31 Ağustos 2025 Pazar

Avrupa'da Porselenin Keşfi

Bu keşif süreci İtalya ve Almanya olmak üzere, iki farklı ülkede gerçekleşmiştir.

Porselenin İtalya'daki üretimine dair süreç çok ilginç  gelişmiştir. Bu süreçte ilk sanayi casusu olarak adlandırılan François Xavier d'Entrecolles'in adı geçmektedir.

İtalya'daki porselen arayışı, Çin'den gelen bilgilerin ulaşmasından çok önce, 16. yüzyılın sonunda başladı. Bu keşif, porselenin sırrını aydınlatmaktan ziyade, Avrupa'da porseleni taklit etmeye yönelik ilk başarılı girişimdi.

Toskana Büyük Dükü I. Francesco de' Medici, Floransa'da porselenin büyüsüne kapılmıştı ve saray laboratuvarlarında bu gizemli maddeyi üretme çalışmalarını destekledi. Amacı, o dönemde altın değerinde olan Çin porselenine benzeyen bir madde yaratmaktı. Porselen araştırmalarını yöneten ve Medici porselenini geliştiren ana figür, dönemin ünlü mimar, sahne tasarımcısı ve sanatçısı Bernardo Buontalenti'ydi. Buontalenti, Medici sarayının en yetenekli isimlerinden biriydi ve ​yaklaşık 1575-1587 yılları arasında. I. Francesco tarafından porselenin sırrını çözmesi için özel olarak görevlendirilmişti. Kendisi ve ekibi, Floransa'daki laboratuvarlarda Çin porselenini taklit etmeye çalışarak, sonunda 1200 C derecede pişirilen, hafif kremsi, opalin bir renge sahiptir ve Çin porseleninin saf beyazlığından ayrılır. Yumuşak porselen olarak bilinen bu özel seramik türü, yapılan deneyler sonucunda, Çin'in sert porseleninden farklı bir yöntemle, yumuşak porselen adı verilen, yapay bir formül geliştirildi. Bu porselen, beyaz kil ve öğütülmüş camın karıştırılmasıyla elde ediliyordu (Victoria ve Albert Müzesi bunu " ... şeffaf kurşun sır tabakası altında beyaz Vicenza kili ve öğütülmüş kaya kristali kullanılarak yapılmış Fritware" olarak tanımlıyor). Elde edilen ürün şeffaf ve Çin porselenine benzer bir görünüme sahipti. Ancak, üretim süreci oldukça zordu ve porselenler sık sık çatlıyordu. Ürünlerin çoğunda, Floransa zambak çiçeği (fleur-de-lis) sembolü altında yer alan, "F" harfi (Francesco için) veya aralarından bir çizgi geçen "F" ve "M" harfleri gibi işaretler bulunur. Üretim, Dük'ün ölümünden sonra 1587'de durdu ve bu keşfin formülü kayboldu. Medici porseleni, üretimi Dük'ün ölümüyle (1587) durduğu için son derece nadirdir. Dünya genelindeki müzelerde ve özel koleksiyonlarda sadece 60-70 parça civarında Medici porseleni olduğu tahmin edilmektedir. Bu nadirlik, onu seramik tarihi açısından paha biçilemez kılar.

​Medici porseleni, Çin'in gerçek porselen formülüne dayanmıyordu; ancak, Avrupa'da porselenin taklit edilebileceğini gösteren ilk başarılı ve belgelenmiş girişimdi. Bu porselenlerin biçimleri mayolika seramiklerden, dekoratif bezemeler ise Çin mavi beyazlarından ve İznik çini motiflerinden, nadiren grotesk mayolikalardan esinlenilmişti. Renklendirici olarak kobalt ve mangan oksit kullanılmıştır.

​Avrupa'nın sert porselenin sırrını tam olarak çözmesi, İtalya'daki bu erken denemeden yaklaşık 150 yıl sonra gerçekleşti ve bu süreçte bir Cizvit papazının gönderdiği mektuplar hayati bir rol oynadı.

Cizvit misyoneri Peder François Xavier d'Entrecolles, Çin'in "porselen başkenti" olarak bilinen Jingdezhen'de görev yapıyordu. Zeki ve gözlemci bir papaz olarak, Batı dünyasının merakla beklediği porselen üretim sürecini yakından incelemeye başladı. O dönemde, Çinli ustalarla kurduğu iyi ilişkiler sayesinde porselen üretiminin her aşamasını öğrenme fırsatı buldu. 1712 ve 1722'de, bu bilgileri Fransızca kaleme aldığı iki ayrı mektupla Avrupa'ya gönderdi. Bu mektuplar, "Lettres édifiantes et curieuses" (Eğitici ve Merak Uyandıran Mektuplar) dergisinde yayımlandı ve tüm Avrupa'da büyük ilgi gördü.

​Peder d'Entrecolles'un mektupları, porselenin temel hammaddeleri olan kaolin (porselen toprağı) ve petuntse (porselen taşı) minerallerini ve bunların üretim sürecindeki rollerini ayrıntılı olarak tarif ediyordu. Bu bilgiler, Avrupalı araştırmacılar için porselenin formülünü anlamada ve Meissen gibi fabrikaların sert porseleni üretme çabalarında belirleyici bir rol oynamıştır.

​İtalya'daki Medici porseleni, Avrupa'nın porseleni taklit etme konusundaki ilk başarılı denemesi olsa da, Çin'in gerçek porselen formülüne dayanmıyordu. Peder d'Entrecolles'un 18. yüzyılda gönderdiği mektuplar ise, Avrupa'nın sert porselenin sırrını çözmesini sağlayan bilimsel ve teknik bilgiyi sunarak, porselenin Avrupa'daki yükselişinin önünü açmıştır.

D'Entrecolles'un mektupları, daha önce hiç kimsenin ulaşamadığı birincil kaynaklardan elde edilen, detaylı ve teknik bir bilgi birikimi sundu. Avrupa'da bu mektuplar yayımlanmadan önce, porselenin tarifi genellikle simyacıların tahminlerine veya ampirik deneylere dayanıyordu. Mektuplar ise bu gizemli süreci bilimsel bir zemine oturttu.

Mektupların en büyük katkısı, sert porselenin iki temel bileşenini açıkça belirtmesiydi: kaolin (porselen toprağı) ve petuntse (porselen taşı). Avrupalılar, kaolinin önemli olduğunu biliyordu ancak onunla karıştırılması gereken, yüksek sıcaklıkta eriyerek porseleni oluşturan "petuntse" adı verilen maddeyi tanımıyordu. D'Entrecolles, bu iki maddenin oranlarını ve rollerini net bir şekilde açıkladı.

Sadece hammadde bilgisiyle kalmayıp, mektuplar porselenin hazırlanmasından, şekillendirilmesine, sırlanmasına ve en önemlisi yüksek derecede fırınlanmasına kadar tüm aşamaları detaylandırdı. Bu kapsamlı bilgi, Avrupalı ustaların Çin'deki süreci birebir taklit edebilmesinin önünü açtı ve zaman kaybına yol açan başarısız denemeleri en aza indirdi.

​Sonuç olarak, Peder d'Entrecolles'un mektupları, Avrupa'nın yüzyıllardır peşinde olduğu porselenin gizemini çözdü ve Meissen gibi fabrikaların doğru yolda ilerlemesini sağlayarak Avrupa porselen endüstrisinin hızla gelişmesine zemin hazırladı.

Almanya'daki Meissen porseleninin keşfine giden süreçte Johann Friedrich Böttger'in porseleni keşfetmesi, yüzyıllardır süren bir arayışın sonucudur. Bu süreç, sadece Böttger'in dehasına değil, aynı zamanda bilimsel yöntemlere, politik hırslara ve şans eseri yapılan bir dizi keşfe dayanıyordu.

​17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa, Çin'den gelen porselenlere adeta bir tutkuyla bağlıydı. Bu durumı Avrupanın Çin porseleni obsesyonu olarak tanımlamak yanlış olmaz. "Beyaz altın" olarak anılan bu porselenler, Avrupa seramiklerinden çok daha ince, şeffaf ve dayanıklıydı. Avrupalı seramik ustaları, bu porselenin sırrını çözmeye çalışıyor ancak yüksek sıcaklıkta pişirilmesi gereken sert porselenin formülünü bir türlü bulamıyorlardı. Bu porselen, kraliyet aileleri ve soylular için zenginliğin ve gücün bir sembolüydü.

​Meissen porseleninin hikayesi, bu "beyaz altına" sahip olma hırsı taşıyan Saksonya Elektörü ve Polonya Kralı Güçlü August ile başlar. August, ordusunun masraflarını karşılamak ve lüks sarayını finanse etmek için porseleni üretebileceği ve bu üretimi kontrol ederek zengin olmanın hayallerini kurduğu bir tekel oluşturmak istiyordu. Bu amaçla, dönemin önde gelen matematikçi ve bilim insanı Ehrenfried Walther von Tschirnhaus'u porselenin sırrını çözmekle görevlendirdi. Tschirnhaus, porselenin formülünü bilimsel deneyler yaparak, sistematik bir yaklaşımla bulmaya çalışıyordu.

​Hikayenin asıl ilginç kısmı, Böttger'in sürece dahil olmasıyla başlamıştır. Başlangıçta altın yapabildiğini iddia eden genç bir simyacı olan Johann Friedrich Böttger, Güçlü August tarafından yakalanıp Dresden'deki bir kalede alıkonuldu. August, Böttger'i altın yapmaya zorluyordu. Altın deneyleri başarısız olunca, Tschirnhaus, Böttger'in yeteneklerini porselenin sırrını çözmek için kullanması konusunda August'u ikna etti. Böttger, Tschirnhaus'un bilimsel gözetimi altında, porselen üretmek için binlerce farklı kil ve mineral karışımı üzerinde denemeler yapmaya başladı.

