7 Kasım 2011 Pazartesi

ÇANAKKALE'Lİ ÜRETİCİLERE FONKSİYONEL ÖNERMELER



Çanakkale'li çömlekçilere daha önce pek çok yeni biçim ve fikir katkısı sunarak, yeni seramik ürünler üretmeleri konusunda destek olmaya çalıştık. Fikir ve örneklerimizin bir kısmı ciddiye alınarak uygulandı ve faydalı sonuçlar da elde edildi. Örneğin daha önce ele aldığımız nar örneği, bunların en önemlilerindendir. Ek olarak fonksiyonel ürünler konusunda da teşvik edici olduk ve seramikçi Esen Hüsmenoğlu bu konuda başarılı oldu, özellikle de yoğurtlukları ile önemli katkı sağladı. Bana hediye ettiği bir yoğurtluğu ise keyifle kullanmaktayım. Bu noktada bazı seramikçiler, bunlara Çanakkale seramiği denmesine kızabilirler, fakat unutulmamalıdır ki ana mevzu bu seramiklerin geleneksel anlamda üretilmiş klasik Çanakkale seramiklerinin olmadığının vurgulanmasıdır. Geçmişte üretilen biçimler, geçmişte kalmalı, yapılan kopyalar, kötü de olsa kopya olduğu belirtilmeli, yeni önermeler ise özellikle vurgulanarak yeni fikir ve biçimler oldukları belirtilmeli, tanıtıcı etiket ya da ürün kimlik kartlarında bu bilgiler yazılmalıdır. Seramikçi olarak pek çok temadan fikir alınarak yeni biçimler türetilebilir, tasarlanabilir. Yeter ki bu biçimler amaçlarına doğru bir şekilde hizmet edebilsin. Örneğin içindeki sııvıyı doğru dürüst akıtmayan bir testi ya da şerbetlik kötü bir üründür. Ya da kaidesi üzerinde sağlıklı bir şekilde duramayan dekoratif bir parça, rahatlıkla düşüp kırılabileceği için, bence işe yaramazdır. Tasarım noktasında, sahip olduğumuz kültürel değerler farklı sentezlerle harmanlanabilir, böyle de olmalıdır. Aksi akdirde kısır bir ürün kalabalığı pazarda baskın bir hal alır. Bu noktada kendi adıma rahatlıkla söyleyebilirim ki; yukarıdaki örnek, yoğurtluk olarak şekillendirdiğim kapaksız fonsiyonel bir seramiktir. Biçimsel olarak klasik yoğurtlukların akside daha ince uzun bir yapıya sahiptir. Yoğurtlukların tümü bodur ve geniş olacak diye bir standart yoktur. Sonuçta işlevini yerine getirip getiremeyeceğidir önemli olan. Biçim olarak Avanos yöresinde üretilen kelle çömleğine benzese de, kulp yapısı ve gövde oranları farklıdır. Son dönem Çanakkale'lerde biçim olarak buna benzeyen örnekler olsa da bunlar genelde vazo olarak adlandırılmış kulpsuz örneklerdir. Çömlekçi tornasında şekillendirdiğim form, açık renk akıtma astarla dekorlanmış ve bakırlı şeffaf sırla sırlanmıştır. Gövdede yer alan tek bir madalyon, Klasik Çanakkale'lerle olan bağları korumaktadır. Bu yeni bir fikir olarak uyguladığım bir formdan ziyade kendi kullanımım için ürettiğim bir seramik olsa da, 2010 yılında A.B.D. de gerçekleştirdiğimiz etkinlikte Florida'daki sergide teşhir edilerek Kültür Derneği koleksiyonuna dahil olmuştur.

1 Kasım 2011 Salı

BODRUM KALESİ'NDE AMPHORA KOLEKSİYONU


Bu yıl uzun süredir ilk kez tatil yapabildim. 83 yılından beri ilk kez değişiklikleri gördüğüm Bodrum Kalesi ve sergilenen eserleri hayranlıkla izleme şansım oldu. Teşhirdeki amphora koleksiyonu, bir seramikçi için hoş görüntüler oluşturmakta. Çanakkale'den gittiğim için ilk olarak gözüme Lesbos amphorası ilişti. Lesbosu daha önce defaten ziyaret etmiş olmama rağmen, bu tür bir örnekle hiç karşılaşma fırsatı bulamamıştım. Bu görüntüyü kamerayla kaydetmeden geçemezdim. Sergide amphoraların tarihçesi, kullanım alanları ve tipleri ile ilgili bilgilendirici tanıtımlar da yapılmış. En azından kronolojik olarak gelişim çizgisini görebilmek te önemli. Tabi ki Kenan amphoralarının da sergilenmesi, alanda ilk olması adına çok mühim. Kalenin kendi bünyesinde oluşturup barındırdığı tarih kokan atmosfer de, insanı tuhaf bir biçimde etkilemekte. Kapalı mekanlarda gerçekleştirilen etkileyici ışıklandırmalar, izlenen objelere, çok daha farklı bir gözle bakmama neden oldu. Mekandaki ambians, sanki kısacık bir an kendimi tarihte geriye gitmemi sağladı. Görmeyenler için özellikle de seramikçiler için mutlaka gidilip görülmesi gereken bir müze.

