7 Kasım 2011 Pazartesi
ÇANAKKALE'Lİ ÜRETİCİLERE FONKSİYONEL ÖNERMELER
1 Kasım 2011 Salı
BODRUM KALESİ'NDE AMPHORA KOLEKSİYONU
31 Ekim 2011 Pazartesi
OBSİDYEN-ÇAKMAKTAŞI YONTUCULUĞU
30 Ekim 2011 Pazar
YAVELLER KÖYÜ VE ÇÖMLEKÇİ NACİYE ÇETİN
DIMITROS STAMATIS'TEN ÖRDEK BAŞLI TESTİ
Midilli adasında 2008 yılında katıldığım 13.Panlesvian seramik segisinde, çalışmasını fotoğrafladığım seramikçi Dimitros Stamatis'e ait bu seramik, geleneksel Çanakkale seramiklerinden ördek başlı testiler ile çok benzeşmekte (detaylarda farklılıklar olması normal bir durum). Çanakkale'lerden biçimsel olarak neredeyse farkı bulunmayan bu örnek, aplikasyonları ile de benzerlik göstermekte. Yalnız bu seramiklerin genelinde olup da Çanakkale'lerde bulunmayan önemli bir özellik mevcut. Bu da, sır altında renkli fırça dekorlarının kullanılıyor oluşu. Adada karşılaştığım ve Çanakkale benzeri seramikler üreten seramikçilerin tümünde bu ortak özellik mevcut. Bu testi yüzeyinde bulunan rozet kabartmaları ya da diğer unsurlar, kısmen ortak özellikler içermekte. Fakat sıraltı dekorda kullanılan zeytin ve zeytin dalı motifi, Çanakkale örneklerinde karşılaşmadığımız bir tema.
ÇANAKKALE İBRİK
Çanakkale'li dostum Bülent Çoksolmaz, zaman zaman gerçekleştirdiğimiz sohbetler sırasında, bir gün bana bu örneği gösterdi. Kendisi ayrıca ahtapot avcılığı da yaptığından, tesadüfen denizde bulduğu ve kendi deyimi ile testi olarak adlandırdığı bu formu bana hediye etti. Aslen testiden ziyade bir ibrik olan bu form, büyük ihtimalle yerli Çanakkale üretimi. Bu örneğin yeşil sırlı benzerleri bulunmakta. AKMED kaleiçi müzesi internet kataloğundaki 80, 148 ve 151 numaralı ibrikler ile benzeşen bu seramik, muhtemelen ticaret amacıyla gemilerle nakledilirken, geminin batması sonucu denizle buluşmuş olmalı. Biçim ve kulp yapısı ile zemzem ibriklerine benzese de, boyut olarak onlar kadar küçük değiller. Toplam yüksekliği 21 cm. olan bu testi de kolleksiyonumda yerinialmış bulunmakta. Örnek için Bkz:GELENEKSEL ÇANAKKALE SERAMİKLERİ KURSLARI
ÇORUM'DA ÇANAKKALE SERAMİKLERİ
Değerli arkadaşım Aykan Özener, yine bir Anadolu gezisi sırasında karşılaştığı ve Çanakkale dışında sergilenen Çanakkale seramiklerini tesadüfen fotoğrafladığı bir gezisinden daha döndü. 2011 yılı sonbaharına ait olan bu fotoğrafta 2 farklı Çanakkale testisi yer almakta. Fonksiyon olarak kız çocukların doğumu sonrası, konuklara şerbet dağıtıldığı yönünde rivayetler olan ve ördek başlı olarak adlandırılan bu testilerden, solda görüleni klasik olarak adlandırılabilecek bir örnek. Sağdaki ise bu temel fomun biraz çeşitlendirilmiş bir örneği. Fotoğrafı dışında böyle bir örneği canlı olarak henüz göremedim fakat Çorum Etnografya Müzesi'ne yolum düşerse, umarım bir gün görebilirim. Sağdaki örnek daha ziyade at başlı testilerde görülen ek parçalarla zenginleştirilmiş durumda. Her iki yanda görülen eklemeli mumluk tarzında parça, boyun kısmında yer alan dairesel levha, ve gövdenin önyüzünde yer alan dekorlu levha, atlı testileri zenginleştiren parçalarla benzeşmekte. İlginç olduğunu düşündüğüm ve karşılaştırmalı olarak görebileceğimiz bu örnekleri paylaşmak istedim. Eğer sanat tarihçi olsaydım, her halde bu iki testi üstüne saatlerce konuşabilir ve sayfalar dolusu bir makale yazabilirdim. Ama seramikçi olarak sonuca doğrudan gitme yönünde meyilliyim. Bu iki form da dekoratif ve fonksiyonel testiler olup, biri dekor yönünden diğerine nazaran daha zengindir ve çömlekçi çarkında üretilip, odunlu ateşte pişmiş sırlı seramiklerdir. Hepsi bu, fazla söze gerek yok.4 Ekim 2011 Salı