​Tschirnhaus ve Böttger, uzun bir süre boyunca farklı hammaddeleri deneyerek porselenin sırrına yaklaştılar. Tschirnhaus, doğru mineral kombinasyonlarını ve fırınlama tekniklerini belirleme konusunda bilimsel bir çerçeve sağladı. Ancak, yüksek kalitede sert porselen için gerekli olan saf, beyaz kil (kaolin) hala bulunamamıştı.

​Bu yoğun ve gizli çalışmalar, Tschirnhaus'un 1708'deki ölümüne kadar sürdü. Böttger, hocasının bıraktığı yerden devam etti ve sonunda porselenin ana hammaddesi olan saf kaolini Schneeberg'deki bir madendeki keşfi ile, bu kaolini formülasyonuna adapte etti. Bu keşif, yaklaşık on yıllık denemelerin ve araştırmaların sonunda, 1708'de porselenin gizemini çözmesini sağladı. Böylece, Meissen Fabrikası 1710 yılında kuruldu ve Avrupa porselen endüstrisinde yeni bir çağ başladı.

Eldeki bilgilere göre her ne kadar 28 Mart 1709'da Böttger'in, II. Ağustos'a giderek porselenin icadını duyurduğu yaygın olarak bilinse de, Tschirnhaus'un ölmeden önce evinden çalınan eşyalar arasında bir porselen parçasının kaydı olduğu ve bu durumun, porselenin esas mucidi olduğu Samuel Slötzel ve Meissen Fabrikası genel müdürünün ifadelerindenyer almaktadır. Ayrıca 1704 yılında porselen örneğini Leibinz'in sekreterin gösterdiği kaynaklarda yer alır. Öte yandan 1708'de Saksonya'daki Erzgebirge kaolin ocağının keşfi, porselen mucidinin Böttger olması fikrini doğrular.

Kaynaklar:
-Savage, G. (1954). 18th-century English Porcelain. Hamlyn Publishing Group.
​-Hofmann, F. H. (1932). Das Porzellan der europäischen Manufakturen. F. A. Brockhaus.
​-Ducret, S. (1962). Meissner Porzellan. Hallwag AG.
-​Meissen Porcelain Manufactory. (2010). Meissen: From the Arcanum to the Brand. 300 Years of Meissen Porcelain. Meissen Porcelain Manufactory Publishing.
-​Victoria and Albert Museum. (2009). The story of porcelain. V&A Publications.
-https://en.wikipedia.org/wiki/Medici_porcelain

Wedgewood ve Meissen Örnekleri

Prof.Ateş Arcasoy terekesinden arşivimize intikal eden dia pozitifler arasında, değerli tez danışmanım Prof.Gül Özturanlı'ya ait olup, kendisi tarafından Prof.Ateş Arcasoy'a  verilen örnekler, tasnif çalışmaları sırasında gün yüzüne çıktılar. Bu dialarda G.Ö. kodlaması yer almaktadır.

Prof.Gül Özturanlu tarafından, Prof.Ateş Arcasoy'a verilen, sınıflandırılıp etiketlendirilmiş dialar.(F.Karagül arşivi)

26 Haziran 2025 tarihinde telefonla görüştüğüm Prof.Gül Özturanlı, sohbet sırasında bu diaların varlığından bahsetmişti. Bir kısmının zamanında kutulanmadan, kağıtlara sarılarak gruplandırılmış olduklarını, bir kısmının ise sunuma hazırlanarak dia şarjörlerinde uygun konuma yerleştirildiklerini tespit ettik.

Prof.Gül Özturanlu tarafından, Prof.Ateş Arcasoy'a verilen, sınıflandırılıp etiketlendirilmiş dialar.(F.Karagül arşivi)

Alman malı dia gösterici.(F.Karagül arşivi)

Prof.Ateş Arcasoy'a ait elimizdeki diaların çok fazla sayıda oluşu nedeniyle, şimdilik her birini tek tek kontrol ederek, sınıflandırma şansımız bulunmamakta. Bu yüzden öncelikle dağınık durumda ve kutusuz olan diaları tasnif ederek koruma altına almaya çalışıyoruz. Bu süreçte yine diaları kontrol etmek için  Prof.Ateş Arcasoy'a ait Alman malı dia projeksiyon cihazını kullanmak büyük bir nostaljik keyif vermekte.

Prof.Ateş Arcasoy'un arşiv belgeleri arasında, Avrupa porselenleri, Çin ve Uzak Doğu porselenleri, porselen üretici damga ve mühürleri ve hatta seramik sanat tarihi ile ilgili yapmış olduğu yıllar süren çalışmaları neticesinde, bu konular hakkında yayınlamak için kitap çalışmaları gerçekleştirmekte olduğunu tespit ettik. Tüm bir meslek hayatı boyunca biriktirilerek oluşturulmuş çok fazla sayıda elyazısı not, kitap, dia, makale, tez, fotoğrafların tümü henüz kataloglanarak yayınlanmamış durumda. Karmakarışık durumdaki tüm bu materyalleri tasnif ederek, kullanılabilir hale getirmek amacıyla çaba gösteriyoruz. Sonucunda dijital bir Ateş Arcasoy arşivi ve kitabı oluşturulabilir, ancak o zaman tüm bu materyallerin, seramikçiler için faydalı bir esere dönüşecek olduğuna inanıyoruz. Bu vesile ile bu kısa yazıda Ateş Arcasoy dialarından hareketle, Wedgwood ve Meissen seramik örneklerine kısaca değinmek yerinde olacaktır.

Wedgwood, İngiliz seramik endüstrisinin en önemli ve etkili markalarından biridir. Bu marka, yüzyıllardır süregelen zanaatkarlık geleneği ve yenilikçi üretim teknikleriyle dünya çapında tanınır. Josiah Wedgwood (1730-1795), 1759 yılında İngiltere'de kendi seramik işini kurarak Wedgwood'un temellerini atmıştır. Kendisi, sadece bir seramik ustası değil, aynı zamanda yenilikçi bir iş insanı ve kimyagerdi. 1769'da, Staffordshire'daki Etruria'da özel olarak inşa ettiği Etruria Fabrikası'nı kurdu. Bu fabrika, hem üretim teknolojisi hem de çalışanlar için sağladığı koşullar açısından dönemin en modern tesislerinden biriydi.

​Wedgwood, porselenin zarafetini ve dayanıklılığını bir araya getiren özel ürünleriyle bilinir. Markanın en ikonik ürünleri şunlardır:
​Jasperware: En ünlü Wedgwood seramik türüdür. Pürüzsüz, mat bir yüzeye sahip olan bu seramik, genellikle açık mavi, yeşil, siyah veya beyaz renkte üretilir. Üzerindeki kabartma desenler, genellikle Antik Yunan ve Roma mitolojisinden esinlenmiştir. Mavi beyaz jasperware ürünler, çağdaş seramikçileri ve seramik sanatını etkilemiş özel bir gruptur. A.B.D Oregon'da yaşayıp üretim yapan ve kendisini seramik heykeltraşı olarak tanımlayan Richard Notkin, Josiah Wedgwood'un anısına, mavi beyaz jasperware (Bkz. Skull Tea Set) örneklerine uygun olarak bir çay seti tasarlayarak üretmiştir. Notkin bu üretimi yaparken hem Çin yixing seramik geleneğini hem de japerware tekniğini üslubunca sentezleyerek özgün bir ürün grubu üretmeyi başarmış, örnek sanatçılardan birisidir.

Richard Notkin, Skull Tea Set, Homage to Josiah Wedgewood, 1980, porselen. Kaynak

​Creamware ürün grubu Josiah Wedgwood'un erken dönem başarılarından biridir. Bu seramikler, İngiltere Kraliçesi Charlotte tarafından beğenilince "Kraliçe'nin Seramiği" (Queen's Ware) adını almıştır.

​Black Basalt örnekler siyah renkli, sırsız ve pürüzsüz bir seramik ürün grubudur. Antik Roma ve Yunan vazolarını andıran estetiğiyle dikkat çeker.

​Wedgwood seramiklerinin kalitesi, kullanılan özel çamur karışımından gelir. Özellikle Jasperware için kullanılan çamur, sır içermeyen ve bisküvi kıvamında pişirilen bir karışımdır. Bu çamur, başta killi toprak, baryum sülfat, çakmaktaşı ve porselen çamuru gibi malzemelerin hassas oranlarda karıştırılmasıyla elde edilir. Malzemeler çoğunlukla İngiltere'nin çeşitli bölgelerinden, özellikle Cornwall'dan (Bkz. Cornwall Stone: 
​0.5 K2O, 0.4 Na2O, 0.1 CaO. 1.1 Al2) temin edilir.

​Wedgwood, sadece bir seramik üreticisi olmanın ötesinde, sanatsal ve endüstriyel bir devrimci olarak kabul edilir. Seri üretimi ve sanatsal tasarımı bir araya getirmesiyle seramik sektörüne yepyeni bir bakış açısı getirmiştir. Markanın ürünleri, günümüzde hem antika koleksiyoncuları hem de modern tüketiciler arasında yüksek bir değere sahiptir. Özellikle tarihi ve nadir parçalar, müzayedelerde ve koleksiyoner piyasasında yüksek fiyatlara alıcı bulmaktadır. Wedgwood, seramik zanaatkarlığının estetik, kalite ve inovasyonla nasıl birleşebileceğinin en iyi örneklerinden biridir. Bu yönüyle kendi koleksiyonumuzda da örnekleri yer almaktadır.