31 Ekim 2011 Pazartesi

OBSİDYEN-ÇAKMAKTAŞI YONTUCULUĞU





Son zamanlarda, biraz sadeleşmek ve ruhen rahatlamak için bir şeyler düşünürken, hep öncelerden beri ilgimi çeken taş yontuculuğunun bir kolu olan, ok ucu yapımcılığına bulaşmam gerektiğini hissettim. Geçen eylül ayında Malatya'da iken o yörede yer alan Arslantepe ören yerinde ele geçen obsidyen ok uçlarının fotoğraflarını da çekmiştim. Hakikaten incelikli çalışmalardı. 95 senesinde Avanos gezim sırasında edindiğim bir kaç parça obsidyeni, mineral koleksiyonumdan ayırmam pek zor olmadı. Yine o yıl Assos kazısında gönüllü olarak görev yaparken, tesadüfen bulunan bir ok başı da, böylesi bir deneyimle ilk karşılaşmam olmuştu. Yıllardır içimde biriken bu üretim sürecini yaşamam gerektiğini hissediyordum. Gerekli obsidyeni Avanos'tan temin edip, yonga halinde muhafaza ettiğimden, şekillendirmenin ilk aşaması zaten tamamlanmıştı. Önemli olan formu şekillendireceğim safha idi. Gerekli olan şekillendirme aletini de, elektrikçiden satın aldığım bakır tel ile kolayca şekillendirdim. Bir tür kalın uçlu bız gibi, bakır uçlu düz tornavida da diyebiliriz. Fakat bakır olması şart. Ya da alernatifi geyik boynuzu, tabi ki bulması biraz zor, ama onu da kısa sürede temin edebileceğim kaynaklarım mevcut. İlk hareketi yapmak için gereken cesaret bir patlama gibi beni tetikledi ve ilk ok ucumu yaklaşık 10 dk. içinde tamamladım. Ardından 2 tane daha. Her biri farklı tipte olmalıydı, minik bir koleksiyonun başlangıcı için ve oldu da. Çakmak taşı ise yine Çanakkale yöresinde bulduğum sabanların altından söktüklerim. Gavurkalesi'ndeki baraj gölü kıyısının, çakmak taşı yönünden zengin bir bölge olduğunu düşünüyorum. Buradan elde edebileceğim kaliteli yongalar beni beklemekte. Bu işi de taş baltalar ile kolayca halledebileceğime inanıyorum. Mevzu genel anlamda seramikle ilgisiz gibi görünse de, çakmaktaşının seramikte kullanılan bir tür hammadde olduğunu hatırlamak gerek. Öte yandan obsidyen ise malum volkanik cam. Minerallerin çok yüksek ısıya maruz kalarak camlaşması, seramikle bu denli yakın bir benzerlik, daha başka nerede bulunabilir ki. Bir cam, bir de volkanik cam. Biri doğal, diğeri ise yapay. Neticede, özleri bir. Peki ne işe yarayacak bu yaptıklarım? Önce kendimi iyi hissettiriyor, ikincisi öğrenmenin yaşı yoktur, üçüncüsü bu kadar çok postapokaliptik senaryo türetilmiş ve 2012 bu denli yaklaşmışken, günün birinde yeniden taş çağına dönmeyeceğimiz ne malum?

30 Ekim 2011 Pazar

YAVELLER KÖYÜ VE ÇÖMLEKÇİ NACİYE ÇETİN

 
Bir kaç yıl öncesine dek, Çanakkale'nin Çan ilçesi Yaveller Köyü'nde (yeni adı: Yuvalar) tamamen kadınlar tarafından seramik üretimi gerçekleştirilmekteydi. Bu üretimin, 2010 yılında yalnızca tek bir çömlekçi tarafından (Naciye Çetin) devam ettiğini, gerçekleştirdiğimiz alan çalışmasıyla saptadık. Öğrencim Numan Suçağlar'ın, yürütücülüğünü gerçekleştirdiğim bitirme ödevi kapsamında yaptığı araştırmalar sonucu, yıllar öncesine dayanan seramik geleneğinin, plastik ve teflona yenildiğini tespit etmek, bir seramikçi olarak gerçekten acı verici. 2004 yılında Çanakkale'de gerçekleştirilen El sanatları şenliğinde görev almış ve Yaveller'den etkinliğe katılan çömlekçilerin fotoğraflarını çekip onlarla tanışabilme fırsatı bulmuştum. Çok basit bir kaç aletle, Yörük Mezarlığı adı verilen bir bölgeden elde edilen mika katkılı topraktan tamamen elde şekillendirdikleri çömlekleri, hakikaten kullanışlı ve pratik günlük kullanım eşyaları. Fotoğrafta görülen kapaklı forma kakale adı verilmekte. Geniş ve yayvan olanı ise sac. Sırf meraktan, bana hediye edilen sacı, kurşun-alkali şeffaf bakırlı sırla sırladım, 1020 santigratta pişirdim ve çok da iyi bir sonuç aldım. Yüzeyi ve kullanımı olumsuz etkileyebilecek derecede ciddi çatlak, atma, akma, kavlama tarzı bir hata oluşmadı. Sonuçta, geleneksel bir değerin daha göz göre göre yok olduğunu izlemek acı verici. Ezine Akköy'de çömlekçilik tamamen durdu, belki bu satırları yazarken Yaveller'de durma noktasında, belki de durdu. Kent olarak, kent yönetimi olarak bu duruma daha ne kadar kayıtsız kalınabilir? Yerel üreticilerce, otantik anlamda bu seramikler minyatür boyutlarda üretilebilir, tek kişilik güveçler halinde lokantalarda kullanılabilir. Kent genelinde tezgahlarda satılan güveçlerin tümü şehir dışındaki üreticilerden satın alınmakta. Bu durum bile bu kentteki çömlekçiliğe sekte vurdurmakta. Kalıcı adımlar atılarak nitelikli seramik üretimi teşvik edilmeli, üretenler ise ödüllendirilmeli. Belki bu şekilde, seramik geleneğinin tamamen yok olması engellenebilir.

DIMITROS STAMATIS'TEN ÖRDEK BAŞLI TESTİ


Midilli adasında 2008 yılında katıldığım 13.Panlesvian seramik segisinde, çalışmasını fotoğrafladığım seramikçi Dimitros Stamatis'e ait bu seramik, geleneksel Çanakkale seramiklerinden ördek başlı testiler ile çok benzeşmekte (detaylarda farklılıklar olması normal bir durum). Çanakkale'lerden biçimsel olarak neredeyse farkı bulunmayan bu örnek, aplikasyonları ile de benzerlik göstermekte. Yalnız bu seramiklerin genelinde olup da Çanakkale'lerde bulunmayan önemli bir özellik mevcut. Bu da, sır altında renkli fırça dekorlarının kullanılıyor oluşu. Adada karşılaştığım ve Çanakkale benzeri seramikler üreten seramikçilerin tümünde bu ortak özellik mevcut. Bu testi yüzeyinde bulunan rozet kabartmaları ya da diğer unsurlar, kısmen ortak özellikler içermekte. Fakat sıraltı dekorda kullanılan zeytin ve zeytin dalı motifi, Çanakkale örneklerinde karşılaşmadığımız bir tema.

ÇANAKKALE İBRİK

Çanakkale'li dostum Bülent Çoksolmaz, zaman zaman gerçekleştirdiğimiz sohbetler sırasında, bir gün bana bu örneği gösterdi. Kendisi ayrıca ahtapot avcılığı da yaptığından, tesadüfen denizde bulduğu ve kendi deyimi ile testi olarak adlandırdığı bu formu bana hediye etti. Aslen testiden ziyade bir ibrik olan bu form, büyük ihtimalle yerli Çanakkale üretimi. Bu örneğin yeşil sırlı benzerleri bulunmakta. AKMED kaleiçi müzesi internet kataloğundaki 80, 148 ve 151 numaralı ibrikler ile benzeşen bu seramik, muhtemelen ticaret amacıyla gemilerle nakledilirken, geminin batması sonucu denizle buluşmuş olmalı. Biçim ve kulp yapısı ile zemzem ibriklerine benzese de, boyut olarak onlar kadar küçük değiller. Toplam yüksekliği 21 cm. olan bu testi de kolleksiyonumda yerinialmış bulunmakta. Örnek için Bkz:


