve sır teknikleri yanında çizikleme (sgrafitto) ve kabartmalarda barbutin ve aplike teknikleri kullanılmıştır.Çanakkale Seramikleri'nin özellikle 19. yüzyıl örneklerinin en tanınmış biçimlerinde, adeta içten gelen bir coşku ile uygulanmış aplike barok karakterli kabartmalar görülür. Rozetler, girdandlar, ay-yıldız, saltanat arması, hayvan kabartmaları en tanınmışlarıdır.Osmanlı dönemi sanat seramiği ile geleneksel çömlekçilik arasında özel bir yere sahip olan Çanakkale Seramikleri belirli bir dönemde beğeni kazanmış, Çanakkale'nin konumu ile bağlantılı olarak, hatıra eşyası niteliğiyle geniş bir coğrafyaya dağılmıştır. Çeşitli tekniklerin üretim ve dekorlamada kullanılması yanında, formları da çeşitlilik göstermektedir. Yayvan tabak biçimleri bazen düz, bazen de kıvrımlı kenarlara sahiptir. Çukur tabak ve çanaklar, açık veya kapalı kase ve sahanlar, meyvelikler, yaprak biçimi tabaklar, sepet örgülü kaplar açık formların en çok tanınanlarıdır. Kapalı formlar arasında ise en çok tanınanları, şişkin gövdeleri, uzun boyunları, çoğunlukla kulpları bulunan abartılı kabartma ağızları ile zengin bir çeşitlilik sergileyen sıvı kaplardır. Bazen aşurelik biçiminde üretilen bu kapların çoğunda, aplike dekorlar ve ağız kısımlarında çeşitli hayvan kabartmaları dikkati çeker. Adeta İznik ve Kütahya seramiklerinin "şişe" formlarının kulplu testilerle kaynaşmasından meydana gelen bu sıvı kapları da genellikle hatıra eşyası karakterinde değerlendirilir. Kulplu ve kulpsuz küp ve kavanozlar, şekerlikler, vazolar, hatta mangallar bu kapalı formların çeşitliliğini meydana getirir. Bunlar yanında çoğunlukla hayvan figürlerinden oluşan biblolar, kalemlikler, gaz lambaları, gemi maketleri gibi çok geniş bir üretim görülür.Çanakkale seramiklerinde, formlar yanında dekorların çeşitliliği de daima ilgi çekmiştir. Erken döneme tarihlendirilen gemi motifli yayvan tabakların geç dönemde bazen sır üstü uygulamaları da yapılmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi, merkezi kompozisyonlu kendine özgü, canlı dekorlu tabaklar geç devirlerde pek görülmez. Buna karşılık, renkli sır altına astar bezeme tekniği ile dekorlanan tabaklar daima sevilerek üretilmiş görünüyor. Tabaklarda, gemiler yanında camiler, köşkler, toplar da betimlenmişlerdir.Horoz, at, kuş gibi hayvan kabartmaları biçimindeki ağızlarda ise, eski madeni ve seramik kapların halk sanatındaki yansımalarını bulmak mümkündür. Öte yandan buharlı-yelkenli gemi maketleri biçimindeki gaz lambalarında gemi ile ilgili naif ayrıntılar yakalanabilir.Osmanlı dönemi Türk Seramik Sanatı ile geleneksel halk çömlekçiliği arasında özel bir yere sahip olan bu seramikler, belli bir dönemin beğenisi yanında, halk sanatının yaratma heyecanının çeşitliliğini de gösteren etnografik özellikleriyle değerlendirilmelidir.
Prof. Dr. Ara ALTUN(Çanakkale Seramikleri, İstanbul, 1996)

Kaynak: http://seramik.kaleicimuzesi.com/canakkale_tr.php