SERAMİK NAR VE GELİŞİMİ


2007 Yılında Yunanistan'ın Midilli Adasında düzenlenen 12.Panlesvian Seramik Fuarı sergisine katıldım. Bu vesile ile Seramikçi Yıldız Aker ve eşi, beni ve gurubumuzu önemli bazı seramik atölyelerine götürmüştü. Bunlardan birisi de Yannis Hatziyannis atölyesi idi. Ustanın dedeleri zamanında Biga'dan adaya göç etmişler ve oğlu Dimitri'de seramikçiliği sürdürmekte. Ziyaret sırasında Dimitri bana kendi ürettikleri kırmızı sırlı bir seramik narı hediye ettii. Kırmızı sırın üzerinde ise beyaz sırla çizgisel dekorlar yer almakta. Yıllar sonra Esen Hanım atölyesini Çanakkale'de açınca, ben de kendisine üretiminde fikir verici olabilir diye, Midilli'den toplayarak getirdiğim bazı seramikleri ödünç verdim ve bunların arasında o nar da bulunmaktaydı (Bkz: 2. fotoğraf ortadaki nar). Kısa sürede bu fikirden yaralanan Esen Hanım kendine has narları seri olarak çömlekçi çarkında üretmeye başladı. O yaz sezonunda çok iyi satış yapan bu narlar, hemen çevredeki uyanık diğer üreticiler tarafından kopyalandı. Kalıpla üreten de oldu, ajurlusunu yapan da. Kapaklısını üreten de oldu, çinisini yapan da. En son Paşabahçe mağzasında camdan boy boy olanlarını da gördüm. Nar kimsenin daha önce yaygın olarak üretip satmadığı bir form iken, geçen yıllarla beraber fazlasıyla popülerleşti. Hatta uyanık bir girişimci Kütahya'dan bu formun tescilini dahi almaya kalkmış. Yalnız akıl edemediği şey ise nar, Tanrının yarattığı bir meyvedir ve tasarım, üretim hakkı bir kişiye ait olamaz. Tabi ki bu işin ucunda para olunca akan sular bile durur. İnsanları yanlış yapmamaları için uyarıyor, eğer bu form için tescil almaya kalkışırlarsa hakikaten basit ve adi bir tutum sergileyeceklerini vurguluyorum. Narlar son duruma geldikten sonra, Esen Hanım yeni bir girişimle, bu formdan yararlanarak, yaptığı küçük ilavelerle, biçimi kuş şekline dönüştürdü. Son ziyaretlerimden birinde, atölyesinde bu görüntüleri çektim (üst fotoğraf). Bence hoş ve sade bir yorumlama. Ayrıca da çok şirin ve sempatik. Küçük boyutlu ürünlerin durumuna daha önce ıslık çalan seramik örneklerimde değinmiştim. Bu biçimler de küçük oluşlarıyla turistler için hediyelik eşya anlamında tutulabileceğini düşündüğüm örnekler. Umarım bu kez de birisi, belki Kütahya ya da İzmir veya başka bir yerden bu kuş formlarının tescilini almaya kalkmaz. 2012 itibarıyla narlar, hala üreticilerine kazandırmaya devam ediyor. En son İstanbul'da bir mağazada raku pişirimi yapılmış bir narın 60 TL. ye satıldığını gördüm. Cam örnekler ise daha da fiyatlı. Kütahya'da bir seramik fabrikasında çalışan eski bir öğrencim ise sürekli nar kalıbı ürettiğini söyleyince gerçekten şaşırdım. Seramik piyasasında bilinçli bir zorlama ile empoze edip nar üretmeye teşvik etsek bile üreticilerden böylesi bir üretim hızı beklemem saflık olacak iken, günümüzdeki üretim potansiyeli hakikaten şaşırtıcı. İstanbul Arkeoloji Müzesindeki hediyelik satış mağazasındaki yetkiliyle görüştüm. Raflarındaki narı neden sattıklarını merak ettim. Daha öncesinde satıştaki tüm ürünlerin müzedeki ürünlerle bağlantılı olduğunu söylemişti. Nar örneği ise buna dahil olmasa da evrensel anlamda bereketi simgelediğinden böyle bir uygulamaya gidilmiş. Güzel bir cevap sayılabilir, maksat satış olsun.