Berrin Kayman koleksiyonunda yer alan Jasperware Wedgwood örnekler (Fotoğraf. F.Karagül)

Yukarıda yer alan örneklerin özgün damgaları (Fotoğraf: F.Karagül). Wedgwood'un farklı üretim şerlerinden, farklı damgalar kullanılmış olduğu belirgin biçimde gözlenebilmektedir.

Josiah Wedgwood 1775 yılında Cornwall'a bir seyahat gerçekleştirerek, seramiklerinde kullanmak üzere yerel killer ve kayaçların temini yoluna girişmiştir. Bu hammaddeler, İngiliz porseleninin temel bileşenlerinden olan "Cornwall Stone" (Cornwall taşı) veya "Cornish Stone" olarak bilinen malzemelerle yakından ilişkilidir. Cornwall Stone, İngiliz seramik endüstrisinde bir akışkanlaştırıcı (flux) olarak yaygın şekilde kullanılan, düşük demir içerikli bir feldspat türüdür. Wedgwood'un ürünlerinde, özellikle de "Queen's Ware" (Kraliçe'nin Seramiği) gibi porselenin kalitesini artırmak için bu tür ham maddeleri kullandığı belirtilmektedir.

Wedgwood üretimi makarna kabı, 1820 (F.Karagül arşivi)

Wedgwood üretimi vazolar (F.Karagül arşivi)

Wedgwood üretimi (Staffordshire,...) çaydanlıklar (F.Karagül arşivi)

Meissen, Avrupa'da sert porselenin ilk başarılı üreticisi olarak bilinen ve zanaatkarlık geleneğiyle lüksü bir araya getiren dünyaca ünlü bir Alman porselen markasıdır. Meissen Porselen Fabrikası, 1710 yılında Saksonya Elektörü II.August (1670-1733) tarafından kurulmuştur. Ancak porselenin sırrını keşfeden asıl kişi, simyacı Johann Friedrich Böttger'dir. Böttger'den önce araştırma çalışmaları başlamış oşsa da, sonuca ulaşılamamıştır. (Ek bilgi ve Avrupa'da porselenin keşfi  için bakınız) Başlangıçta klasik simyacı takıntısı ile altın imal etmeye çalışan Böttger, bu süreçte porselen üretimi için doğru formülü bulmuştur. Fabrika, ismini aldığı Meissen şehrinde, Elbe Nehri kıyısında bulunan Albrechtsburg Kalesi'nde kurulmuştur. Daha sonra, 1861 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.

​Meissen porselenleri, karmaşık el işçiliği ve yüksek kalitesiyle tanınır. Ürünler genellikle ayrıntılı figürler, el boyaması desenler ve canlı renklerle süslenir. Meissen, Çin porselenlerine benzer şekilde, yüksek sıcaklıkta pişirilen ve olağanüstü sert ve dayanıklı olan porselen üretmiştir.
​
"Soğan Deseni" (Zwiebelmuster) markanın en ikonik ve en çok kopyalanan desenlerinden biridir. Çin porselenindeki nar ve şeftali motiflerinden esinlenerek (tamamen sembolik öğeler) oluşturulan bu desen, soğan ve bambu figürleriyle tasarlanmıştır. Meissen sanatsal figürinleri aradında özellikle 18. yüzyılda J.J. Kändler tarafından tasarlanan hayvan ve insan heykelleri, Meissen'in en değerli ürünleri arasındadır. Öte yandan Böttgerware adlı ürün grubu da Meissen üretimleri arasında çok özel bir konumdadır. Çin yixing özelliklerine çok benzer olan bu grup, sırsız olup, madeni para yerine seramik para ve madalya (Nelson, C.H) üretiminde de kullanılmıştır. Koleksiyonumuzda bu örneklerden yer almaktadır.

Çatılmış çift kılıç damgalı Meissen üretimi Böttgerware ve porselen madalyalar. (F.Karagül koleksiyonu ve arşivi)

​Meissen porseleninin formülü, uzun süre boyunca sır gibi saklanmıştır. Böttger, porselenin temel hammaddeleri olan kaolin ve feldspatı bir araya getirerek porselen formülünü keşfetmiştir. Kaolin, markanın yüksek kaliteli porselen üretimi için vazgeçilmez bir bileşendir ve başlangıçta Saksonya'daki madenlerden temin edilmiştir. Böttger'in Meissen porselenleri için kullandığı kaolin, Saksonya'daki Erzgebirge (Cevher Dağları) bölgesinde yer alan Schneeberg şehri yakınlarındaki madenlerden temin edilmiştir. Schneeberg kaolin yatağı, 1708 yılında Christian Schnorr tarafından tesadüfen keşfedilmiştir. Bu keşfe ait bilgi, kısa sürede August'un sarayına ulaştı. Bize göre porselenin sırrını çözmeye çalışan simyacı Johann Friedrich Böttger, keşfedilen beyaz renkli bu yeni toprağın, Çin porseleninin ana maddesi olan kaolin olduğunu bir şekilde fark etmiş olmalıdır. Bu keşif, Böttger'in yıllardır süren deneylerinde aradığı eksik parçayı bulmasını sağlar.

Bu özel kaoline o dönemde "Schnorrsche Erde" (Schnorr'un Toprağı) adı verilmiştir. İsmini, bu beyaz kil yatağını ilk kez bir demirci olan Christian Schnorr'un keşfetmesinden almıştır. Schnorr, bu toprağın peruklarda kullanılmak üzere beyaz bir toz olarak satılabileceğini düşünmüştür. Daha sonra, Böttger bu malzemenin aslında porselen üretimi için ideal bir kaolin olduğunu fark etmiştir. Bu keşif, Meissen'in Avrupa'daki ilk sert porselen üreticisi olmasının en önemli adımlarından biridir.

Feldspat porselen çamurunun erimesini ve sertleşmesini sağlar. Ne var ki Böttger'in porselen formülünde kullandığı feldspatın kökeni hakkında henüz yeterli bilgi verecek durumda değiliz, bu konuda detaylı çalışma yapma gerekliliği bulunmaktadır. 

​Meissen, lüks porselenin sembolü olarak kabul edilir. Tarihsel olarak Avrupa kraliyet ailelerinin ve aristokrasinin tercih ettiği bir marka olmuştur. Günümüzde de bu prestijini korumaktadır. Meissen, Avrupa'da sert porseleni ilk üreten fabrika olmasıyla endüstriyel ve sanatsal bir dönüm noktasıdır. Ünlü çakılmış çift kılıç logosu (kuruluş yeri olan Saksonya'nın armasından esinlenilmiştir) orijinalliğin ve yüksek kalitenin bir simgesidir. Nadir ve tarihi Meissen porselenleri, müzayedelerde çok yüksek fiyatlara alıcı bulabilmektedir. Özellikle 18. yüzyıla ait, J. J. Kändler gibi ünlü sanatçılar tarafından tasarlanan figürler ve özel setler, koleksiyoncular arasında oldukça değerlidir.
​Özetle Meissen, sadece bir porselen markası değil, aynı zamanda Avrupa sanat ve zanaat tarihinin önemli bir parçasıdır. Bu dialar arasında yer almasa da, Böttgerware malzeme ile üretilmiş Meissen figüratif heykelleri, dünya seramikçiliği için çok önemli örnekler arasında yer alıp, ayrıca ele alınması geren konular arasında yer almaktadır.

1753 tarihli Meissen porselen biblolar. (F.Karagül arşivi)

1774-1814 tarihli Meissen üretimi şekerlikler (F.Karagül arşivi)

Katkı ilgi ve destekleri için Arcasoy  ailesine şükranlarımızı sunarız. Özgün fotoğraflar ve metin izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Kaynakça
-Nelson, C.H. Böttger Stoneware: What Science Can Tell Us? Uluslararası Güzel Sanatlar ve Antika Satıcıları Fuarı, 1998, 34-42
-https://www.academia.edu/32311497/CHARACTERIZATION_OF_B%C3%96TTGER_STONEWARE?source=swp_share
-https://kammteapotfoundation.org/product/richard-notkin-skull-tea-set/
-https://www.schloesserland-sachsen.de/en/palaces-castles-and-gardens/tips-for-trips/the-way-to-the-meissen-porcelain/

28 Ağustos 2025 Perşembe

Sanatta Özgünlük ve İntihal Sorunsalı: Tolstoy'un Mirası ve Günümüz Teknolojisi

Lev Tolstoy, "Sanat Nedir?" adlı eserinde, sanatı geleneksel estetik ve haz odaklı yaklaşımlardan ayırarak, ahlaki ve insani bir iletişim aracı olarak tanımlar. Ona göre sanat, güzellikten bağımsız olarak, sanatçının hissettiği bir duygunun başkalarına aktarılması ve bu yolla insanlar arasında duygusal bir birlik oluşturulmasıdır.

Bu duygusal aktarımın başarılı olması için sanat eserinin üç temel koşulu taşıması gerekir:

  1. Samimiyet: Sanatçının duyguyu içtenlikle hissetmesi.

  2. Netlik: Duygunun sade ve anlaşılır bir biçimde ifade edilmesi.

  3. Bireysellik: Aktarılan duygunun özgün olması.

Tolstoy, sanatı ahlaki bir amaçla ilişkilendirse de, biçimi tamamen göz ardı etmez. Bir eserin biçimi, duygusal bulaşıcılığı ne kadar iyi sağladığıyla ölçülür ve bu da onun sanatsal değerini belirler. Bu nedenle, Tolstoy'a göre kötü sanat, sadece biçimsel zayıflıkların değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal yozlaşmanın da bir göstergesidir.

