7 Şubat 2026 Cumartesi

Seramikten Bronza

Zamansız Bir Kenetlenme Arkaik Belleğin Plastik Yeniden İnşası

İlk versiyonu gre (stoneware, pekişmiş çini) malzeme ile seramik olarak üretilip sergilenen bu bronz çalışma, Anadolu’nun derin katmanlarından, Neolitik ve Demir Çağı’nın o sarsıcı ontolojik zemininden süzülüp gelen bir "hafıza kazısı" niteliği taşımaktadır.

Fatih Karagül, 2025, gre heykel

Heykel, "Tanrı ve Tanrıça kucaklaşması" gibi insanlık tarihinin en kadim arketiplerinden birini odağına alırken, geçmişi bir nostalji nesnesi olarak değil, bugünün parçalanmış epistemolojisi içinde yeniden kodlanan canlı bir organizma olarak sunmaktadır. Bu kucaklaşma, sadece iki figürün fiziksel temasını değil, eril ve dişil ilkelerin binlerce yıllık sürekliliğinin güncel sanatın yapıbozumcu süzgecinden geçerek yeniden vuku buluşunu simgeler.

Fatih Karagül, Kucaklaşma, 2026, Bronz döküm

Heykelin brütalist bir tavırla şekillenen kütlesel yapısı ve malzemenin üzerindeki oksidasyon süreci, nesnenin zamanla kurduğu iktidar ilişkisini görünür kılmaktadır. Heykelde, bronzun o kadim ve dirençli doğasını kullanarak, toprağın altından çıkarılmış bir idolün çiğliğini, modern bir estetik dilin rafine gerilimiyle birleştirilir. Siyah fonun sağladığı mekânsızlık içinde bu form, tarihsel bir kalıntı olmaktan çıkarak, izleyiciyi Anadolu’nun ritüelistik geçmişiyle yüzleştiren, zamandan azade bir "anıt-nesne" konumuna yükselmektedir.


Biçimsel açıdan bakıldığında, dikey kütlelerin birbirine geçişindeki tektonik sertlik ile kucaklaşmanın getirdiği duygusal geçirgenlik arasındaki diyalektik, çalışmanın en güçlü yönlerinden biridir. Figürlerin net sınırlarla birbirinden ayrılmaması, "ilişkisellik" ve "oluş" kavramlarına hizmet eder. Burada karşımıza çıkan, hiyerarşik bir birleşme değil; formun, dokunun ve anlamın birbirinin içinde eridiği, kutsal olanın seküler bir plastik dil aracılığıyla yeniden dünyevileştiği radikal bir estetik deneyimdir.

Kutsal olanın form aracılığıyla fiziksel ve plastik bir gerçekliğe dönüşmesi heykeli, müzede sergilenecek bir objeden ziyade, Anadolu'nun binlerce yıllık "birliktelik" ve "yaratım" felsefesini bugüne taşıyan bir "kültürel elçi" konumuna yükseltir. Sonuç olarak bu yapıt, Karagül’ün "Axis Mundi" (Dünya Ekseni) olarak tanımladığı o kozmik merkez arayışının somut bir tezahürüdür. Yerel arkeolojik verilerin, evrensel bir sanat terminolojisiyle bu denli ustalıklı bir biçimde eklemlenmesi, tasarımcının bakışıyla, heykel sanatının kimlik inşası sürecine bir katkı sunmaktadır. Bu kucaklaşma, sadece Anadolu’nun arkeolojik geçmişine bir saygı duruşu değil, aynı zamanda geleceğin estetiğine dair, kökleri derinde olan cesur bir projeksiyondur.