Ne var ki nar üretimindeki gidişat öyle bir boyuta varmış durumda ki; açıkçası bu durumu kınadığımı da belirtmek durumundayım. Hakikaten toplum olarak neyi nasıl tüketmemiz gerektiği tam olarak kavrayamıyoruz. Canım nar meyvesi ne hallere düştü. Yine de sevinmek gerekir, seramik kaftanların hali daha içler acısı.
10 Ağustos 2011 Çarşamba
İLHAN OYTUN SOHBETİ
30 Haziran 2011 Perşembe
ÜSKÜFÇÜ GEZİSİ (Üsküfçü Trip)
![]() |
| Cürufların oluşturduğu tepelerden birinin üzerinden görünüm. A view from one of the hills formed by slag deposits. |
![]() |
| Farklı sertlik ve yoğunluklardan seçilmiş cüruflar. Slags selected from different hardness and density levels. |
![]() |
| Cüruf içinde mavi ve yeşil renkte görülebilen bakır bileşikleri. Copper compounds that can be seen in blue and green colors within the slag. |
27 Haziran 2011 Pazartesi
ÇANAKKALE KENTİ'NİN NİTELİKSİZ SERAMİKLERİ

25 Haziran 2011 Cumartesi
ADALAR ÜSLUBU BİR ÖRNEK
Geleneksel Çanakkale seramiklerinin teknik olarak kendinen önceki Bizans ve Selçuklu seramiklerinden etkilendiği gerçeği, ele geçen örneklerin incelenmesinden rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Bizans İmparatorluğu uygarlık olarak Ege adalarında da yayılım göstermiş, seramik üretimi ise bu adalarda da gerçekleşmiştir. Bizans sanatının islam sanatlarından etkilendiği gerçeği de muhakkaktır. Aynı dönemlerde benzer temalar hem Bizans hem de İslam sanatında paralellik göstermektedir. Bu durum Prof.Dr.Gönül öney tarafından da belirtilmiş konuyla ilgili detaylı bilgiler 1971 tarihli Selçuklu araştırmaları dergisinin III. cildinde belirtilmiştir. Çanakkale'li bir dalgıçın, neresi olduğunu belirtmediği bir noktada bularak bana getirdiği ilginç bir örnek buradaki çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden Arkeolog Nurettin Arslan'ın da inceleyerek belirttiği üzere Bizans dönemi adalar üslubu olarak tanımladığı seramik parça, kırık olmasına rağmen tam bir profil sunmakta ve biçim tam olarak belirlenebilmektedir. Genel olarak kaideli bir forma sahip olan seramik çanak, bant şeklinde kenar yapısın sahip ve bu kenarın dış yüzeyinde çentik dekor yer almaktadır. Form çarkta şekillendirilmiş ve astarlanarak sigrafitto dekor ile stilize kuş motifi işlenmiştir. Açık tonda kurşunlu yeşil sır kullanılarak, kazınan yerlerde etki belirginleştirilmiştir. Parça kırık olduğundan, sağlam bölgelerde kuş deseninin ayak, göğüs ve kanat ısımları görülebilmekteydi. Ayrıca tabakta boş kalan yerlerde bordür etkisinde floral dekor kullanılmıştır. Yapılan teorik çalışma