Lev Tolstoy'un sanatın işlevi ve niteliği hakkındaki görüşleri, mutlak bir "kanon" olarak kabul edilemez. Bununla birlikte, bu görüşler, sanat dünyasındaki özgünlük ve intihal sorunsalına dair tartışmaların merkezine yerleştirilebilir. Özellikle internetin yaygınlaşmasından önceki dönemde, teknolojik imkanların kısıtlılığı, sanat ve bilim çevrelerinde intihal vakalarının daha kolay gizlenmesine olanak tanımıştır. Akademisyen, sanatçı ve bilim insanlarının, günümüzde ulaşılan teknolojik seviyeyi öngörememesi, bu durumun zeminini hazırlamıştır.

Bu bağlamda, Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde yurt dışına eğitim için gönderilen sanatçıların deneyimleri dikkate değerdir. Bu sanatçılar, yabancı ustaların eserlerini ve sergilerini doğrudan gözlemleme ve orijinal eserlere kütüphaneler aracılığıyla erişme imkanı bulmuşlardır. Ne var ki, bu birikimi yurda döndüklerinde "esinlenme" adı altında, aslında intihal sayılabilecek üretimlere dönüştürdükleri, "nasıl olsa kimse fark edemez" düşüncesiyle bu yola başvurdukları gözlemlenmiştir. Örneğin, Naum Gabo ve Moebius'un eserlerinin kopyaları, sırasıyla 1990'lar ve 1980'lerde Türkiye'de yaygınlaşmıştır. Bu durum, dönemin teknolojik yetersizlikleri ve bilgi akışındaki kısıtlamalarla doğrudan ilişkilidir. Çizgi roman, resim, heykel ve seramik gibi çeşitli sanat dallarında benzer örnekler, konunun disiplinlerarası bir sorun olduğunu göstermektedir. Gabo'nun kopyaları 2010'larda da esin kaynağı olmaya devam etmiştir. özellikle Gabo'dan esinlenen sanat üreticileri hakkında karşılaştırmalı olarak hazırlayacağımız makale bu konuya ışık tutacaktır.

Ayrıca yine Tolstoy'a göre kötü sanatın 4 belirteci vardır. Bunlar:

1. Ödünç Alma: Yaratıcılığın Sahte Bir Yansıması

2. Taklit: Gerçeklikten Gelen Yapaylık

3. Etkililik/Çarpıcılık: Manipülasyon Sanatı

4. Eğlence: Halktan Kopuş ve Ticari Bir Ürün

Günümüz teknolojisi, özellikle görsel arama motorları sayesinde, eserlerin orijinalliğini ve tarihselliğini saptamayı kolaylaştırmıştır. Bu sayede, bir eserin özgün olup olmadığı, hangi kaynaktan esinlendiği veya doğrudan kopyası olup olmadığına dair kanıtlar sunulabilmektedir. Bu değerlendirme ve karşılaştırmalar özellikle son 2 yılda hızla gelişen YZ yazılımları ile çok daha kolaylıkla gerçekleştirilebilir hale gelmiştir.

Elbette, "aklın yolu birdir" ilkesinden yola çıkarak, farklı coğrafya ve zamanlarda benzer estetik anlayışların ortaya çıkması, tesadüfi benzerlikleri beraberinde getirebilir. Resim, heykel ve mimari eserler birbirlerine benzeyebilir. özellikle antik mimaride bu benzerlikler oldukça fazladır. Hem de birbirlerinden binlerce kilometrelik, farklı kıtalarda bulunan yapılar bu durumu net bir biçimde ortaya koyar. Ancak, bir sanatçının eserlerinde tutarlı bir stilin eksikliği ve sürekli olarak farklı kaynaklardan devşirilmiş unsurların varlığı, özgünlükten ziyade bir "derleme" veya "kopyalama" eğilimine işaret etmektedir. Bu durum, sanatçının yaratıcılık sürecinde tıkandığında, yeni fikirler üretmek yerine, başkalarının eserlerine yöneldiğini düşündürmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Tolstoy'un sanatta samimiyet ve içtenlik arayışına dayanan eleştirileri, günümüzdeki intihal tartışmalarına ışık tutmaktadır. Bu intihal tartışmaları "Kötü Sanat"ın 4 belirleyici maddesine göre değerlendirilmeye muhtaçtır.

27 Ağustos 2025 Çarşamba

Bor Karbid (karbür) ve Silisyum Karbid (karbür)

Prof.Ateş Arcasoy'a ait eğitim materyalleri arasında yer alıp, arşivimize dahil olan 2 önemli numune hakķında kısa bilgiler paylaşmak istiyorum. Prof. Ateş Arcasoy'un el yazısı ile hazırladığı etiketlerde yer alan karbid kelimesi, Türkçede karbür kelimesi ile eş anlamlı olup, daha yaygın kullanılmaktadır. Bu yüzden yazının devamında karbür kelimesini kullanmayı tercih ediyoruz.

Arşiv №: Numune dolabı 1

Bor karbür (kimyasal formülü B4C) bor ve karbondan oluşan, çok sert (mohs skalası: 9,3) bir teknik seramiktir. Elmasın ve kübik bor nitrürün ardından bilinen en sert üçüncü malzemedir. Bu özelliği, bor karbürün pek çok farklı endüstride vazgeçilmez bir malzeme olmasını sağlar. Erime ve süblimleşme sıcaklığı yaklaşık 2450 °C dir. Bor karbür, benzersiz özelliklerinden dolayı modern sanayi ve seramik sektöründe geniş bir kullanım alanına sahiptir. Yüksek sertliği sayesinde zımpara kağıtları, aşındırıcı macunlar ve taşlama diskleri gibi malzemelerin üretiminde kullanılır. Elmasın çok pahalı olduğu uygulamalarda alternatif bir çözümdür. Ayrıca yüksek basınçlı su jeti kesim başlıklarında ve kum püskürtme nozullarında kullanılır, çünkü bu nozullar yüksek hızda aşındırıcı partiküllere maruz kalır. Nötronları güçlü bir şekilde absorbe etme yeteneği sayesinde, reaktörlerde kontrol çubukları ve nötron kalkanları olarak kullanılır. Bu, reaktördeki fisyon hızını kontrol etmeye ve güvenliği sağlamaya yardımcı olur. Yüksek sıcaklıklara dayanıklılığı nedeniyle fırın astarları, sıcak presleme kalıpları ve yüksek sıcaklık termokupl koruma tüpleri gibi uygulamalarda kullanılır. Ayrıca Uzay ve Havacılık sanayisınde hafif ve dayanıklı parçaların üretiminde kullanılır. Elektronik sektöründe yüksek sıcaklık ve aşınma direnci gerektiren elektronik bileşenlerde kullanılır. Gıda endüstrisinde ultra sert bıçak ve kesici aletlerin üretiminde kullanılır. Bor karbür, bu özellikleriyle yalnızca seramik sektöründe değil, aynı zamanda savunma, enerji ve imalat gibi birçok modern sanayi kolunda da teknolojik gelişmelere katkı sağlayan kritik bir malzemedir.

Silisyum karbür (kimyasal formülü SiC), silisyum ve karbondan oluşan, doğada nadir bulunan bir teknik seramiktir. Bu malzemenin en bilinen doğal formu moissanite olarak adlandırılır. Silisyum karbür, olağanüstü sertliği (mohs skalası: 9-9,5), yüksek termal kararlılığı ve yarı iletken özellikleri nedeniyle modern sanayi ve seramik sektöründe çok önemli bir yere sahiptir. Elmasın ve bor karbürün ardından bilinen en sert dördüncü malzemedir. Bu özelliği, aşınmaya ve çizilmeye karşı yüksek direnç göstermesini sağlar. Yaklaşık 2700°C gibi çok yüksek bir sıcaklıkta erir veya süblimleşir. Bu da onu aşırı sıcaklık uygulamaları için ideal kılar. Yüksek sıcaklıklarda bile ısıyı çok iyi iletme yeteneğine sahiptir. Bu özellik, yüksek güç elektroniği uygulamalarında kritik öneme sahiptir. Çoğu aside, alkaliye ve erimiş tuza karşı dirençlidir, bu da onu aşındırıcı ortamlarda kullanılabilir yapar. Silisyum karbür, yüksek sıcaklıklarda, yüksek frekanslarda ve yüksek voltajlarda çalışabilen elektronik bileşenlerin üretiminde kullanılır. Silisyum karbür, benzersiz kombinasyonel özelliklerinden dolayı birçok endüstride vazgeçilmez bir malzeme haline gelmiştir. Yüksek sertliği nedeniyle zımpara kağıtlarında, taşlama tekerleklerinde ve aşındırıcı macunlarda yaygın olarak kullanılır. Mermer, granit, dökme demir ve alüminyum gibi sert malzemelerin kesilmesi ve şekillendirilmesi için de tercih edilir. Silisyum karbür, geleneksel silisyum bazlı elektroniklerin yerini almaya başlayan yeni nesil güç elektroniği cihazlarında (örneğin, transistörler ve diyotlar) kullanılır. Bu bileşenler, elektrikli araçlarda, güneş enerjisi sistemlerinde ve endüstriyel güç kaynaklarında enerji verimliliğini artırır. Silisyum karbürün daha yüksek voltajlara ve sıcaklıklara dayanabilmesi, daha küçük ve daha verimli cihazların tasarlanmasına olanak tanır. Düşük yoğunluğu ve yüksek balistik performansı nedeniyle tank zırhlarından helikopterlere ve kişisel koruyucu yeleklere kadar çeşitli zırh sistemlerinde kullanılır. Seramik plakalar, mermilerin enerjisini emerek ve dağıtarak koruma sağlar. Fırın astarları, brülör nozulları, ısı eşanjörleri ve termokupl koruma tüpleri gibi yüksek sıcaklıklarda çalışan parçalarda kullanılır. Otomotiv sektöründe fren disklerinde, debriyajlarda ve motor yataklarında kullanılır. Mekanik salmastrlarda pompalar ve kompresörler için aşınmaya dayanıklı parçaların üretiminde kullanılır. ​Uzay ve Havacılık sanayinde optik sistemlerde, aynalarda ve teleskopların hafif yapılı iskeletlerinde kullanılır. Silisyum karbür, bu geniş kullanım yelpazesiyle hem aşınma direncinin kritik olduğu mekanik uygulamalarda hem de yüksek verimlilik gerektiren elektronik sistemlerde modern teknolojinin gelişimini destekleyen önemli bir malzemedir.

