16 Ekim 2012 Salı

ALTERNATİF PİŞİRİMLER ÇALIŞTAYI

2004 yılı, Yer ÇOMÜ Dardanos tesisleri. Denize sıfır kumsalda, seramik deniz ve sardalya keyfi bir arada. Çukur, çadır ve raku pişirimlerini birlikte gerçekleştirdiğimiz, oldukça geniş katılımlı bir çalıştay düzenlemiştik. Daha öncesinde bisküvi pişirimlerini gerçekleştirdiğimiz seramikleri 2 gün boyunca 3 farklı teknikte pişirerek, yorucu da olsa keyifli bir süreci tamamlayarak çok renkli bir sergi oluşturmuştuk.


15 Ekim 2012 Pazartesi

ÇADIR PİŞİRİM

Berrin Kayman'ın üniversitemizde 2002 yılında gerçekleştirmeye başladığı çadır pişirim (teepee firing) tekniğini, 2004 yıl ağustosunda, ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi'nde, Merkez Müdürü Prof.Dr.Osman Demircan'ın sağladığı imkan ile, M.Berrin Kayman ve öğrencimiz Kemal Beykoz'la birlikte, küçük ölçekli bir çadır pişirim uygulaması olarak tekrar gerçekleştirdik. Gözlem evi bahçesi geniş olduğundan uygulama sırasında herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. Aksine çevrede bulunan çam ormanı yakacak konusunda malzeme sağladı. Daha önce fakültede hazırlayıp yanımızda getirdiğimiz ateş tuğlaları, fırın ayakları, bolca gazete, küçük bir leğen ve kurumuş ufalanmış kırmızı çömlekçi kili ile orman alanından topladığımız yakacak malzeme ile kısa sürede fırını inşa edip, pişirimi gerçekleştirdik. Uygulamaya akşam üstü başladığımızdan, günlerin uzun oluşu nedeniyle, pişirimin tamamlanması karanlığa kalmadan tamamlandı. Bu pişirim yöntemi oldukça kolay ve eğlenceli oluşuyla, izleyenlere de keyifli anlar yaşatabilmekte. Büyük boyutlu fırın kurulacağı zaman ve seramiklerde fazla kırılgan olduğunda, fırına sütrüktür olarak demir çubuklar kullanmak ve bunları demir tel ile bağlamak yerinde olur, ki bu uygulama sıklıkla kullanılır. Fakat biz küçük fırın uygulamalarında sütrüktürü de ahşap malzeme ile gerçekleştiriyoruz. Böylece fırın yandıkça kendi üstüne doğru çökerek biçim değiştiriyor ve bu biçim değiştirme de farklı heykelsi görünümler oluşturuyor. Özellikle bu uygulama karanlıta gerçekleştirildiğinde, çok daha keyif verici görüntüler elde etmek olası. Pişirimde kullanılan sırların kurşunlu olması çalışmanın kolay sonuçlanmasını ve görüntü olarak güzel sonuçlar alınmasını sağlıyor. Malum kullanılan yakacağa göre çok yüksek ısılar elde etmek kolay değil bu nedenle düşük derecede olgunlaşacak sır yapıcı hammaddeler seçilmeliydi biz de sülyen kullanmayı seçtik. Renklendirici olarak bakırın redüksiyon etkileri başarılı olduğundan, biz de bakır oksit kullandık. Pişirimin tamamlanması ile elde edilen sonuç oldukça tatmin edici oldu, süreç başarı ile tamamlandı. Pişirimde çevreye zararlı hiç bir malzeme kullanılmadı, tamamen organik atık malzemeler, kil ve tuğla kullanılarak oldukça çevreci bir pişirim gerçekleştirdik, bu süreç de ayrıca mutlulık verici.
 