GELENEKSEL ÇANAKKALE SERAMİKLERİ KURSLARI

Geleneksel Çanakkale seramiklerini canlandırabilmek ve yaşatmak için bir takım seramik kursları düenlendi ve düzenlenmekte. Son olarak Çanakkale Belediyesi'nin binlerce liralık bir proje hazırlayalarak, yatırımlar gerçekleştirip düzenlediği bir kurs ise halen devam etmekte. Çömlekçilik konusunda yerel ustalardan ve öğreticilerden yararlanıldığı bilgisini aldım. Umarım sonuçları duyuruur da bilgi sahibi olabiliriz. Fakat bu durum sanki yeni bir uygulamaymış ve birilerinin aklına yeni gelmiş gibi duyurulmakta ya da ben öyle hissediyorum. Unutulmamalıdır ki, Belediye bu işe soyunmak için çok geç kaldı, yine de yanlışın neresinden dönülse kardır. Bir şeyleri görmemeye çalışmak, özellikle bir seramik kenti için hakikaten negatif bir yaklaşımdı. Umarım ki bu durum değişecek ve Belediye yetkilileri bu kentin seramik değerine sahip çıkacak. Fakat önemle vurgulamak gereğini düşünüyorum; Çanakkale kentinde 90'lı yıllarda Çanakkale Seramiği üretilen kursları ilk olarak Kültür Müdürlüğü düzenledi. Kurs eğitmeni ise daha sonra öğrencim olacak Ayşe Çapar'dı. Ardından 2000'li yıllarda ÇOMÜ tarafından Kültür Evinde düzenlenen kurslar ise M.Berrin Kayman'ın eğitmenliği tarafından gerçekleştirilmişti (Bkz: Üst fotoğraf). Kursiyerlerin büyük bir kısmı da yine daha önce Kültür Müdürlüğü'nün kursuna katılarak temel eğitim sürecini tamamlamış kişilerdi. Ek olarak ÇOMÜ ÇASEM olarak 2006 yılında düzenlenen temel düzeyde ve Çanakkale replikalarının da üretildiği seramik kursunu da kaydetmek gerekir. Bu kursun da eğitmeni M.Berrin Kayman idi. Yine ÇOMÜ Seramik Bölüm başkanı olarak destekleyerek atölyesini kurduğumuz Çanakkale yarı açık ceza infaz kurumu Seramik kurslarını da bir kenara kaydetmek gerekir. Bu kursta da Yüksek Lisans öğrencim Mehmet Coşar eğitmenlik yapmış, kursiyerlerle dekorlu Çanakkale seramikleri çalışmıştır. Bu anlatılanların tümü elbetteki konuyla ilgili daha önce yapılanların bir bütünü olmayabilir. Fakat bu konu ile ilgili daha önce hiç bir şey yapılmadığını düşünmek de yanlışlık olur. Böyle düşünmek saflıktır, böyle düşündürmeye çalışanlar da kente hainlik etmektedir. Bu yapılanları bilmeden ya da bilmezden gelip hatta göz ardı eden aydınlarımız ve işgüzar vatandaşlarımız da mevcuttur. Hatta sırf karalama yapmak ya da yanlızca kendisinin zeka ürünü olduğunu zannederek birilerine akıl vermeye çalışmak adına, gazetelerde yazılar yazdığını sanan konu hakkında uzmancıklarımız da mevcuttur. Bu tip habis düşünceler, toplumlarda her zaman bulunur, bu tip insanlara toplum açıktır, çünki zamanın çarkları için çiğnenecek bu tip insanlar olmasa, bu çarkların yağlanması da epey güç olacaktır. Netice olarak güneş balçıkla sıvanmaz, Çanakkale seramikleri de yok olmaz.

ÇORUM'DA ÇANAKKALE SERAMİKLERİ

Değerli arkadaşım Aykan Özener, yine bir Anadolu gezisi sırasında karşılaştığı ve Çanakkale dışında sergilenen Çanakkale seramiklerini tesadüfen fotoğrafladığı bir gezisinden daha döndü. 2011 yılı sonbaharına ait olan bu fotoğrafta 2 farklı Çanakkale testisi yer almakta. Fonksiyon olarak kız çocukların doğumu sonrası, konuklara şerbet dağıtıldığı yönünde rivayetler olan ve ördek başlı olarak adlandırılan bu testilerden, solda görüleni klasik olarak adlandırılabilecek bir örnek. Sağdaki ise bu temel fomun biraz çeşitlendirilmiş bir örneği. Fotoğrafı dışında böyle bir örneği canlı olarak henüz göremedim fakat Çorum Etnografya Müzesi'ne yolum düşerse, umarım bir gün görebilirim. Sağdaki örnek daha ziyade at başlı testilerde görülen ek parçalarla zenginleştirilmiş durumda. Her iki yanda görülen eklemeli mumluk tarzında parça, boyun kısmında yer alan dairesel levha, ve gövdenin önyüzünde yer alan dekorlu levha, atlı testileri zenginleştiren parçalarla benzeşmekte. İlginç olduğunu düşündüğüm ve karşılaştırmalı olarak görebileceğimiz bu örnekleri paylaşmak istedim. Eğer sanat tarihçi olsaydım, her halde bu iki testi üstüne saatlerce konuşabilir ve sayfalar dolusu bir makale yazabilirdim. Ama seramikçi olarak sonuca doğrudan gitme yönünde meyilliyim. Bu iki form da dekoratif ve fonksiyonel testiler olup, biri dekor yönünden diğerine nazaran daha zengindir ve çömlekçi çarkında üretilip, odunlu ateşte pişmiş sırlı seramiklerdir. Hepsi bu, fazla söze gerek yok.