Konuyla ilgili karşılaştırmalı bir makaleyi yakında buradan yayınlayacağız.

Katkı ilgi ve destekleri için Arcasoy  ailesine şükranlarımızı sunarız. Özgün fotoğraflar ve metin izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

22 Ağustos 2025 Cuma

TEKNİK SERAMİKLER

Değerli Prof. Ateş Arcasoy'a ait olup, ailesince tarafımıza intikal eden bir grup teknik seramiği tasnif ederek 2 numaralı kutuda arşivledik. Bunlardan bazıları bizzat Prof. Ateş Arcasoy tarafından el yazısı ile etiketlenmiş olduğundan, bu etiketleri özenle koruduk. Bu seramikleri yüksek teknoloji seramikleri, tekstil iplik kovanları, kalsiyum silikon yalıtım bloğu, oksit seramikler, elektrik klemensleri, izolatör porseleni (bujiler) olarak grupladık.

Yüksek teknoloji seramikleri, geleneksel malzemelerin performans sınırlarını aştığı birçok modern endüstride kullanılır:

​Otomotiv: Motor parçaları, katalitik konvertörler ve sensörler.

​Havacılık ve Savunma: Uzay mekiği karoları, balistik zırhlar ve uçak motoru bileşenleri.

​Elektronik: Mikroçip ambalajları, substratlar ve yalıtım bileşenleri.

​Tıbbi ve Dişçilik: Biyouyumlu oldukları için kemik implantları, dental kronlar ve cerrahi aletler.

​Makine Mühendisliği: Kesici takımlar, rulmanlar ve pompalar.

​Yüksek teknoloji seramikleri, malzeme bilimi ve mühendisliğinde sürekli gelişen bir alandır ve gelecekte daha birçok yeni uygulama alanı bulması beklenmektedir.

Örnek yaklaşık kalınlıkları, soldan sağa: 0,5 mm.,0,9 mm., 0,2 mm.

Kuru presleme, sıcak izostatik presleme, enjeksiyon kalıplama yöntemleriyle üretilirler. Bileşiklerine göre alimüna ürünler 1600-1800 C derece, zirkonya ürünler 1500-1700 C derece, silisyum nitrür ürünler 1900 C derece, silisyum karbür ürünler 2000 C derece üzerinde pişirebilirler.

Porselen iplik kovanları presleme veya enjeksiyon kalıplama yöntemleriyle üretilirler. 1250-1400 C derece sıcaklığında pişirilirler.

Kalsiyum silikat yalıtım blokları  180-200 C sıcaklıkta otoklavlama yöntemi ile üretilirler.

Oksit seramik değirmen bilyaları izostatik presle üretilir. Zirkon bilyalar 1500-1700 C derece, alumina bilyalar 1600-1800 C derecede pişirilir.

Klemenslerde kullanılan porselenler yaş ya da kuru presle üretilirler, 1200-1300 C derecede pişirilirler.

Buji kesidi ve teknik resmi, kaynak

Bujilerin üretimi izostatik kuru harmandan gerçekleştirilir. Şekillendirilen bujiler 1600-1800 C derece arası pişirilir.

Kanaatimizce bu örnekler Prof.Ateş Arcasoy tarafından eğitim materyali olarak kullanılmaktaydılar. Biz de konuya ilgi duyan seramikçilerle bu örnekleri paylaşmak arzusundayız. Bu amaçla fırsat buldukça arşiv malzemelerini dijital hale getirerek, bu blogda yayınlamaya çalışmaktayız.

Katkı ilgi ve destekleri için Arcasoy  ailesine şükranlarımızı sunarız. Özgün fotoğraflar ve metin izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

Kaynaklar:

- Buji teknik çizimi kesidi. (sf:49)


15 Ağustos 2025 Cuma

Levant'tan Antik Pişirme Kapları: Etnoarkeolojik Bir Bakış Açısı

Orjinal adı "Ancient Cookware from the Levant: An Ethnoarchaeological Perspective" olan dikkat çekici bir kitaba dair yaptığım araştırma, Amazon'un satış sayfasında noktalandı. Gloria London (2016) tarafından yazılıp Equinox tarafından yayınlanan kitabın eleştiri yazısını yazan Peter J. Stone'un makalesi ve Cynthia Shafer-Elliott (2017) değerlendirmeleri ışığında, kitabı okuma fırsatı bulamayacaklar için hazırlanan kısa özet ve bu özette yer alan pişirme kaplarına hakkındaki bilgiler aşağıda derlenmeye çalışıldı.


Gloria London'ın kitabı, Güney Levant bölgesindeki etnoarkeoloji, seramik ve yemek hazırlama çalışmalarına değerli bir katkı sunmaktadır. London, Filipinler, Kıbrıs ve Ürdün gibi çeşitli bölgelerde yürüttüğü etnoarkeolojik saha çalışmaları ve arkeolojik kazılarla edindiği geniş deneyimi, bu kapsamlı eserin temelini oluşturmuştur.

Kitap, seramik kapları mutfak kültürü bağlamında ele alarak, antik dönemde yemek hazırlığının göz ardı edilen yönlerine ışık tutar. London, seramik kapları yalnızca birer arkeolojik buluntu olarak değil, işlevleri ve kullanımlarıyla birlikte değerlendirerek, geleneksel pişirme yöntemlerine dair önemli veriler sunar.

Elliott'un (2017) anlattıklarından da anladığımız gibi London, antik dönemde kullanılan yemek hazırlama kaplarını altı ana kategoriye ayırmıştır:
1.Pişirme Kapları: Derin tencereler ve pişirme sürahileri.
2.Fırın Kapları: Tepsiler, tabaklar, kalıplar ve güveçler.
3.Mutfak Eşyaları: Kaseler, sürahiler, kavanozlar ve süzgeçler.
4.Sofra Takımları: Kaseler ve sürahiler.
5.Gıda İşleme ve Depolama Kapları: Fıçılar, leğenler ve kavanozlar.
6.Fırınlar ve Ocaklar.

Bu sınıflandırma, antik mutfaklarda kullanılan seramiklerin biçim ve işlev açısından düşünüldüğünden çok daha çeşitli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, London'ın etnoarkeolojik gözlemleri sayesinde, büyük, yuvarlak tabanlı küresel pişirme kaplarının Neolitik dönemden Geç Osmanlı dönemine kadar sürekli olarak kullanılan ve evrim geçiren bir kap formu olduğu belirtilmektedir. Bu, seramik formlarının işlevselliğinin ve zaman içindeki sürekliliğinin altını çizen önemli bir tespittir.

Kitabın en güçlü yanı, London'ın uzun yıllar süren Kıbrıs'taki saha çalışmalarına dayanarak, modern geleneksel çömlekçilik uygulamalarını antik arkeolojik kayıtlarla birleştirmesidir. Bu yaklaşım, sadece pişirme kaplarının nasıl yapıldığını değil, aynı zamanda günlük hayatta nasıl kullanıldığını ve yemeğin kültür içindeki yerini anlamamıza yardımcı olmaktadır.

Özetle, London'ın eseri, antik mutfak seramiklerinin karmaşık dünyasını aydınlatan, arkeoloji ve etnografiyi birleştiren ve konuyla ilgilenen tüm akademisyenler ve öğrenciler için kütüphanelerinde bulunması gereken önemli bir kaynaktır.

Gloria London'ın "Antik Seramik Pişirme Kapları" üzerine yaptığı çalışmalar ve Peter J. Stone'un bu çalışmaya dair incelemesi, bizlere yalnızca arkeolojik buluntuların ötesinde, binlerce yıllık mutfak kültürleri ve beslenme alışkanlıkları hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Bu metin, arkeolojinin ve etnografinin kesiştiği noktada, seramik pişirme kaplarının pişirme yöntemleri, gastronomi ve beslenme üzerindeki rolünü genel hatlarıyla özetlemektedir.

Stone'dan anladığımıza göre göre pişirme yöntemleri ve seramik kapların, gastronomi için önemi vardır. Seramik kaplar, geçirgen yapıları ve ateşe dayanıklılıkları sayesinde, Neolitik dönemden itibaren gıda hazırlığı ve pişirme için temel araçlardan biri olmuştur. Bu kaplar, doğrudan ateşte veya közde yavaş pişirme (güveç) yöntemleri için idealdir. Yavaş pişirme, gıdaların daha uzun sürede, kendi suyunda ve baharatlarla birlikte demlenmesini sağlayarak lezzetlerin derinleşmesine yardımcı olur. Bu durum, yalnızca etlerin yumuşamasını değil, aynı zamanda besin değerlerinin korunmasını da sağlar.