Zemin hazırlandı.
Tuğlalar ile hafifçe kazılan zeminde ateşlik oluşturuldu.
Kuru çömlekçi kili su ile karıştırılıp bulamaç haline getirildi.
Ormandan temin edilen çam dallarıyla fırının iskeleti oluşturuldu.
Balçığa bulanan gazete kağıtları ile fırın kaplanmaya başlandı.
Fırının bacası ve ateşlikte küçük bir alan hariç tümü kaplandı.
Kaplama olabildiğince çok katman olarak tekrarlandı.
Çam iğneleri kullarak, fırın ateşlendi.
Fırın sorunsuz yandı.
Zamanından önce çökmemesi için tuğlalarla fırın desteklendi.
Fırın şekilsel olarak değişmeye başladı.
Desteklere rağmen fırın artık bir yana yatmaya başladı.
Kocaman bir hindiye benzeyen fırının baca kısmı da yanmaya başladı.
Kil tabakasına rağmen fırının baca kısmı da yanmaya başladı.
Pişirim tamamlanmasına yakın fırının bacası dağılıyor ve fırın iyice çöküyor
Fırın parçalanarak içindeki seramik maşayla çıkartılıyor.
Kazılan bir çukurda çam iğneleri ile redüksiyon yapılıyor.
Çukurdaki seramik toprakla örtülüyor.
Biraz soğuma için bekleyip seramik çıkartılıyor.
Hala sıcak olan seramik suyla şoklanıp soğutuluyor.
Çalışmanın sonucu.

11 Ekim 2012 Perşembe

Çanakkale Seramiği Anı Eşya Üretim Merkezi


Çanakkale Seramiği Anı Eşya Üretim Merkezi Sergisi (Kaynak: Canakkaleicinde.com)
Yazıya, doğrudan internette bulduğum 16 Mayıs 2012 tarihli bir haberi paylaşarak başlıyorum: “Çanakkale Seramiği Anı Eşya Üretim Merkezi” Projesi Kapanış Kokteyli ile Sonlandı. Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, “Çanakkale seramiğinin yeniden bu kentin ekonomisine kazandırılması ve kaybolmaya yüz tutmuş bu değerin yeniden ortaya çıkarılması için büyük çaba sarf edildi. Seramikçiler, atölyeler ve çanakçılar birer birer yok olurken bu değerin yaşatılmasının önemi büyüktür. Seramik Sanatı Çanakkale için kültürel bir değerdir ve Çanakkale seramiğinin kendine özgü özelliği vardır. Bu sanatı götürebilme konumunda olan ustalarımız var. Bu ustalarımızı çoğaltmamız ve onların bilgi ve becerilerinden yararlanmamız lazım” dedi. (Kaynak:Çanakkaleicinde.com)


Daha önce "Çanakkale İçin Seramik Alanında Cılız Bir Ümit Işığı" başlığı altında yazdığım yazının neticesinde gerçekleşen tüm faaliyetler nihayet meyvesini verdi. Eğitmenler, ustalar, hocalar, yaratıcı beyinler, ev hanımları, meraklı ve hevesli emekliler, canı sıkılanlar, para kazanmayı umanlar, başkanlar, danışmanlar hep bir araya geldiler ve şimdiye dek kimsenin akıl etmeyi dahi başaramadığı bir projeyi hayata geçirip, geleneksel Çanakkale seramiklerini kurtarmayı denediler. Proje sonunda bir sergi bile açıldı, ürünler ilgililerle buluştu, emekler ortaya kondu. Güzel de oldu.

Sonuçta adını seramikten alan Çanakkale kenti, bu proje sayesinde, seramiği ile ünlü diğer dünya kentlerinden Vallauris veya Fayenza ile  aynı kulvarda yarışır oldu. Büyük bir kültürel ve sanatsal patlama ile herkes seramiğe doydu.  Galerilerde her hafta yeni bir seramik sergisi açılır oldu, galeri sayıları arttı ve hatta yeni sergiler için en erken 1 yıl sonrasına randevular verilmeye başlandı. Kentin önemli noktalarındaki boş dükkanlar tutuldu, mal sahipleri dükkanlarını seramikçilere kültüre katkıları nedeniyle daha ucuza kiraladı. Bu dükkanlar seramik yapmayı öğrenen kişilerce atölye olarak çalıştırılmaya başladı ve burada üretilen nitelikli seramikler, piyasadaki niteliksiz ziftli seramik, alçı ve polyester hediyeliklerin yerlerini aldı. Halk da bu sayede bilinçlendi. Artık o eski kötü ürünleri almaz oldu. Hatta otobüslerle şehitlik gezisine gelen yerli turistlerimiz bile, yeşil sırlı at başlı testiler almayı ihmal etmediler. Piyasada at başlı testi enflasyonu yaşandı, atölyeler talebe cevap verebilmek için sabahlamak zorunda kaldılar. Merdiven altı atölyeler de bu duruma dayanamadı tabi, rekabet edemediler ve mecburen kapandılar. Çanakkale'nin adını kirleten bu niteliksiz ürünlerden, bu sayede Çanakkale kenti de kurtulmuş oldu. Ne büyük bir başarı. Kent kurtuldu, seramik canlandı, iş sahaları gelişti, işsizlik azaldı, halk kültürel doyuma ulaştı.