4 Ekim 2011 Salı

SERAMİK NAR VE GELİŞİMİ



2007 Yılında Yunanistan'ın Midilli Adasında düzenlenen 12.Panlesvian Seramik Fuarı sergisine katıldım. Bu vesile ile Seramikçi Yıldız Aker ve eşi, beni ve gurubumuzu önemli bazı seramik atölyelerine götürmüştü. Bunlardan birisi de Yannis Hatziyannis atölyesi idi. Ustanın dedeleri zamanında Biga'dan adaya göç etmişler ve oğlu Dimitri'de seramikçiliği sürdürmekte. Ziyaret sırasında Dimitri bana kendi ürettikleri kırmızı sırlı bir seramik narı hediye ettii. Kırmızı sırın üzerinde ise beyaz sırla çizgisel dekorlar yer almakta. Yıllar sonra Esen Hanım atölyesini Çanakkale'de açınca, ben de kendisine üretiminde fikir verici olabilir diye, Midilli'den toplayarak getirdiğim bazı seramikleri ödünç verdim ve bunların arasında o nar da bulunmaktaydı (Bkz: 2. fotoğraf ortadaki nar). Kısa sürede bu fikirden yaralanan Esen Hanım kendine has narları seri olarak çömlekçi çarkında üretmeye başladı. O yaz sezonunda çok iyi satış yapan bu narlar, hemen çevredeki uyanık diğer üreticiler tarafından kopyalandı. Kalıpla üreten de oldu, ajurlusunu yapan da. Kapaklısını üreten de oldu, çinisini yapan da. En son Paşabahçe mağzasında camdan boy boy olanlarını da gördüm. Nar kimsenin daha önce yaygın olarak üretip satmadığı bir form iken, geçen yıllarla beraber fazlasıyla popülerleşti. Hatta uyanık bir girişimci Kütahya'dan bu formun tescilini dahi almaya kalkmış. Yalnız akıl edemediği şey ise nar, Tanrının yarattığı bir meyvedir ve tasarım, üretim hakkı bir kişiye ait olamaz. Tabi ki bu işin ucunda para olunca akan sular bile durur. İnsanları yanlış yapmamaları için uyarıyor, eğer bu form için tescil almaya kalkışırlarsa hakikaten basit ve adi bir tutum sergileyeceklerini vurguluyorum. Narlar son duruma geldikten sonra, Esen Hanım yeni bir girişimle, bu formdan yararlanarak, yaptığı küçük ilavelerle, biçimi kuş şekline dönüştürdü. Son ziyaretlerimden birinde, atölyesinde bu görüntüleri çektim (üst fotoğraf). Bence hoş ve sade bir yorumlama. Ayrıca da çok şirin ve sempatik. Küçük boyutlu ürünlerin durumuna daha önce ıslık çalan seramik örneklerimde değinmiştim. Bu biçimler de küçük oluşlarıyla turistler için hediyelik eşya anlamında tutulabileceğini düşündüğüm örnekler.  Umarım bu kez de birisi, belki Kütahya ya da İzmir veya başka bir yerden bu kuş formlarının tescilini almaya kalkmaz. 2012 itibarıyla narlar, hala üreticilerine kazandırmaya devam ediyor. En son İstanbul'da bir mağazada raku pişirimi yapılmış bir narın 60 TL. ye satıldığını gördüm. Cam örnekler ise daha da fiyatlı. Kütahya'da bir seramik fabrikasında çalışan eski bir öğrencim ise sürekli nar kalıbı ürettiğini söyleyince gerçekten şaşırdım. Seramik piyasasında bilinçli bir zorlama ile empoze edip nar üretmeye teşvik etsek bile üreticilerden böylesi bir üretim hızı beklemem saflık olacak iken, günümüzdeki üretim potansiyeli hakikaten şaşırtıcı. İstanbul Arkeoloji Müzesindeki hediyelik satış mağazasındaki yetkiliyle görüştüm. Raflarındaki narı neden sattıklarını merak ettim. Daha öncesinde satıştaki tüm ürünlerin müzedeki ürünlerle bağlantılı olduğunu söylemişti. Nar örneği ise buna dahil olmasa da evrensel anlamda bereketi simgelediğinden böyle bir uygulamaya gidilmiş. Güzel bir cevap sayılabilir, maksat satış olsun.

Ne var ki nar üretimindeki gidişat öyle bir boyuta varmış durumda ki; açıkçası bu durumu kınadığımı da belirtmek durumundayım. Hakikaten toplum olarak neyi nasıl tüketmemiz gerektiği tam olarak kavrayamıyoruz. Canım nar meyvesi ne hallere düştü. Yine de sevinmek gerekir, seramik kaftanların hali daha içler acısı.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

İLHAN OYTUN SOHBETİ



Çanakkale'li akvaryumcu, deniz adamı ve müzisyen İlhan Oytun ile 22 Haziran 2011 de yaptığım bir sohbet sırasında, büyük akvaryumlarından birinde duran ve üzeri deniz canlıları ile kabuk bağlamış seramik formu görünce (üst resim) heyecanlanarak sordum ne olduğunu. O da zamanın ahtapot avcılarının, avlanırken bu tür çömlekleri kullandıklarını ve bunlardan pek çoğunu bir ipe bağlayarak, bu çömleklerin içine ahtapotların yuvalanmalarını sağladıktan sonra onları yakaladıklarını anlattı. Hikayeyi daha önce duymuş da olsam, bu avda kullanılan orjinal ve sağlam bir çömleği daha önce hiç görmemiştim. Kendi adıma ilgi çekici olduğunu düşündüğüm bu konuyu biraz daha araştırdığımda, günümüzde hala aynı yöntemin kullanıldığını saptadım. Ne var ki, günümüzde çömlek yerine geniş çaplı pimaş borular kesilerek kullanılmakta. Bu uygulamayı Kumkale limanındaki balıkçılarda bizzat tespit etmiş bulunmaktayım. Aslında teknikte bir sorun yok hatta çömleğin kırılganlığı da ortadan kalkmış durumda. Fakat materyalin verdiği ruhsuzluk duygusu ve çömleğe edilen ihanet, işin acı tarafı. İlhan Oytun, sohbet devam ederken yine bir balıkçının geçici olarak kendisine bıraktığı diğer bir seramik formu da göstermeden edemedi. Bu form ise çift kulplu sağlam bir amphora. Her ne kadar büyük bir örnek olmasa da, üretiminden kaynaklanan çömlekçi çarkının izleri yüzeyinden seçilebilmekte. Bu seramik Yassıada batığında bulunan Bizans örneklerine ağız ve kulp yapısı ile çok benzemekte.(Bkz. Alpözen, Bodrum Su Altı Müzesi Ticari Amhoraları, sf:34)

30 Haziran 2011 Perşembe

ÜSKÜFÇÜ GEZİSİ (Üsküfçü Trip)

Cürufların oluşturduğu tepelerden birinin üzerinden görünüm.
A view from one of the hills formed by slag deposits.