ile Bizans dönemi farklı kuş dekorlu örnekler incelenerek, yırtıcı kuşların da kullanıldığı tespit edilmiş, bu tür kuşların kıvrık gagalı yapısı ve boyun geçişi eldeki örnekle birleştirilerek muhtemel yeni kuş dekoru oluşturulmuştur. Diğer unsurlar orjinale sadık kalınarak korunmuş, floral dekor sadeleştirilerek, yeni uygulamada tabağın bant şeklinde dekorlanmasında bordür olarak kullanılmıştır. Üretilen yeni uygulama birebir replika şeklinde gerçekleştirilmemiş, tabağın formu da değiştirilmiş, uygulamada pratik olması nedeniyle, çok çukur olmayan ve ayaklıksız bir biçim seçilmiştir. Ağırlıklı olarak dekor uygulaması üzerinde durulmuştur. Yeni uygulama, aynı eskisinde olduğu gibi sır altı dekorlanmış, fakat sigrafitto yerine koyu renk kontur çekilerek sır altı dekor boyası ile çalışılmıştır. Sır olarak yine orjinale sadık kalınarak uçuk yeşil bakırlı şeffaf sır kullanılmıştır. Dekor tamamlama çalışması tarafımca, fırça dekor uygulaması ise Kütahya'lı çinici Ramazan Kocabaş tarafından 28 cm.lik akçini tabağa gerçekleştirilmiştir. Deneysel olarak gerçekleştirilen bu çalışmadan çıkan olumlu sonuçlar, bu tip farklı dekor örneklerinin, yeni yorumlar olarak kullanılabilirliğini göstermektedir. Kullanılan dekor Bizans üslubu, uygulama sır ve pişirim Çanakkale üslubu, fırça dekoru ise Kütahya üslubu oluşuyla 2010 Nisan ayında farklı bir kompozisyon oluşturulmuştur.ASSOS'TAN BİR PARÇA
1995 yılı kazı döneminde görev aldığım yaz ayında, Assos'un limanında yer alan antik liman kalıntısı çevresinde yüzerken bulduğum ve yıllardır diğer seramiklerimin arasına karışmış bulunan bu parçayı buradan tanıtmak istedim. Seramik bir tabağa ait olduğu belli olan bu parça her ne kadar kırık da olsa, elde kalan kısmı bile bizlere bir takım veriler sunmakta. Şöyle ki; ilk olarak bu limandan geleneksel Çanakkale seramiği ticareti yapıldığını söyleyebiliriz. Buna neden olarak da, yine bu antik liaman çevresinde bulunan batıkların varlığı kaynak oluşturmaktadır. Muhtelif zamanlarda yaptığım farklı dalışlarda farklı parçalar bulduğumu da eklemek isterim. Fakat bu parça hem astar dekorlu hem de sırlı oluşu ile önemli bir örnek. Sıraltı akıtma astar dekorlu olan bu parçada kurşunlu sır kullanılmış olup, açık tonda şeffaf bir yeşil renge sahip. Muhtemelen bakır oksit ile renklendirilmiş bu örnek tipik geç dönem Çanakkale seramikleri özelliklerini sunmakta. Ayak çapı 7,5 cm olan tabağın yüzeyinde kısmi olarak tragana olarak adlandırılan deniz kabuklularının bulunduğu görülmekte.
20 Ocak 2011 Perşembe
Simit gövdeli kaplar.