Bir önceki paragraf tabi ki hayal ürünü, hatta bir ütopya. Aslında olması gerekenler bunlar. Fakat henüz bunların hiç biri gerçek olmadı. Ama olabilirdi de. Çünkü seramik, potansiyel olarak tüm bunları gerçekleştirebileek derecede zengin bir kaynak. Bir kıvılcım bir birini tetikleyerek tüm bunların gerçekleşmesini sağlayabilir. Fakat ihtiyaç duyulan kıvılcım, bu cılız girişim değil. Bu kentte yaşayan insanlar olarak kentin kendisine sahip çıkamadığımız, çevreyi kirletmeye, ormanları yakmaya, plajları talan etmeye devam ettiğimiz sürece, henüz yeterli bilinç seviyesine ulaşamadığımızın göstergesi olarak, seramik alanındaki böylesi olumlu gelişmeleri ummak tamamen saflık olur. Bizler de havanda su dövmeye devam ederiz.

Köklü bir değişim için, sanırım İskender'in kılıcı gerek.

25 Eylül 2012 Salı

MANGALDA MENEVİŞLEME

Bir hafta sonu can sıkıntısına çare, eğlenceli bir kaç saat geçirmek bir seramikçi için hiç de sorun değil. Tamamen ilkel şartlarda gerçekleştirilebilecek eğlenceli bir süreçte, daha önce sır pişirimini yaptığımız seramiklerimizi, raku pişirimi sonrası elde edebileceğimiz efektlere benzer sonuçlara alternatif olarak pişirmenin pratik ve masrafsız bir yolu. Bunun için gerekenler önce toprak zeminli bir bahçe, genişçe bir mangal (mümkünse korunaklı), talaş, meşe odunu, kürek, bir kova su ve eldiven. Tabiki yardımcı iş gücü en makbulü. Raku fırını sahibi olup, saatlerce tüp harcayıp, uğraşmaya alternatif deneysel bir çalışma yapmanın verdiği keyif bir başka. Ne olacağını bilmeden, çalışmayı riske atmak ve sonunu heyecanla beklemek her ne kadar gerilim yaratsa da sonrasında elde edilen sonuç oldukça tatmin edici. Ateş için yanıcı her şey kullanılabilir. Odun için biz meşeyi seçsek te Çanakkale'de bolca çam var, kullanılabilir. Fakat is daha fazla olur. Zeytin  pirinası, dalları, saman, meşenin palamutları, ceviz kabukları hep olası yakıtlar. Sanayiden temin edilebilecek yanık yağ bile mümkün. Önemli olan ateşi kontrol etmek. Sonuçta kapalı bir fırın ortamı yok. İlkel şartlarda ne denli ateşi koruyabilirsek kardır. Yaklaşık bir saatlik pişirim yeterli. Isının kaç dereceye vardığını tespit etmeye çalışmadık bile. Pişirimin yeterli olduğuna karar verdikten sonra, sıradan bir kürekle (raku maşasına bile gerek kalmadan), ateşten aldığımız seramikleri önceden hazırladığımız çukura yerleştirip menevişleme (iridizans etki) tamamlandı. Sonrasında şoklama ve temizlik safhası ve mutlu son. Sürecin püf noktası seramik yüzeylerin ateşle yeterince buluşması. Ateşi en çok gören yerlerdeki efekt o bölgede daha görsel sonuçlanıyor. Böylesi pişirimlerde bakırlı sır bu tip yanar döner etkiyi oluşturduğundan kurşunlu sırla oluşan bileşim tercih edilmeli. Raku, çukur pişirim, açık pişirim gibi tekniklerden kıyaslamaya gerek duymadan, abartmadan kısa sürede mütevazi sonuçlarla mutlu olmak bu kadar kolay.
Daha önce sırlı pişen seramik mangalda yavaşça odun ateşiyle pişirilir.
Ani şoktan kaçınılmalıdır.
Ateşi artırmak için talaş ve saman eklenebilir. 
Güçlenen ateşe ek odun ve zeytin dalları atılabilir.
Menevişleme işlemi için çukur kazılır.
Kazılan çukur talaşla doldurulur. Ateşi koltrol altına almak için mangal olabildiğince kapatılır.
Mangalda yeterli ısıya ulaşan seramikler kürekle alınarak çukura yerleştirilir.
Seramikler talaşla olabildiğince kaplanır.
Alevlenen seramik menevişleme için hızlıca toprakla örtülür.
Menevişleme için beklenir.
Açılan çukurdan seramikler eldivenle alınır.
Seramikler risksiz bir alana taşınır.
Suyla şoklama işlemi gerçekleştirilir.
Soğumanın tamamlanması için beklenir.
Sırın yapısında bulunan bakırın, meneviş etkisi. 
Yüzeyde kalan karbon  fırça ile temizlenerek çalışma tamamlanır.
Tamamlanan pişirim sonrası oluşan köz, ayrıca düşük dereceli bisküvi pişirimi için kullanılabilir (Ben et pişirmeyi tercih ettim). Köze gömülen seramikler, tuğla, metal vs. ile tamamen kapatılarak yavaş soğuma ile bekletildiğinde yeterli sinterleşme sağlanmaktadır. Suyla ıslandığında çözülmeyen bu seramikler isli pişirim etkisinde olmaktadır. Bahçesini kullandıran ve imkanlarını kullanıma sunan ev sahibimiz Sıtkı Suçağlar ve master öğrencim H. Numan Suçağlar'a, seramiklerin sahibi eşim Berrin Kayman'a, merak ve çabaları için sonsuz teşekkürler. Bu kısa deney ve yazı alternatif pişirim teknikleri adına gerçekleştirilebilecek eğlenceli ve merak uyandırıcı bir süreçtir. Öğrencilere ve meraklılara faydalı olması dileğiyle.