Stone'un (2018) makalesinde bahsedilen etnoarkeolojik yaklaşım, seramik kapların şekillerinin ve özelliklerinin neden o şekilde tasarlandığına dair aydınlatıcı bilgiler sunar. Örneğin, bir kabın ağız çapı, derinliği veya kulplarının varlığı, onun hangi tür yemek için (çorba, güveç, kavurma vb.) kullanıldığına dair ipuçları verir. London'ın modern çömlekçilik geleneklerini gözlemlemesi, antik kapların işlevsel tasarımı hakkında varsayımlarda bulunmamıza olanak tanır.

Gastronomi ve kültürel ilişkiler noktasında, seramiğin yemek pişirme; dolayısı ile gastronomi ile olan bağı yadsınamaz. Gastronomi, sadece yemek pişirme tekniklerini değil, aynı zamanda yemeğin kültürel ve sosyal bağlamını da kapsar. Seramik kaplar, bu bağlamın önemli bir parçasıdır. Peter J. Stone'un incelemesinde dikkat çektiği gibi, kaba verilen isimler ve şekiller bölgeler arasında ve zaman içinde değişebilir. Bu durum, aynı coğrafyada bile farklı mutfak geleneklerinin ve damak zevklerinin oluştuğuna işaret eder. Bir bölgede "güveç" olarak adlandırılan kap, başka bir bölgede farklı bir isimle anılabilir ve farklı bir yemek için kullanılabilir.

Makalede bahsedilen bir diğer önemli kültürel ilişki, süt ve etin birlikte pişirilmesi yasağıdır. London'ın Kıbrıs ve Filipinler'deki gözlemleri, sütün pişirildiği bir kabın daha sonra et pişirmek için kullanılmasının gıdayı bozacağına dair yaygın bir bilgiyi ortaya koymuştur. Bu pratik bilgi, İncil'deki bu tür yasakların, dini bir kuraldan ziyade, zamanla yaygınlaşan mutfak bilgeliğinin bir yansıması olabileceği fikrini desteklemektedir. Bu tür bilgiler, gastronominin sadece lezzet ve teknikle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda halk bilgeliği ve inançlarla nasıl iç içe geçtiğini gösterir.

Arkeolojik kazılarda bulunan seramik kaplar, tohumlar ve hayvan kemikleri, antik insanların beslenme alışkanlıklarını anlamak için en temel kanıtlardır. Seramik kapların iç yüzeyinde kalan gıda kalıntıları, o kapta hangi gıdaların pişirildiğine dair kimyasal analizler yapılmasına olanak tanır. Bu analizler, bölgedeki besin kaynakları (tahıllar, baklagiller, etler vb.) ve bunların nasıl işlendiği hakkında bilgi verir.

Stone'a (2018) göre London'ın çalışması, bu "dilsiz" kanıtların etnografik verilerle nasıl anlam kazandığını ortaya koyar. Bir kapta pişen yemeğin türü, kullanılan pişirme yöntemi, hatta yemeğin hangi amaçla (günlük yemek, özel törenler vb.) hazırlandığı, modern gözlemlerle daha anlaşılır hale gelir. Bu yaklaşım, arkeologlara, buldukları seramik parçalarını sadece birer eşya olarak değil, binlerce yıl önceki bir yemeğin ve o yemeği hazırlayan insanın hikâyesinin bir parçası olarak görme imkanı sunar.

Sonuç olarak, seramik pişirme kapları üzerine yapılan bu tür çalışmalar, bizlere antik mutfak kültürlerinin karmaşıklığını ve zenginliğini anlama fırsatı sunar. Bu kaplar, pişirme yöntemlerinin gelişimini, gastronomik tercihleri ve beslenme alışkanlıklarını günümüze taşıyan, zamanın sessiz tanıklarıdır.

Öte yandan konuyla paralellikler taşıyan başka bir yazıda Stern vd (2020), seramiklerin Ortadoğu'da suyla pişirme (kaynatma ve güveç yapma) yöntemlerinin ortaya çıkışındaki kritik rolünü ele almaktadır. Yazar, seramik kapların icadının ve benimsenmesinin tekil bir olaydan ziyade, beslenme alışkanlıklarında ve sosyal yapıda meydana gelen köklü değişikliklerle bağlantılı uzun bir süreç olduğunu savunuyor.

Makalede vurgulandığı gibi, seramikler öncesinde insanlar yemeklerini ateşte ısıtılmış taşları su dolu deri veya sepetlere atarak ilkel bir şekilde suyla pişirebiliyorlardı. Ancak seramik kapların ortaya çıkışı, bu yöntemi çok daha etkili ve yaygın hale getirdi. Özellikle Neolitik dönemde, tahıl ve baklagiller gibi yeni besin kaynaklarının insan diyetindeki önemi arttı. Bu tür gıdaların yenilebilir ve sindirilebilir hale gelmesi için kaynatılmaları gerekiyordu. Seramik kaplar, bu yeni gıdaların verimli bir şekilde pişirilmesini sağlayarak insan beslenmesinde köklü bir değişimin yolunu açtı.

Erken dönem seramiklerinin ısı şokuna karşı çok dayanıklı olmadığı, bu nedenle doğrudan ateş yerine közde veya dolaylı bir ısı kaynağında kullanıldığı belirtilir. Bu teknik özellikler bile, kapların belirli pişirme yöntemleri için nasıl tasarlandığını göstermektedir. Özetle, seramiklerin kullanımı, yalnızca bir teknolojik gelişme olmakla kalmamış, aynı zamanda yerleşik yaşama geçişi destekleyen, beslenme biçimlerini çeşitlendiren ve toplulukların gıda üretimi ve hazırlığına dair pratiklerini dönüştüren temel bir unsur olmuştur.

Çanak Çömlekli Neolitik dönemde (yaklaşık MÖ 6400-5500) Levant bölgesinde var olan iki farklı kültürel geleneği, seramikler aracılığıyla gözlenebilir. Çanak çömleğin ortaya çıkışının tek tip ve ani bir olay olmadığını, aksine bölgesel farklılıklar gösteren karmaşık bir süreçtir. Levant bölgesinin iki farklı seramik geleneğini karşılaştırmak gerekirse:

Yarmukian Kültürü Seramikleri: Bu kültür, kendine özgü ve oldukça süslü seramikleriyle tanınır. Seramikler genellikle balıksırtı (herringbone) desenli oyma bezemeler ve kırmızı astar (slip) ile karakterize edilir. Bu süsleme biçimi, Yarmukian seramiklerini estetik açıdan öne çıkarır ve bu topluluğun kültürel kimliğini yansıtan belirgin bir özellik olarak kabul edilir.

Jericho IX Kültürü Seramikleri: Buna karşılık, Jericho IX olarak adlandırılan bölgedeki seramikler, daha işlevsel ve estetik açıdan daha az gelişmiştir. Bu çanak çömlekler, kaba dokuları ve genellikle kahverengi-gri renkleriyle tanımlanır. Süsleme yerine, bu seramiklerin önceliği kullanım ve dayanıklılık gibi pratik ihtiyaçlar olmuştur.

Bu iki farklı seramik geleneği, Çanak Çömlekli Neolitik dönemin tek bir kültürel devrimden ziyade, farklı toplulukların seramik teknolojisini kendi ihtiyaçları ve kültürel ifadeleri doğrultusunda benimsediğini göstermektedir. Seramikler, bu iki kültürün sadece mutfak gereçlerini değil, aynı zamanda sanat anlayışlarını ve toplumsal kimliklerini de ortaya koyan somut birer kanıt haline gelmiştir.

Bir seramik kabın ateşte yemek pişirebilmek için sahip olması gereken en kritik özellik, ani sıcaklık değişimlerine karşı çatlamadan veya kırılmadan dayanabilme yeteneği, yani termal şok direncidir. Bu direnci sağlayan en önemli unsurlar şunlardır:

Malzeme Bileşimi (Katkı Maddeleri): Pişirme kaplarının en önemli özelliği, kullanılan kilin içine eklenen katkı maddeleridir. Kum, ezilmiş midye kabuğu veya öğütülmüş eski çömlek parçaları (grog) gibi katkılar, kilin termal genleşme katsayısını düşürür. Bu sayede kap, ısınıp soğurken daha az genleşir ve büzülür, böylece çatlama riski azalır.

Çeper Kalınlığı: İnce çeperli kaplar, kalın çeperli olanlara göre daha hızlı ısınır ve soğur. Bu durum, kabın iç ve dış yüzeyleri arasındaki sıcaklık farkını (termal gradyan) azaltarak malzemenin maruz kaldığı stresi en aza indirir. Bu nedenle, ince cidarlı kaplar genellikle termal şoka karşı daha dayanıklıdır.

Gözeneklilik (Porosity): Seramik malzemenin içindeki mikroskobik boşlukların oranıdır. Yüksek gözeneklilik, kabın daha esnek olmasını ve genleşme ve büzülme sırasında oluşan gerilimi absorbe etmesini sağlayarak termal şok direncini artırabilir.

Antik dönem çömlekçilerinin modern bilimin bu temel prensiplerini sezgisel olarak uyguladığını ve yemek pişirme gibi özel işlevler için yüksek performanslı kaplar ürettiğini hem Levant bölgesi, hem de farklı bölgelerde üretilen seramik örnekler göstermektedir. Bu özellikler, bir çömleğin sadece estetik bir obje değil, aynı zamanda fiziksel özellikleriyle tasarlanmış bir mühendislik ürünü olduğunu kanıtlamaktadır.