25 Aralık 2010 Cumartesi
SERAMİK ÇALIŞTAYINDA ÇUKUR PİŞİRİM
![]() |
| Kazılan çukur ateş tuğlası ile içten kaplandı. |
![]() |
| Zemine talaş ve üzerine çam ve meşe odunları istiflendi. |
![]() |
| Bisküvi olmuş seramikler, bakır ve diğer bileşik tuzları, boraks ve oksitlerle sargılandı. |
![]() |
| Redüksiyon etkisi oluşturması için kalın bakır şeritler kullanıldı. |
![]() |
| İnce bakır teller ve yaş zeytin dalları sargılara eklendi. |
![]() |
| Aliminyum folyo ile kaplanan seramikler çukura yerleştirildi. |
![]() |
| Bir kısım seramik olduğu gibi çukura yerleştirildi ve üzerlerine talaş eklendi. |
![]() |
| Çukurun yan duvarları son kez desteklendi. |
![]() |
| Ateş yakıldı. |
![]() |
| Çukur havasız kalmamalıydı, üzeri kontrollü olarak kapatıldı. |
![]() |
| Ateş kontrol altında tutuldu. |
![]() |
| Zaman zaman ateşe talaş eklendi. |
![]() |
| Odunlar köze dönüştü. |
![]() |
| Son kez talaş eklenip, çukur tamamen kapatıldı. |
![]() |
| Pişirim tamamlanınca çukurun kapağı üzerindeki toprak atıldı. |
![]() |
| Çukur açıldı. |
![]() |
| Közler yanmaya devam ediyor ve çukur tamamen açıldı. |
![]() |
| Maşalarla seramikler alındı. |
![]() |
| Küçük zayiatlar ve istenen efektler elde edildi. |
![]() |
| Hiç sır ve oksit kullanmadan oluşan etkiler. |
![]() |
| Metal tuzları ve boraks etkileri. |
![]() |
| Sergi. |
2 Aralık 2010 Perşembe
SERAMİK VE KENTTE SANAT
Çanakkale 2010 organizasyonunun bu haberi çok ilgimi çekti. Acaba Çanakkale'de yaşayan, içimizdeki kaç seramikçi bu etkinlikten haberdar oldu ve katıldı? "Koyunun olmadığı yerde ..." diye başlayan atasözümüz birden aklıma geldi, konuyla ne alakası varsa... 22 Mayıs 2010 da gerçekleşen ve adı "Seramik ve Kentte Sanat" olan bu etkinlikteki konuşmacılar ise Sibel Yardımcı (Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü), Melih Görgün (Avrupa Kültür Derneği), Mahir Namur (Avrupa Kültür Derneği), Hülya Acar (Seramik Konseyi Koordinatörü), Mehmet Eşli (Çanakkale Belediye Tiyatro Topluluğu Eğitmeni), Birim Ömer Erol (Karınca Sanat Merkezi) moderatörü ise Seyhan Boztepe. Belki sanat konuşmuşlardır fakat seramiği kim ne kadar bilerek konuştu acaba. Ucundan kıyısından Hülya Hanım. Ama başlık çok çarpıcı iken katılımcılar pek çarpıcı olamamış. Detaylar ve devamı için:http://www.canakkale2010.org/takvim.html SERAMİK MÜZESİ VE ATÖLYESİ

22 Kasım 2010 Pazartesi
2007 2.Seramik Ürün Tasarımı Yarışması
Kaynak:http://www.canakkale.bel.tr/bpi.asp?caid=630&cid=4090
2006 1.Seramik Ürün Tasarımı Yarışması
Kaynak:http://www.canakkale.bel.tr/bpi.asp?caid=630&cid=4090
7 Kasım 2010 Pazar
MİDİLLİ ADASINDA ÇANAKKALE İZLERİ
2 Kasım 2010 Salı
İLGİNÇ BİR ÖRNEK
AMASYA MÜZESİNDE ÇANAKKALE SERAMİKLERİ
Arkeolog ve fotoğraf sanatçısı dostum Aykan Özener'in, Eylül 2010 tarihinde Amasya gezisi sırasında benim için çekmiş olduğu ve gelenesel Çanakkale seramiklerinin teşhir edildiği vitrin, Çanakkale kenti için anlamlı bir görüntü sergilemektedir. En kısa zamanda, küçük de olsa böyle bir görünüme kavuşma dileğiyle.AKKÖYLÜ ÇÖMLEKÇİ EMİNE TÜRKER