23 Ağustos 2012 Perşembe

"CERAMEUS"

Yunanistan Midilli Adasında, "CERAMEUS" adlı AB projesi kapsamında, 1.Uluslararası Doğu Akdeniz Geleneksel Çömlekçilik ve seramik festivali etkinlikleri başladı. Bu çerçevede 17. Panlesvian Seramik Sergisi düzenlendi. Mantamados'daki tarihi zeytinyağı fabrikasının restore edilmesiyle oluşturulan sergi salonunda gerçekleşen bu sergiye Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Türkiye'den toplam 53 seramikçi katıldı. Türkiye'den katılan seramikçiler: Yıldız Aker, M.Berrin Kayman Karagül, M.Fatih Karagül, Hadiye Kılıç, Atilla Cengiz Kılıç. Midilli adasından katılan seramikçilerden, daha önceki sergilerde tanışıp dost olduğumuz yerel seramikçilerle birlikte olup, sohbet etme şansı da bulduk. Mübadele yıllarında Biga'dan göç eden dedesinin izinden yürüyen Dimitris Hatzigiannis de, çok değişik bir şekilde yorumladığı Çanakkale Seramikleri çıkışlı örnekleri ile ilgi çekti. Fakat bu örnekler giderek kiçleşme yolunda emin adımlarla ilerlemekte. Ayrıca geleneksel Çanakkale seramiklerinin genel özelliklerini bozmadan korumaya çalışan seramikçiler de var. Dimitris Stamatis, Stilianos Stamatis bu konuda oldukça başarılılar. Ayrıca benzer tarzda başka üretim yapan seramkçiler de var. Geleneksel Çanakkale seramiklerinin bire bir replikalarını üretme derdinde değiller, hiç bir zaman böyle bir amaçlarının da olduğunu sanmıyorum. Belirli noktalarda biçimlerden yararlanırlarken, belirli noktalarda dekor unsurlarından yararlanıyorlar. Tabi bu durum ürettikleri her ürün için de geçerli değil. Bu konuyla ilgili hazırladığım bir proje kapsamında tüm bu seramikçileri belirleyip, çalışmalarını detaylarıyla incelemeye başladım. Edindiğim tüm bilgileri proje tamamlanmadan buradan paylaşmayı şimdilik düşünmüyorum. Görünüşe göre bu proje kapsamında bir kaç kez daha Midilli Adası'nı ziyaret etmem gerekecek. Varolasın yeşil pasaport.