Geçmişte yaygın olarak seramiklerde yemek pişirme, günümüzde her ne kadar terk edilmiş olsa da, bu geleneği canlandırıp yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek, hem kültürel miras hem de gastronomi için öneli bir katkı olarak görülmelidir. Günümüzde uygun malzeme harmanıyla termal şoka dayanabilen Karacasu, Avanos, Mihallıççık yörelerinde üretilen bazı seramiklerde yemek pişirebilmenin hem mümkün hem de sağlıklı olduğunu hatırlatalım. Yurt dışında günden güne popülerleşen ve "Hot pot cooking" adı verilen, slow food anlayışı ile uyumlu pişirme yöntem ve araçlarının yurdumuzda yaygınlaşmasını umut ettiğimizi vurgulayalım.

Son olarak sırsız ve sırlı kaplar arasındaki farklar, seramik kapların tarihsel ve kültürel önemi ile benzersiz özelliklerinin gözler önüne serer. Seramik kaplarda pişen yemeğin daha yumuşak, sulu ve lezzetli olduğu ünlü yemek yazarı Paula Wolfert' gibi yemek yazarlarınca savunulur. Wolfert, pişirmenin fiziğine değinerek, ısıyı yoğun bir şekilde ileten ve hızlıca yayan metal kapların aksine, kil kapların birer yalıtkan olduğunu ve ısıyı yavaşça toplayıp yaydığını savunur. Düşük ve yavaş ısıda pişirme yöntemi, yiyeceği nazikçe sarma özelliği gösterir. Bu sayede, etin kas dokularının sertleşmesini önler ve parlak, doğal lezzetlerin ortaya çıkmasını sağlar. Seramik kaplarla yemek pişirme sanatına ve bilimine adanmış on yıllar süren araştırmasının kişisel fikirlerimizle uyuşmakta olduğunu, Wolfert de dahil olmak üzere birçok aşçının, seramik kaplarda hazırlanan yiyeceklerin neden daha lezzetli olduğuna dair inancının ardındaki "gastronomik-bilimsel araştırma" da yattığını belirtelim.

Levant'tan Anadolu'ya, Uzak doğudan Amerika kıtasına dek çağlar boyunca kullanılmış olan, seramik kaplarda yemek pişirme geleneğinin artarak yurdumuzda çoğalmasını diliyoruz. Özgün metin, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Kaynaklar

London, G. (2016). Ancient cookware from the Levant. Equinox, eBook: 9781781791998

https://www.amazon.com/gp/product/1781791996?ie=UTF8&tag=bibliarcharev-20&linkCode=as2&camp=1789&creative=9325&creativeASIN=1781791996

Peter J. Stone (2018) Ancient Cookware from the Levant: An Ethnoarchaeological Perspective, By Gloria London https://ajaonline.org/book-review/3592/

https://equinoxonlinelibrary.com/book/657/ancient-cookware-from-the-levant

https://www.biblicalarchaeology.org/reviews/ancient-cookware-from-the-levant-an-ethnoarchaeological-perspective/

Stern, E. J., Waksman, S. Y., & Shapiro, A. (2020). The impact of the Crusades on ceramic production and use in the southern Levant: Continuity or change?. Multidisciplinary approaches to food and foodways in the medieval Eastern Mediterranean, 113-146. (https://books.openedition.org/momeditions/10159)

prehistorypodcast (2021), A Tale of Two Pottery Neolithic Levants. https://prehistorypodcast.com/2021/07/16/episode-18-a-tale-of-two-pottery-neolithic-levants/

https://craftsmanship.net/the-clay-mystique/

26 Temmuz 2025 Cumartesi

Degussa Lüster (Glanzgold 777/%9)

Prof.Ateş Arcasoy'a ait olup, ailesi aracılığıyla bize intikal eden bazı kimyasalları tasnif ederken, farklı renklerdeki şişeler arasında daha önce dikkatimizi çekmeyen küçük bir şişe yer alıyordu. Şişenin içinde, aslında her seramikçinin pek de kullanmadığı, kıymetli bir malzeme yer alıyordu.

Fotoğraf: Fatih Karagül

Bir Alman firması olan Degussa üretimi % 9'luk lüster. Kahverengi şişenin ağzı emniyet ipi ile bağlı ve hiç açılmamış durumda. Tahminimizce firmaya ait bir numuneyi, Ateş Hoca kapağının emniyet ipini dahi hiç açmadan, diğer eğitim materyalleri gibi değerlendirmiş olmalı.

Firmanın güncel benzer ürünleri internet ortamında satılmaktadır. Ne var ki günümüzde satılan lüster örnekleri %8, 10 ve 12 oranlarında olup, % 9 olanı bulunmuyor.

Ebay'de satılan Degussa lüster

Koleksiyonumuza katılan böylesi nadir bir malzeme, bundan böyle yeni öğrencilerimize kaynak olacaktır. Destekleri için değerli seramikçi Sn. Yıldız Aker ve Sn. Mutlu Aktaş'a şükranlarımızla.

Arşiv Kutu №: 03

Katkı ilgi ve destekleri için Arcasoy  ailesine şükranlarımızı sunarız. Özgün fotoğraflar ve metin izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

21 Temmuz 2025 Pazartesi

İbrahim Tayfun kitabı "Geriye Kalan Kırmızı"

Ressam Settar Birecikligil'in deseniyle İbrahim Tayfun Durat. (Fatih Karagül arşivi)

Çok kıymet verdiğimiz rahmetli büyüğümüz, meslektaşımız, mesai arkadaşımız, manevi abimiz Öğretim görevlisi İbrahim Tayfun Durat anısına bir kitap yayınlamak için, hocamızın 10.ölüm yıldönümü öncesinde bu fikirle yola çıktık. Amaç bu tarihe kitabı yetiştirip yayınlatmaktı. İletişim kurmayı başarabildiğimiz bir kısım seveni ile görüşüp onay ve destek aldıktan sonra Sn.Aret Sevan, bu amaçla iletişimi hızlandırabilmek için "İbonun Kitabı" adlı bir WhatsApp grubunu 22.03.2021 tarihinde 6 kişi ile kurdu. Bunun öncesinde halihazırda yapmış olduğumuz çalışmalarla, konu ve yazarları taslak olarak belirlemiştik. Ne var ki bu sayı yeterli değildi.

Özgün Günyar'ın 3 Temmuz 2021 tarihli facebook gönderisi.

Ardından geçen bunca yıla rağmen maalesef bir ilerleme de kaydedilemedi. Ne var ki Berrin Kayman ile birlikte boş durmadık. Yeri geldikçe konuyu muhatapları ile sözlü olarak değerlendirip, hafızamızda tutmaya çalıştık. Berrin Kayman çok yakın geçmişte yayınlanan bir kitap bölümünde İbrahim Hocamızı konu alan bir bölüm yazdı. Bu yazı için, hocamızın vefatı sonrası boşaltılan evinde, çöp olarak bir kenara atılan terekesindeki el yazılı notları, orijinal çizimleri, fotoğraf, taslak, tasarım ve projelerinin bir bölümünden yararlanıldı. Kalan arşivi tarafımızca muhafaza edilmektedir. 17 Temmuzda hocamızın vefatının 16.yıldönümü nedeniyle mezun öğrencimiz Özgün Günyar'ın paylaşımının altında, bu kitabı gerçekleştirme isteğimizi yineledim.

Özgün Günyar'ın 20 Temmuz 2025 tarihli facebook gönderisi.

Sn.Arif Üstünkan talebime bu konuda destek verdi. Bu kitap ticari amaç ve kaygı ile yayınlanacak bir kitap olmayacaktır. Bu kitap kupkuru, ruhsuz, bilimsel bir kitap olmayacaktır. İbrahim Hocamızın hayatta iken kendisi ile sanat, estetik, tasarım gibi konularla bağı olan aile fertleri, dostları, arkadaşları, meslektaşları ve öğrencilerinden bu kitaba birer bölüm yazarak katkı vermeleri beklenmektedir. Kitabın editörlüğümce Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesince ISBN numarası alınarak, ücretsiz bir biçimde dijital olarak yayınlanıp paylaşılması planlanmaktadır. Bu sayede İbrahim Tayfun Durat'ın sanatçı kişiliği gelecek kuşaklara aktarılabilmiş olacaktır. Destek vermek isteyen tüm ilgililerin mfkaragul@gmail.com adresinden bağlantı kurmaları rica olunur.

Fatih Karagül 21 Temmuz 2025 Gelibolu

Temalar: İbrahim Tayfun Durat'ın
-Sanatı ve hayata bakışı
-Sanatçı kişiliği
-Çalışmaları
-Sağlığında hoşlandıkları (Kişi, edebiyat, müzik, sinema, gastronomi,...)
-Hobileri (Havacılık, kuşçuluk,...)

Muhtemel Yazarlar
Ayşe Tüter
Arif Üstünkan
Anet Ener
Aret Sevan
Buket Uzuner
Fuat Güner
Mehmet Balkan
Settar Birecikligil
Rengin Ayda Atış
Şahine Hatipoğlu
Umur Kalan
Namık Sarp
Hülya Önal
Hakan Daloğlu
Yıldız Aker
Sencer Sarı
Özgün Günyar
Numan Suçağlar
Zeynep Gülşah Aksoy
Berrin Kayman
Fatih Karagül

3 Temmuz 2025 Perşembe

Eğitim Materyali Fragmanlar 1

Prof.Ateş Arcasoy'un derslerinde kullandığını tahmin ettiğimiz etüdlük seramik kırıkları, fragman olarak adlandırılırlar. Kendisine ait arşivden, el yazısı ile etiketleyerek kutuladığı haliyle bize intikal eden parçaları aşağıda paylaşıyoruz.