2009 yılında asmaların olgunlaştğı ılık bir yaz günü, periyodik aralıklarla ziyaret ettiğim Ezine ilçesine bağlı Akköy'ü bir kez daha ziyaret ettim. Üsküfçük köyünde topladığımız antik curufları, ve maden örneklerini arabaya yerleştirip, soluğu Akköy'de aldık. Yerel amatör madenci Tezel Aldemir Bey, Seramikçi M.Berrin Kayman ile birlikte, köy meydanında bize kılavuzluk eden delikanlının eşliğinde, son çömlekçilerden Emine Türker'in evinin kapısına vardık. Sürpriz ziyaretimize rağmen, evde kendisini bulabilmek bizi sevindirdi. Kapıyı bize torunu ile birlikte açtı. Bir miktar soluklanıp, sohbet ettikten sonra, kendisinden edindiğim kısa notları düzenlemek üzere defterimi çantama koyup, eski ilkokula doğru yürüyüşe geçtik. Her zaman olduğu gibi konumuz çömlekçilik. Kendisinin yıllar boyunca yapıp ettikleri ve köydeki çömlekçiliğin son durumu. Çanakkale Seramik fabrikaları bir dönem Akköy çömlekçiliğini canlandırabilmek için, olumlu bir adım atarak, atıl durumdaki köy ilk okulunda atölye oluşturma girişiminde bulunmuştu. Bahçeye de 2 adet büyük odun fırını inşa edildi. Fakat proje yürümedi. Nedenine gelince belirli faktörler var tabi ki. Fakat en önemlisi Çanakkale'de seramiğin para etmeyişi. Halkın ve yerel idarecilerin konuya sahip çıkmamaları. Başka faktörler de var tabi ki. Son ustaların yeni ustalar yetiştirmeyişleri de bu konu da önemli bir etken. Emine Teyze de geç bir çırak yetiştirerememiş malesef. Eğer bir çırak yetiştirebilseydi, şimdiye o da çoktan bir usta olmuştu ve o da yeni çıraklar yetiştirerek, hiç değilse Akköy çömlekçiliğini yaşatma adına bir katkı sağlayabilirdi. Malesef gerçekleşememiş bir dilek. Torununa sordum. Sen bu mesleği seviyor musun diye. Malesef yakınından bile geçmemiş, ninesinin. Fırsattan istifade Ayşe Teyzenin kendi ağzından notlar almaya devam ettim.Emine Türker, 1945 yılında Koruyucuoğulları kızlık soyadı ile dünyaya gelmiş. 1960 yılında 15 yaşında iken Ahmet Türker ile evlenerek çömlekçiliğe başlamış. Kayınpederi Mehmet Bey ve kayınbiraderi Mustafa Bey de, o dönem çömlekçilik yapmakta imiş. Kendisi ise son çalışmalarını 2005 yılında tamamlayarak çömlekçilik mesleğine veda etmiş. Aktif olarak çalıştığı dönemde ne tür formlar ürettiğini sorduğumda şu bilgilere ulaştım: Kavanoz: Bir nevi turşu kavanozu, Dıngıl:10-20 cm. arası bir tür bardak, Yatın: Dıngılın bir boy büyüğü 25-30 cm. arası ebatta. Küçük çakıl da denmekte. 20'lik: Yatının büyüğü. Testi: 20'liğin büyüğü. Bocut yada ağzı açık da denilmekte. Geniş ağızlı: Testinin büyüğü. Emine Teyze, kap formlarının genel tipolojisini böyle sıralanıyor ve bu formların hazırlandığı çamurun yapısı ise şöyle: 12 küfe toprak, 6 küfe kum ile karıştırılarak hazırlanan çamur çömlekçi çarkında kullanılmaya hazır hale gelmekte. Eğer çamur yapısındaki kum az olursa, çamur çok özlü olmakta ve dayanıklılığı azalmakta. Dekor amacıyla kullandıkları beyaz renkli kili İntepe yolunda bulduklarını, kırmızı aşı boyasını ise Üsküfçü Köyü'nden temin ettiklerini notlarımın arasına kaydettim. Hukukumuzun eskiye dayanmasına istinaden, gezi ve yazım sırasında kendisine "Emine Teyze" diye hitap ettiğim, yüreği sevgi dolu insana veda ederek, soluklanıp dinlediğimiz evinin avlusundan ayrılıp, dönüş yoluna geçiyoruz. Bir başka baharda yine görüşmek üzre. (Bu yazı gezi sırasında alınan notlardan derlenerek kısa bir özet halinde, 1 Kasım 2010 tarihinde kaleme alınmıştır.)




+copy.jpg)