CERAMUES sergi katılımcıları
Festival sayfası:http://www.cerameus.gr/en

DÜNYANIN EN ESKİ SERAMİĞİ




18300 yaşındaki dünyanın en eski seramiği 1995 yılında Çin'de Yuchanyan Mağarası'nda bulundu. BBC'nin internet sitesinde yayınlanan habere göre, tarihlendirme radyokarbon 40 testi ile gerçekleştirildi. Bu duruma göre seramiğin bilindik tarihçesi ve hatta arkeolojik tarihlendirmeler değişmiyor mu? Tarih, sanat tarihi ve arkeoloji kaynaklarında seramiğin, neolitik dönemin seramikli evresinde ilk kez ortaya çıktığı belirtilir. Neolitik dönemin M.Ö. 8000 yılına tarihlendiğini, seramiğin ise bu dönemde MÖ 6000'lerde ortaya çıkması gerekirken, haber olan seramik örnek neolitik dönemden 8300 yıl daha geriye gitmekte. Durum hayli karışık.
Kaynak:

20 Ağustos 2012 Pazartesi

YILDIZ AKER VE SİRKELİK



2012 Ağustos ayında, Ayvalık'ta Yıldız Aker'in evinde misafir olarak bulundum. Kendisinin evindeki seramiklerini inceleme ve fotoğraflarını çekme fırsatım oldu. Çalışmalarından ve seramik geçmişinden konuştuk. Tasarımcı yönü ve seramikleri hakkında edindiğim bilgiler, daha çok çalışmamız gerektiği fikrini uyandırdı bende. Kendisinin Yıldız Porselen Fabrikalarında ve sonrasında özel atölyesinde ürettikleri gerçekten dikkate değer örnekler. Ben burada, geleneksel Çanakkale Sirkelikleri benzeri üretmiş olduğu bir simit gövdeli seramiği paylaşmak istedim. Bu örnek yüzeyindeki sadelik, kulbunun zarifliği ve emzik yapısı ile dikkat çekmekte ayrıca şeffaf yeşil sırı ile Çanakkale örnekleri ile de bağ kurmakta.
Fotoğraflar: F.Karagül

TULPAR/BURAK/PEGASUS

Kartpostal, Kaynak: M.F.Karagül arşivi

Pegasus, malum Yunan mitolojide kanatlı at olarak adlandırılmaktadır, maalesef Atina'daki Yunan Halk Sanatları müzesi envanterinde kayıtlı bu örnek, detayları ile geleneksel Çanakkale seramiklerinde gördüğümüz at biçimli seramiğe çok benzemektedir. Hatta bu örnekler hemen kuyruk üzerinde yer alan doldurma deliğinin varlığı ile Çanakkale seramikleri aynı noktada şekillendirilmiştir. Ayakların yapısı, gögüste yer alan çiçek madalyonları da bu durumu ispatlamaktadır. Kişisel görüşüm, göç ile Yunanistan'a giden ve Çanakkale geleneğini de birlikte götürüp değişikliğe uğratan ustalardan biri bu formu büyük ihtimalle üretmiştir. Düşük bir ihtimal ise, siparişe üzere Çanakkale'li ustalara böyle bir pegasus formunu tarif veya çizimle özel olarak ürettirmiş olabilir. Esas önemli olan nokta ise üç farklı kültürde üç farklı isimle adlandırılmış olan bu varlığın, seramik üretiminde esin kaynağı olarak kullanılmasıdır.
Türk kültüründe “Tulpar”, İslam inancında ise “Burak” olarak adlandırılan bu varlığın, aynı biçim fakat ayrı adlarla anılması, ortak bir kültürün yazılı olmayan bir mirası olmalıdır.  Bu konunun tespitinde muhtelif iddialar ya da tahminlerde bulunabilir. At hayvanın gücü, hızı ve insanlığa katkılar nedeniyle çok önemli bir canlı oluşu, bu hayvanın farklı biçimlerde ifade edilmesine neden olmuştur, Grek mitolojisinde “Sentor” olarak adlandırılan at adamlar da, atın farklılaştırılarak yeni bir varlık olarak mitolojide yer almasında önemli bir örnektir. Bir döneme kadar antik Grek topraklarında yetiştirilip tanınmayan at, Anadolu’lu savaşçıların kullandıkları binek hayvanları olarak Grekler tarafından ilk kez görüldüğü zaman, at adam olarak değerlendirilerek mitolojide kendine yer bulmuştur. Bu noktada “Kanatlı At” inanışı ve betimlemesi de bu paralelde doğmuş olmalıdır.
Öntürk kültüründen itibaren atın Anadolu ve Orta Asya bağlantısı nedeniyle, kültürel ve sosyal yaşamda ne kadar önemli bir varlık olduğu reddedilemez. Bu durum bilimsel çalışmalarla çok kez ispat edilmiştir. Anadolu, güzel atlar yurdu olarak bilinen dönemlerden günümüze ulaşırken yazılı olmayan kültürel mirasta, pek çok ve önemli izler bırakmıştır. Seramik alanında da bu izleri, örnekler üzerinden görebilmek mümkündür.  Geleneksel Çanakkale Çömlekçiliği bu noktada bizlere çok güzel örnekler sunmuştur. Bizim önerimiz ise, Pegasus’un Grekler tarafından önerilmesen çok öncesinde, Türk kültüründe zaten çok öncesinden beri bilinen bir varlık oluşudur. Tulpar olarak adlandırılan bu kanatlı at figürü Prof. Dr. Bahaeddin Ögel tarafından birden fazla özelliğe sahip bir varlık olarak değerlendirilerek yayınlanmıştır. Özetle, at adam “Sentor” örneğinde olduğu gibi, kanatlı at “Pegasus” örneği de fikir ve tasarım adına kökeninde Grek değildir.  Grek mitolojisinde muhtemelen Öntürk kültüründen ve Anadolu’dan devşirilecek kendine yer bulmuştur.
Yorum sizlere ait.