Sır üstü bezeme örneklerdeki zengin çeşitlilik göze çarpmakta. Altın yaldız, dekal, fırça dekor uygulamalar akçini ve porselen yüzeylerde yer alıyor. Özellikle Avrupa kökenli porselenlerde kullanılan dekal, çok yumuşak bir görsel etki sağlamakta. Tek mayolika örnek ise, renklerin birbirlerine yumuşak geçişi ile, başarılı bir çalışma.


Sır altı, sır üstü ve mayolika örneklerden oluşan seramik kırıkları arasında yer alan 3 farklı orijinal İznik çinisi de yer almakta. Çini parçalardan kalın olan ikisi tarihsiz, incesi için 16. yüzyıl ibaresi kurşun kalemle ve el yazısı ile yazılmış. Çini karoların kırıklarından, kalınlıklarının farklılığı algılayabilmek için birlikte fotoğraflamaya çalıştık.




Değerli Prof.Ateş Arcasoy'un arşivi, ilk bakışta porselencilik, porselen tarihi, porselen biblolar, porselen damgalar hakkında yaptığı değerli çalışmaları barındırıyor. Kırık seramik parçalar, derslerde anlatılan teorik bilgilerin somutlaşarak, sonuçlar hakkında kesin fikirler vermesi adına oldukça önemli. Paylaştığımız kırık seramikler ise, bambaşka bir boyuta dönüşerek, eğitimin orijinal materyaller ile görselleştirilmesi adına çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Pek çoğumuz için çok değer verdiğimiz bir seramik, kırıldıktan sonra, değerini yitirip önemsizleşerek bir çöp haline dönüşebilirken, kimi zaman da onarılarak yeniden kullanıma sokulabilmekte. Bu yönü ile Japon Kintsugi tekniği Zen ve Wabi-sabi felsefesi paralelinde, günümüzde daha çok duymaya başladığımız bir kelime haline gelmeye başladı.

Öğrencilik yıllarımda eğitim aldığım dönemde böylesi bir yöntemle karşılaşmamıştım. Ne var ki, kazı alanlarında arkeoloji öğrencilerinin eğitim sisteminde karşılaştıkları orijinal materyallerle çalışma süreci hep desteklediğim bir yöntem olmuştur. Prof.Ateş Arcasoy'un da bu yöntemi öğrencilerinde kullanmış olma ihtimali dahi, o öğrencilerin ne kadar şanslı bireyler olduğunu düşünmemi sağladı.

Tüm fotoğraflar tarafımızca çekilmiş olup, detaylı görüntüye ihtiyaç duyanlar, mfkaragul@gmail.com adresinden iletişim kurabilirler. Katkı ilgi ve destekleri için Arcasoy  ailesine şükranlarımızı sunarız. Özgün fotoğraflar ve metin izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Arşiv Kutu №: 01

28 Haziran 2025 Cumartesi

Blythe Farbkörper Katalogları

Prof.Ateş Arcasoy arşivinden, ailesi aracılığıyla bize intikal eden akademik ve mesleki materyaller arasında yer alan, 2 farbkörper (boya) kataloğunu ve kataloğun geçmişine dair kısa bilgiler paylaşıyoruz. Boyalar 1870 tarihinde kurulmuş olan "Blythe Colours Limited" adlı İngiliz menşeli bir üreticiye ait olup, Cresswell, Stoke-on-Trent adreslidir.


İlk kataloğun, üzerindeki damgadan tarihin  15 Mart 1970  olduğu anlaşılmaktadır. Kataloğu dağıtan firma ise İstanbul Galata Veli Alemdar Han 202-204 numarada bulunan, Hans Geelmuyden'e ait olmalıdır. 1903 doğumlu Norveçli Hans Geelmuyden 1924 yılında İstanbul'a yerleşmiş, gemi ticareti de yapan armatör bir tüccardır. 1949 yılı itibarıyla, vapur kumpanyası acenteliği de yapan H.Geelmuyden'in, seramik boyaları ile olan ticari ilişkisinin ne zaman başladığına dair kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Kendisinin  renkli kişiliği ile bir başkonsolos, Aziz Olav Nişanı Şövalyesi, broker ve çok yönlü tacir olduğunu "Polonya Elektronik Sanayii" acenteliği yapmasından da anlayabilmekteyiz. Bu noktada benim ilgimi çeken en önemli nokta ise Ateş Hoca'nın hayatta iken bu çok yönlü tacir ile tanışıklığı ve bunun seviyesi oldu. Ateş Hoca'nın bu katalogları 30 yaşında iken edindiğini düşündüğümüzde, H.Geelmuyden'in 67 yaşında olduğunu bildiğimizden, bir şekilde tanışmış olabilme ihtimali bulunduğunu var saymak istiyorum. Çünki böyle bir durumda bizlere, daha çok hayal kurabilme seçeneği doğmaktadır.

Öte yandan  185 yıl önce İtalyan mimarlarca inşa edilen tarihi Veli Alemdar Han ise günümüzde "Veli Alemdar Han Galata Port Karaköy" adıyla projelendirilip satıldı, "J.Marriott Bosphorus" adıyla ve 150 odasıyla otel olarak hayata geçirildi.

Bu katalog 28 renkten oluşan, 3 numaralı palete ait, sıraltı boyaları tanıtmaktadır. Boyaların 1240-1450 C derece sıcaklıklarda kullanılmaya uygun olduğu, kullanım tekniği, ek pişirim derecelerine ait detaylı bilgiler İngilizce ve Almanca olarak katalogda yer almaktadır. Katalogda 13M53, 13M54, 13H34 kodlu renkler için maksimum pişirim için 1080 C derece uyarısı yapılmıştır.

Bir diğer katalog yine aynı firmaya ait olup, aynı işletmeden aynı tarihte temin edilen, akçini ürünler için sırüstü renklendirmede kullanılan boyalara ait katalogdur. Boyaların aynı zamanda sır üstü bezeme amacıyla kemik porselen yüzeylerde düşük derecede kullanılabileceği de katalogda belirtilmiştir. Boyaların elek baskı, pistole ve el dekorunda kullanıma uygun olduğu, tavsiye edilen pişirme sıcaklığının 730 C derece olduğu belirtilmiştir. Bilgilerden, boyaların üçüncü dekor pişirimi için uygun oldukları anlaşılmaktadır.



Kaynaklar/References
-https://discovercheadle.co.uk/blythe-colours/
-https://access.com.tr/projeler/veli-alemdar-han-project-galata-port-karakoy/
-https://www.denizcilikdergisi.com/yazarlar/osman-ondes/dillizade-mehmet-bey-dillizade-rabia-saadet-ve-semiha/
-https://www.gastearsivi.com/gazete/vatan/1949-03-29/6
-https://www.emo.org.tr/ekler/faa8040da20ef39_ek.pdf?dergi=43
-https://www.geelmuyden-info.no/TNG/getperson.php?personID=I676&tree=Geelmuyden
-https://www.haberler.com/ekonomi/180-yillik-tarihi-han-luks-otele-donusturuldu-12930694-haberi/

We are sharing information regarding two colorant catalogs and a brief history of the catalogs, which are among the academic and professional materials that have come to our attention through the family archive of Prof. Ateş Arcasoy. The colorants belong to "Blythe Colours Limited," a British manufacturer established in 1870 and located at Cresswell, Stoke-on-Trent.

The initial catalog bears a stamp indicating its date of March 15, 1970. The distributing firm appears to have been owned by Hans Geelmuyden, located at Veli Alemdar Han, numbers 202-204, Galata, Istanbul. Hans Geelmuyden, a Norwegian born in 1903, settled in Istanbul in 1924 as a shipowner and merchant, also engaged in maritime trade. While H. Geelmuyden also served as a steamship company agent as of 1949, the precise commencement of his commercial relationship with ceramic paints remains unconfirmed. His multifaceted persona is further evidenced by his roles as an honorary consul, Knight of the Order of St. Olav, broker, and a versatile trader, notably serving as an agent for "Polish Electronic Industries."

A primary point of interest in this context is the extent and nature of A.Arcasoy's acquaintance with this versatile merchant during his lifetime. Given that A.Arcasoy acquired these catalogs at the age of 30, and knowing that H. Geelmuyden was 67 at the time, it is plausible to hypothesize a potential encounter between them. Such a scenario would afford greater scope for speculative historical inquiry.

Meanwhile, the historic Veli Alemdar Han, constructed 185 years ago by Italian architects, has been redeveloped and sold under the project name "Veli Alemdar Han Galata Port Karaköy" and subsequently transformed into a 150-room hotel operating as "J. Marriott Bosphorus."

This particular catalog introduces underglaze colors belonging to palette number 3, comprising 28 distinct shades. The catalog provides detailed information in both English and German regarding the suitability of these paints for firing at temperatures ranging from 1240-1450°C, along with application techniques and supplementary firing temperatures. It is specifically noted in the catalog that colors coded 13M53, 13M54, and 13H34 have a recommended maximum firing temperature of 1080°C.

Arşiv dosya №: 01

Katkı ilgi ve destekleri için Arcasoy  ailesine şükranlarımızı sunarız. Özgün fotoğraflar ve metin izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.