28 Haziran 2011 günü, Çanakkale Ezine İlçesi Üsküfçü Köy'ünü 2. kez ziyaret ettim. Köyün dışına doğru tarım alanlarının bulunduğu bölgede bir dere kenarına öbekler halinde yığılmış bulunan cüruf tepelerinin varlığı gerçekten şaşırtıcı. Bu cürufların antik dönemdeki Troia'lı madencilere tarafından üretilen maden atıkları oldukları, yerel madenci Tezel Aldemir tarafından bildirilmiştir.  Yakın çevrede çıkartılan madenlerin bu dere kenarında işlenerek atıkların biriktirildiği bu bölgede en az 3 adet böyle cüruf tepesi bulunmakta. Farklı numuneler topladığım bu cürufların arasında obsidyen benzeri camlaşmış örnekler olduğu gibi, farklı bakırlı örnekler de mevcut. Geçen uzun zamanla birlikte okside olan bakırlar rahatlıkla cürufların arasından seçilebilmekte. Bu bakır örnekler, işlenen madenin altın olabileceği ihtimalini doğurmakta. Malum tabiatta altın ve bakır birlikte bulunan madenler. Bizi ilgilendiren kısmı ise bu cürufların içinde seramik üretimine elverişli neler olabileceği. Yoğunlukları değişken olan bu cürufların, görünümleri de yoğunluklarıyla birlikte değişmekte. Köpürmüş görünümlü süngerimsi olanların yoğunluğu az iken (1,52 gr/cm3), kayaç görünümlü keskin kırık kenarlı olanlar ise diğer guruba göre fazla (3,81 gr/cm3). Topladığım bakır parçalarının bir kısmı cürufla birlikte iken, bir kısmı da nabit durumda. Malahit ve azurit görünümlü örnekler de mevcut. Bu numunelerin işlenerek seramik sırlarındaki renk verici özelliklerini araştırmaya başlayarak, sonuçları görmeye çalışmayı planlıyorum. Muhtemelen az da olsa yeşil tonları elde edebileceğim. Ayrıca bu numunelerin kimyasal analizleri ile birlikte tam olarak ne olduklarını anlamayı istiyorum. Sn. Büşra Danacı tarafından gerçekleştirilen cüruf analizlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Farklı sertlik ve yoğunluklardan seçilmiş cüruflar.
Slags selected from different hardness and density levels.

Cüruf içinde mavi ve yeşil renkte görülebilen bakır bileşikleri.
Copper compounds that can be seen in blue and green colors within the slag.

 
On June 28, 2011, I visited Üsküfçü Village in the Ezine district of Çanakkale for the second time. The presence of mounds of slag piled up along a stream in the agricultural areas outside the village was truly surprising. Local miner Tezel Aldemir reported that these slags are mining waste produced by ancient Trojan miners. At least three such slag mounds exist in this area, where ores extracted from the surrounding area were processed and their waste accumulated along the stream. Among the various samples I collected, there were vitrified examples resembling obsidian, as well as samples containing different types of copper. The copper, which has oxidized over time, is easily distinguishable among the slag. These copper samples suggest the possibility that the processed ore may have been gold. As we know, gold and copper are naturally occurring minerals. The aspect that interests us is what materials within these slags might be suitable for ceramic production. These slags, which have varying densities, also change in appearance along with their density. Those with a foamy, spongy appearance have a low density (1.52 g/cm³), while those with a rocky appearance and sharp, fractured edges have a higher density than the other group (3.81 g/cm³). Some of the copper pieces I collected were with the slag, while others were in their native state. There are also samples with malachite and azurite appearances. I plan to start processing these samples and investigate their coloring properties in ceramic glazes, trying to see the results. I will probably be able to obtain some green tones, albeit slight. I also want to understand exactly what these samples are through chemical analysis. You can access the slag analyses performed by Ms. Büşra Danacı here.

27 Haziran 2011 Pazartesi

ÇANAKKALE KENTİ'NİN NİTELİKSİZ SERAMİKLERİ



Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölüm Başkanlığı görevimi sürdürdüğüm dönemde, Çanakkale Belediyesine yazdığım bir yazıda, kentte üretilen ve satılan niteliksiz seramiklere dikkat çekerek bu konuda bir önlem alınması gerektiğini belirtmiştim. Bu durum üzerine kupürde de görülebileceği gibi bir takım çabalar sarf edildi fakat nafile. Şimdiye dek köklü ve kalıcı bir adım atılamadı. Bu konuya çözüm olabilmesi için Prof.Erdinç Bakla başkanlığında Seramik Konseyi kuruldu, yarışmalar, çalıştaylar düzenlendi, vs. Fakat elde var sıfır. Şimdilerde Seramik Müzesi kurulması çalışmaları sürdüğünü duyuyoruz fakat ne zaman sonuçlanır, hedefine ulaşır mı belli değil. Öte yandan duyulan sevindirici bir haber de, Belediye aracılığıyla, yerel üreticilerin eğitimi konusunda bir projenin varlığı. Daha önce Ç.O.M.Ü Ç.A.S.E.M olarak bu konuda zaten bir proje hazırlanmış ve Rektörlüğe sunulmuştu fakat nedendir bilinmez bir türlü uygulamaya geçilemedi. Öte yandan sevindirici diğer bazı gelişmeler ise nitelikli üretim yapan seramik atölyelerindeki artış. Her ne kedar bir elin parmaklarını sayıca geçmese de, varlıklarını sürdürebilmelerini diliyorum.

25 Haziran 2011 Cumartesi

ADALAR ÜSLUBU BİR ÖRNEK

Geleneksel Çanakkale seramiklerinin teknik olarak kendinen önceki Bizans ve Selçuklu seramiklerinden etkilendiği gerçeği, ele geçen örneklerin incelenmesinden rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Bizans İmparatorluğu uygarlık olarak Ege adalarında da yayılım göstermiş, seramik üretimi ise bu adalarda da gerçekleşmiştir. Bizans sanatının islam sanatlarından etkilendiği gerçeği de muhakkaktır. Aynı dönemlerde benzer temalar hem Bizans hem de İslam sanatında paralellik göstermektedir. Bu durum Prof.Dr.Gönül öney tarafından da belirtilmiş konuyla ilgili detaylı bilgiler 1971 tarihli Selçuklu araştırmaları dergisinin III. cildinde belirtilmiştir. Çanakkale'li bir dalgıçın, neresi olduğunu belirtmediği bir noktada bularak bana getirdiği ilginç bir örnek buradaki çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden Arkeolog Nurettin Arslan'ın da inceleyerek belirttiği üzere Bizans dönemi adalar üslubu olarak tanımladığı seramik parça, kırık olmasına rağmen tam bir profil sunmakta ve biçim tam olarak belirlenebilmektedir. Genel olarak kaideli bir forma sahip olan seramik çanak, bant şeklinde kenar yapısın sahip ve bu kenarın dış yüzeyinde çentik dekor yer almaktadır. Form çarkta şekillendirilmiş ve astarlanarak sigrafitto dekor ile stilize kuş motifi işlenmiştir. Açık tonda kurşunlu yeşil sır kullanılarak, kazınan yerlerde etki belirginleştirilmiştir. Parça kırık olduğundan, sağlam bölgelerde kuş deseninin ayak, göğüs ve kanat ısımları görülebilmekteydi. Ayrıca tabakta boş kalan yerlerde bordür etkisinde floral dekor kullanılmıştır. Yapılan teorik çalışma ile Bizans dönemi farklı kuş dekorlu örnekler incelenerek, yırtıcı kuşların da kullanıldığı tespit edilmiş, bu tür kuşların kıvrık gagalı yapısı ve boyun geçişi eldeki örnekle birleştirilerek muhtemel yeni kuş dekoru oluşturulmuştur. Diğer unsurlar orjinale sadık kalınarak korunmuş, floral dekor sadeleştirilerek, yeni uygulamada tabağın bant şeklinde dekorlanmasında bordür olarak kullanılmıştır. Üretilen yeni uygulama birebir replika şeklinde gerçekleştirilmemiş, tabağın formu da değiştirilmiş, uygulamada pratik olması nedeniyle, çok çukur olmayan ve ayaklıksız bir biçim seçilmiştir. Ağırlıklı olarak dekor uygulaması üzerinde durulmuştur. Yeni uygulama, aynı eskisinde olduğu gibi sır altı dekorlanmış, fakat sigrafitto yerine koyu renk kontur çekilerek sır altı dekor boyası ile çalışılmıştır. Sır olarak yine orjinale sadık kalınarak uçuk yeşil bakırlı şeffaf sır kullanılmıştır. Dekor tamamlama çalışması tarafımca, fırça dekor uygulaması ise Kütahya'lı çinici Ramazan Kocabaş tarafından 28 cm.lik akçini tabağa gerçekleştirilmiştir. Deneysel olarak gerçekleştirilen bu çalışmadan çıkan olumlu sonuçlar, bu tip farklı dekor örneklerinin, yeni yorumlar olarak kullanılabilirliğini göstermektedir. Kullanılan dekor Bizans üslubu, uygulama sır ve pişirim Çanakkale üslubu, fırça dekoru ise Kütahya üslubu oluşuyla 2010 Nisan ayında farklı bir kompozisyon oluşturulmuştur.