1973 TARİHLİ ÇANAKKALE SERAMİKLERİ SERGİSİ

Seramikçi Yıldız Aker, Ayvalık'daki evinde, arşivinden bu davetiyeyi görüntülememize imkan sağlamıştır. İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik Sanatları Bölümü'nün 1973 yılında düzenlediği ilk sergisinin "19. ve 20. yüzyıl Çanakkale seramikleri" adıyla açılmış olması bence önemli bir girişimdir. Erdinç Bakla davetityedeki kısa yazısında, Belediyece şehir dışına taşıtılan seramik atölyelerinden yalnızca 2 tanesinin kaldığını vurgulamakta. Fakat günümüzde yaklaşık 40 yıl sonra adı geçen bölgede maalesef hiç seramik atölyesi kalmamıştır. Kişisel olarak, Çanakkale'de bu günkü Cezaevleri bölgesinde kurulduğunu tahmin ettiğim atölyeler, varlıklarını fazla sürdüremeden kapandılar. O bölgeden bulunmuş bir takım örnekler de elimde mevcut. Yine aynı yazıda bahsedilen ilk Çanakkale seramiklerinin 18.yy. a tarihlendirilmesi ise, yanlış bilmiyorsam daha öncelere çekilerek 100 yıl kadar daha geriye tarihlendirildi. Bu karma sergiye eser veren koleksiyonerlerin listesi de hayli ilginçtir. Listeye göz atmanızı öneririm.

27 Haziran 2012 Çarşamba

ÇANAKKALE KENTİNİ DONATAN SERAMİKLER

Böyle bir sorunlu konuda yazı yazıp yazmama sürecinde her ne kadar kararsız kalmış olsam da, belki birilerinin dikkatini çeker de bir rehabilitasyon çalışması gerçekleştirilir fikriyle, düşüncelerimi kısaca derlemeye karar verdim. Prof.Erdinç Bakla'nın dediği gibi "Adını seramikten alan kent" olarak, Çanakkale kentinin muhtelif noktalarında seramik ürünlerin bulunması kaçınılmaz. Fakat sorun bu seramiklerin varlığında değil de niteliklerinde. Bu kente ilk kez 90'lı yıllarda geldim ve o günden günümüze dek ilk gördüğüm ve varlığını sorunsuz sürdüren seramik ürün, Belediye binasının dış cephesinde yer alan ve Mustafa Tunçalp'in şekillendirdiği kent logosudur. Seramikten şekillendirilen ve uygun şartlarda üretimi gerçekleşen bu pano, yıllardır sorunsuz bir şekilde yapısını korumakta. Mustafa Tunçalp'in sorunsuz bir diğer çalışması ise adliye binasında yer almakta. Asıl mesele varlığını sorunsuz sürdüren örnekler değil de, sorun yaşayanlarda. Kendimce fotoğrafladığım örnekleri fırsat buldukça aktarmayı planlıyorum ve ilk olarak seçtiğim 4 örnekle başlamayı uygun buldum.

2002 yılında tez çalışmamı sürdürdüğüm süreçte Çanakkale Cumhuriyet Meydanı Atatürk Anıtı arkasında yer alan duvara monte edilen modüler seramik kaplamalar, tasarım ve üretim açısından sıkıntı doğurmasa da, halkımızdan bazı kişileirn vandalist yaklaşımları sonucu zamanla tahrip edilmektedir. Bu durum kabullenilebilecek bir durum değildir. Malesef eğitim ve kültür düzeyi düşük kişilerce sanat nesnelerinin tahrip edildiği sıklıkla görülmektedir. Bu durum Çanakkale için de geçerlidir. Buradan paylaştığım fotoğraf, panonun montajının ilk tamamlandığı andaki görünümü olup, son durumunu yansıtmamaktadır.

Bir diğer örnek, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesindeki Süleyman Demirel Konferans Salonu iç cephesinde yer alan Atatürk konulu seramik kaplama. Bu örnek üzerinde fazla konuşmak gereğini duymuyorum. Malum, yurdumuzda tartışmalı bile olsa Atatürk'ü koruma kanunu mevcut. İlgililerin bu kanun çerçevesinde, bu örnekte yer alan Atatürk'ü incelemeleri gerektiğini düşünüyorum. Atatürk'ün hatırası adına içler acısı bir görüntü sergilenmekte. Hem portre hem de anatomik doğruluk açısından, figürün Atatürk ile olan ilişkisini ben henüz çözebilmiş değilim.

Seçtiğim üçüncü örnek ise Çanakkale Subay Ordu evi kavşağında yer almakta. Bu seramik kaplamada da yine ilk bakışta sorunlar göze çarpmakta. Öncelikle teknik sorunlar çok bariz. Bu sorunlar tamamen üretim hatasından kaynaklanmakta. Öte yandan kullanılan renk tercihi de, renk paletinin her tonundan seçilmiş sanki. Tasarım için konu ayrıca ele alınmalı.

Diğer bir örnek ise Geyikli'de bulunmakta. Panonun bulunduğu nokta özellikle Bozcaada'ya giden turistlerin de görebileceği bir konumda bulunuyor. Bu örneğin şehir merkezinde bulunmuyor oluşu, gözlerden uzak kalacağı durumunu doğurmaz. Tasarım-üretim sürecindeki estetik sorumluluk ve malzemeyi doğru kullanma becerisi malesef bu örnekte de yeterince uygulanmamış. Özellikle geyik anatomilerindeki ciddi sorunlar, perspektif, ön-arka ilişkisi tam çözülememiş. Renk seçimi ve doku kullanımı için söyleyecek çok şey olsa da, önemle üzerinde durulması gereken pano bütününnün yap boz gibi çok küçük parçalara bölünerek bütünlükten uzaklaşılması ve gözü yorması, bu da cidi sıkıntı doğurmakta. Öte yandan çamur, astar sır üçlüsünün bütünleşemediği yakından incelendiğinde çok net bir şekilde görülmekte. Çanakkale'nin hava şartlarına uygyn, dış mekan seramik pano için tercih edilen çamur ve sır yanlış olduğundan ve düşük dereceli olduğu belli olan pişirimin hava şartlarına göğüs gerememesinden doğan yüzey sorunları, gelecek yıllarda artarak devam edecektir. Örnekleri burada arttırmak mümkün, önemli olan bu örneklerin kente sağlayacağı olumlu katkılar. Tabi ki bunların uygulama süreçlerine karar verilirken ehil kişilerden onay alınması gerekli. Adının başında akademik unvanı var diye veya zamanında saçma sapan, üç beş seramik panoyu hasbel kader birilerini ikna edip, yalap şalap şekillendirip, doğru dürst pişirmeden bir yerlere monte etmekle, bu konuda uzmanlaşılmaz. Aksi takdirde durum, şu andakinden farklı olmaz. Doğru örnekleri görüp tespit edip incelemek, üreticilerini tespit edip görüş sormak gerekir. Seramik üreticisi meslektaşlarımıza da buradan salt para kazanmak uğruna, ne olursa olsun bir şeyler üretmekten ziyade, yaşadıkları kenti ve ülkeyi nitelikli eserlerle donatmaları, izleyenlerin bunlardan zevk almaları ve halkımızın da bunları korumaları gerektiğini vurgulamak gerektiğini düşünüyorum.
Fotoğraflar: F.Karagül