ASSOS'TAN BİR PARÇA


1995 yılı kazı döneminde görev aldığım yaz ayında, Assos'un limanında yer alan antik liman kalıntısı çevresinde yüzerken bulduğum ve yıllardır diğer seramiklerimin arasına karışmış bulunan bu parçayı buradan tanıtmak istedim. Seramik bir tabağa ait olduğu belli olan bu parça her ne kadar kırık da olsa, elde kalan kısmı bile bizlere bir takım veriler sunmakta. Şöyle ki; ilk olarak bu limandan geleneksel Çanakkale seramiği ticareti yapıldığını söyleyebiliriz. Buna neden olarak da, yine bu antik liaman çevresinde bulunan batıkların varlığı kaynak oluşturmaktadır. Muhtelif zamanlarda yaptığım farklı dalışlarda farklı parçalar bulduğumu da eklemek isterim. Fakat bu parça hem astar dekorlu hem de sırlı oluşu ile önemli bir örnek. Sıraltı akıtma astar dekorlu olan bu parçada kurşunlu sır kullanılmış olup, açık tonda şeffaf bir yeşil renge sahip. Muhtemelen bakır oksit ile renklendirilmiş bu örnek tipik geç dönem Çanakkale seramikleri özelliklerini sunmakta. Ayak çapı 7,5 cm olan tabağın yüzeyinde kısmi olarak tragana olarak adlandırılan deniz kabuklularının bulunduğu görülmekte.

20 Ocak 2011 Perşembe

Simit gövdeli kaplar.




Çanakkale seramikleri arasında simit gövdeli kaplara örnek olarak sirkelik adı verilen bir örnek vardır. Bu biçime benzeyen ve Anadolu'da Hitit İmparatorluğu döneminde üretilmiş ve günümüzde Avanos'ta hala belirli ustalarca üretilen "Büyük Hitit" adlı biçimle, gövde yapısı itibarıyla büyük enzerlik bulunur. Kendi koleksiyonumda yer alan 4 adet simit gövdeli kabın 3 tanesinin fotoğrafını burada paylaşmak istedim. Sol baştaki örnek Avanoslu Çömlekçi ustası ve Baş usta Ahmet Taşkıran'ın yanında yetişmiş olan Mehmet Körükçü tarafından sırsız ve perdahlı şekillendirilmiş Büyük Hitit olarak adlandırılan formdur. Ortadaki örnek ÇOMÜ GSF Seramik Bölümünden mezun olan öğrencim Mehmet Coşar tarafından şekillendirilmiş olan Geleneksel Çanakkale sirkeliğinden yola çıkarak çömlekçi tornasında üretilen astarlı ve yeşil sırlı, kabartma rozet dekorlu formdur. Sağdaki örnek ise büyük dedesi Biga'dan Midilli Adasına (Lesvos) göç ederek yerleşen ve çömlekçiliği sürdüren torun, Dimitris Hatziyiannis tarafından üretilen ve Çanakkale seramiklerinin kendince yorumunu oluşturduğu sirkeliktir.

25 Aralık 2010 Cumartesi

SERAMİK ÇALIŞTAYINDA ÇUKUR PİŞİRİM


 
2007 yılında Bulgaristan National Academy of Art Seramik Bölümü ve ÇOMÜ GSF Seramik Bölümü ortaklığında gerçekleştirilen seramik çalıştayında raku ve çukur pişirim uygulamaları gerçekleştirildi. Lisans, Y.Lisans öğrencileri ve Öğretim elemanlarının çalışmaları, Nedime Hanım Binasında sergilendi. Bulgar grubun ve seramik bölümünün başkanı Prof. Bojidar Bonchev'in, ilgi ile izlediği çukur pişirimini, döndükten sonra Bulgaristan'da da uygulamayı sürdürdüğünü, kendilerini ziyaretimiz sonrasında yerinde öğrendik. Öğrencileri daha önce bu tekniği hiç uygulamadıklarını ve çok keyifli ve basit bir yöntem öğrendiklerine sevndiklerini söylediler. Raku pişirimi malum kontrollü ortamlarda rahatlıkla gerçekleştirilebilse de, çukur pişirim için açık hava zorunluluğu bulunmakta ve zeminin de belli bir derinliğe kadar kazılaması gerek. Ayrıca çıkan dumanı da hesaba katmak lazım. Bu nedenle şehirlerdeki sıkışık ve merkezi kampüslerde uygulama olanağı biraz zor. Dokuz Eylül Üniversitesi de deniz kenarındaki sosyal tesislerinde bu tekniği yıllardır uygulamakta, fakat onlar kumluk alanda çalışmaktalar. Bu etkinlikte biz zemini ve çukurun yan duvarlarını da ateş tuğlası ile örerek, geçici de olsa fırını dayanıklı hale getirmeyi denedik ve başarılı da olduk. Daha önce bir kepçe ile kazdırdığım yaklaşık 2 m. uzunluğundaki çukurda, ateş daha kontrol edilebilir oldu ve olumlu sonuçlar alındı.
Kazılan çukur ateş tuğlası ile içten kaplandı.

Zemine talaş ve üzerine çam ve meşe odunları istiflendi.

Bisküvi olmuş seramikler, bakır ve diğer bileşik tuzları, boraks ve oksitlerle sargılandı.

Redüksiyon etkisi oluşturması için kalın bakır şeritler kullanıldı.

İnce bakır teller ve yaş zeytin dalları sargılara eklendi.

Aliminyum folyo ile kaplanan seramikler çukura yerleştirildi.

Bir kısım seramik olduğu gibi çukura yerleştirildi ve üzerlerine talaş eklendi.

Çukurun yan duvarları son kez desteklendi.

Ateş yakıldı.

Çukur havasız kalmamalıydı, üzeri kontrollü olarak kapatıldı.

Ateş kontrol altında tutuldu.

Zaman zaman ateşe talaş eklendi.

Odunlar köze dönüştü.

Son kez talaş eklenip, çukur tamamen kapatıldı.

Pişirim tamamlanınca çukurun kapağı üzerindeki toprak atıldı.

Çukur açıldı.

Közler yanmaya devam ediyor ve çukur tamamen açıldı.

Maşalarla seramikler alındı.

Küçük zayiatlar ve istenen efektler elde edildi.

Hiç sır ve oksit kullanmadan oluşan etkiler.

Metal tuzları ve boraks etkileri.

Sergi.
 Dekan Prof.Dr.Tülay Uğuzman, Dekan Yardımcısı ve Seramik Bölüm Başkanı Yrd.Doç.M.Fatih Karagül ve Öğr.Gör. M.Berrin Kayman'ın destek ve yardımıyla gerçekleşen seramik çalıştayının bir sonraki ayağı Sofya'da gerçekleşti.

2 Aralık 2010 Perşembe

SERAMİK VE KENTTE SANAT

Çanakkale 2010 organizasyonunun bu haberi çok ilgimi çekti. Acaba Çanakkale'de yaşayan, içimizdeki kaç seramikçi bu etkinlikten haberdar oldu ve katıldı? "Koyunun olmadığı yerde ..." diye başlayan atasözümüz birden aklıma geldi, konuyla ne alakası varsa... 22 Mayıs 2010 da gerçekleşen ve adı "Seramik ve Kentte Sanat" olan bu etkinlikteki konuşmacılar ise Sibel Yardımcı (Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü), Melih Görgün (Avrupa Kültür Derneği), Mahir Namur (Avrupa Kültür Derneği), Hülya Acar (Seramik Konseyi Koordinatörü), Mehmet Eşli (Çanakkale Belediye Tiyatro Topluluğu Eğitmeni), Birim Ömer Erol (Karınca Sanat Merkezi) moderatörü ise Seyhan Boztepe. Belki sanat konuşmuşlardır fakat seramiği kim ne kadar bilerek konuştu acaba. Ucundan kıyısından Hülya Hanım. Ama başlık çok çarpıcı iken katılımcılar pek çarpıcı olamamış. Detaylar ve devamı için:http://www.canakkale2010.org/takvim.html


Etkinliklerin genel sloganı ise çok çarpıcı: "KÜLTÜRÜMÜZ BUDUR ABİLER". Çanakkale ve Çanakkaleli'lere de çok yakışmış doğrusu.

SERAMİK MÜZESİ VE ATÖLYESİ

Seramik Müzesi haberi. Haber önemli ve bir o kadar güzel bir başlangıç. Ne yazık ki bu projenin mimarı olan Prof.Erdinç Bakla'nın ne adına haberde yer verilmiş ne de düşüncelerine. Ayıp doğrusu. Bu fikir birilerinin aklına vahiy yoluyla geldi herhalde...



Heber şöyle: "Kültür ve turizm kenti olan Çanakkalenin bu önemli vizyonunu destekleyecek, eski ve özgün sanatları bugünkü nesillere ulaştıracak kalıcı alanın yaratılması için Belediyemizce yapılan çalışmalar kapsamında Çanakkale Boğaz Komutanlığı'na tahsisli, ilimiz Cevatpaşa Mahallesi Kaya Sokak'ta konumlanan tescilli eski eser taşınmazın; bu amaçla kullanılması için bakım ve restorasyonu Belediyemizce yapılmak üzere kullanım hakkı istenmiştir. Çanakkale Boğaz Komutanlığı ile Belediyemiz arasında yapılan protokol sonucu yapının kullanım hakkı Belediyemize devredilmiştir..."

22 Kasım 2010 Pazartesi

2007 2.Seramik Ürün Tasarımı Yarışması

İlk yarışmanın devamı olan bu yarışma da ,ilk yarışma gibi beklenen etkiyi oluşturamadı. Oysa ki beklentiler çok yüksekti. İlk 2 yarışmada asil jüri üyesi olduğumdan biliyorum, malesef iyi niyetler ve düşünceler her zaman gerçek olmuyor. Bu fırsatlar ve yerel üreticiler olarak çok olumlu değerlendirilebilirdi. Olmadı.
Kaynak:http://www.canakkale.bel.tr/bpi.asp?caid=630&cid=4090

2006 1.Seramik Ürün Tasarımı Yarışması

2oo6 yılında Çanakakle Belediyesi ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesinin birlikte düzenlediği 1.Seramik Ürün Tasarımı yarışması, bir sonraki yıl düzenlenen 2.si için öncülük etti. Kent adına önemli bir girişim iken, fikir amacına tam ulaşamadı, Belediye tarafından yeterli destek göremedi. Dereceye giren ürünler görülmekte. Biçimsel olarak incelendiğinde özellikle ilk 2 ödül alan terracotta çalışmalar, antik formların yorumlanması açısından oldukça etkili örnekler.
Kaynak:http://www.canakkale.bel.tr/bpi.asp?caid=630&cid=4090

7 Kasım 2010 Pazar

MİDİLLİ ADASINDA ÇANAKKALE İZLERİ

2007 yılında gerçekleştirdiğimiz gezi sırasında, dostum Dimitri Hatziyannis'i atölyesinde ziyaret ettik. Antalya'da düzenlenen Çanakkale Seramikleri Kollokyumunda tanışıp dostluk kurduğumuz Dimitri, Midilli Adasının en önemli ustası Yannis Hatziyannis'in oğlu. Aslen büyük dedesi Çanakkale Biga'dan göç ederek adaya yerleşmiş ve burada Çanakkale seramiklerinin de etkisiyle o günden beri seramik üretmekteler. İlgilenenlerin mutlaka gidip görmesini tavsiye etmekteyim.




Ayasos kentinde bulunan atölyede yoğun olarak torna formların yüzeyinde sır altı tekniği kullanılmakta. Duvar tabaklarında yerel ve dini tasvirler ağır basmakta. Hacimli formlarda plastik figür denemeleri ustalıkla şekillendirilmiş. Antropomorfik ve zoomorfik seramikler, ustalıklı şekillendirilişleriyle dikkat çekmekte. Biçimsel yönden Çanakkale testilerine benzeyen örnekler mevcut. Fakat Çanakkale örneklerindeki barok kabaralar közükmezken, bunun yerini benzer biçimler sır altı polikrom olarak dekorlanmış. Benzer biçimler at başlı testi, kız testi gibi örneklerde belirgin. Ayrıca bu ve farklı atölyelerde sirkelik biçimi benzeri örnek de, Çanakkale örnekleri ile ilginç benzerlikler kurmakta.

2 Kasım 2010 Salı

İLGİNÇ BİR ÖRNEK

Çanakkale'de yaşayan bir dostumuz tarafından, ilginç bir örnek olarak tarafımca incelenen aşağıda fotoğrafı bulunan seramik, sıradışı özelliğiyle dikkat çekmekte. Çamur ve biçim özellikleri ile, geleneksel Çanakkale seramiklerine ait bir örnek olduğunu kişisel olarak düşünmüyorum. Gövde üzerinde yer alan 3 adet minyatür testi örneğine daha önce hiç rastlanmadı diye biliyorum. Belki de yanılıyoruz fakat en doğru bilgi Prof.Erdinç Bakla tarafından verilecektir. Görüşünü almak üzere değerli hocamızdan yanıt bekliyorum. Ayrıca bu seramik hakkında, fikri ya da bilgisi olan veya paylaşmak isteyen arkadaşlarımızın fkaragul@comu.edu.tr adresine yazmalarını rica ederiz.




Seramiğe ait bazı bilgiler ise şöyle: Ana emziği oluşturan küçük testicik kırılmış durumda. Boyun kısmında izleme rulosu ile dekor oluşturulmuş, ki böyle bir özellik Çanakkale örneklerinde yok. Sinterleşmesi yeterli. Yüzey sırsız, astarsız ve perdahsız. kireç lekesi izleri mevcut. Yüksekliği ~32 cm. Karın çapı ise ~12 cm.

AMASYA MÜZESİNDE ÇANAKKALE SERAMİKLERİ

Arkeolog ve fotoğraf sanatçısı dostum Aykan Özener'in, Eylül 2010 tarihinde Amasya gezisi sırasında benim için çekmiş olduğu ve gelenesel Çanakkale seramiklerinin teşhir edildiği vitrin, Çanakkale kenti için anlamlı bir görüntü sergilemektedir. En kısa zamanda, küçük de olsa böyle bir görünüme kavuşma dileğiyle.

AKKÖYLÜ ÇÖMLEKÇİ EMİNE TÜRKER

2009 yılında asmaların olgunlaştğı ılık bir yaz günü, periyodik aralıklarla ziyaret ettiğim Ezine ilçesine bağlı Akköy'ü bir kez daha ziyaret ettim. Üsküfçük köyünde topladığımız antik curufları, ve maden örneklerini arabaya yerleştirip, soluğu Akköy'de aldık. Yerel amatör madenci Tezel Aldemir Bey, Seramikçi M.Berrin Kayman ile birlikte, köy meydanında bize kılavuzluk eden delikanlının eşliğinde, son çömlekçilerden Emine Türker'in evinin kapısına vardık. Sürpriz ziyaretimize rağmen, evde kendisini bulabilmek bizi sevindirdi. Kapıyı bize torunu ile birlikte açtı. Bir miktar soluklanıp, sohbet ettikten sonra, kendisinden edindiğim kısa notları düzenlemek üzere defterimi çantama koyup, eski ilkokula doğru yürüyüşe geçtik. Her zaman olduğu gibi konumuz çömlekçilik. Kendisinin yıllar boyunca yapıp ettikleri ve köydeki çömlekçiliğin son durumu. Çanakkale Seramik fabrikaları bir dönem Akköy çömlekçiliğini canlandırabilmek için, olumlu bir adım atarak, atıl durumdaki köy ilk okulunda atölye oluşturma girişiminde bulunmuştu. Bahçeye de 2 adet büyük odun fırını inşa edildi. Fakat proje yürümedi. Nedenine gelince belirli faktörler var tabi ki. Fakat en önemlisi Çanakkale'de seramiğin para etmeyişi. Halkın ve yerel idarecilerin konuya sahip çıkmamaları. Başka faktörler de var tabi ki. Son ustaların yeni ustalar yetiştirmeyişleri de bu konu da önemli bir etken. Emine Teyze de geç bir çırak yetiştirerememiş malesef. Eğer bir çırak yetiştirebilseydi, şimdiye o da çoktan bir usta olmuştu ve o da yeni çıraklar yetiştirerek, hiç değilse Akköy çömlekçiliğini yaşatma adına bir katkı sağlayabilirdi. Malesef gerçekleşememiş bir dilek. Torununa sordum. Sen bu mesleği seviyor musun diye. Malesef yakınından bile geçmemiş, ninesinin. Fırsattan istifade Ayşe Teyzenin kendi ağzından notlar almaya devam ettim.
Emine Türker, 1945 yılında Koruyucuoğulları kızlık soyadı ile dünyaya gelmiş. 1960 yılında 15 yaşında iken Ahmet Türker ile evlenerek çömlekçiliğe başlamış. Kayınpederi Mehmet Bey ve kayınbiraderi Mustafa Bey de, o dönem çömlekçilik yapmakta imiş. Kendisi ise son çalışmalarını 2005 yılında tamamlayarak çömlekçilik mesleğine veda etmiş. Aktif olarak çalıştığı dönemde ne tür formlar ürettiğini sorduğumda şu bilgilere ulaştım: Kavanoz: Bir nevi turşu kavanozu, Dıngıl:10-20 cm. arası bir tür bardak, Yatın: Dıngılın bir boy büyüğü 25-30 cm. arası ebatta. Küçük çakıl da denmekte. 20'lik: Yatının büyüğü. Testi: 20'liğin büyüğü. Bocut yada ağzı açık da denilmekte. Geniş ağızlı: Testinin büyüğü. Emine Teyze, kap formlarının genel tipolojisini böyle sıralanıyor ve bu formların hazırlandığı çamurun yapısı ise şöyle: 12 küfe toprak, 6 küfe kum ile karıştırılarak hazırlanan çamur çömlekçi çarkında kullanılmaya hazır hale gelmekte. Eğer çamur yapısındaki kum az olursa, çamur çok özlü olmakta ve dayanıklılığı azalmakta. Dekor amacıyla kullandıkları beyaz renkli kili İntepe yolunda bulduklarını, kırmızı aşı boyasını ise Üsküfçü Köyü'nden temin ettiklerini notlarımın arasına kaydettim. Hukukumuzun eskiye dayanmasına istinaden, gezi ve yazım sırasında kendisine "Emine Teyze" diye hitap ettiğim, yüreği sevgi dolu insana veda ederek, soluklanıp dinlediğimiz evinin avlusundan ayrılıp, dönüş yoluna geçiyoruz. Bir başka baharda yine görüşmek üzre. (Bu yazı gezi sırasında alınan notlardan derlenerek kısa bir özet halinde, 1 Kasım 2010 tarihinde kaleme alınmıştır.)