3 Mart 2013 Pazar

BİR MEKAN İKİ SERGİ

04-15 Mart 2013 tarihleri arasında Çanakkale Çimenlik Kalesi Muavenet-i Milliye Sergi salonunda herhangi bir sponsor desteği olmayan 2 farklı seramik sergisi düzenledik. Benim gibi seramikçi olan eşim M.Berrin Kayman'la birlikte açtığımız iki serginin iki önemli ortak noktası, ikisinin de  seramik sergisi oluşları ve aynı mekanı paylaşmları. Tema, çalışma yöntemi ve kurgu ise tamamen birbirinden farklı.  Sergiler Çanakkale'de ve çömlekçilikle ilgisi olmayan seramik heykellerden oluşmakta. "Antikite" ve "Absürd" başlığı altında sergileri oluşturduk. M.Berrin Kayman parçalardan bütüne ulaşıp, birimleri farklı şekillerde kurgulayıp, yeni heykeller oluşturabilirken, ben tek parça heykel anlayışını dört farklı açıda dört farklı heykel oluşturmaya çalışarak şekillendirmeleri gerçekleştirdim. Heykellerde her ikimiz de tamamen elde şekillendirdiğimiz parçaları kullandık. Kalıp kullanmayı tercih etmiyoruz. Parçalar fabrikasyon veya seri üretim değiller. Kendi adıma kalıpla şekillendirilen seramiğin ruhu olmadığına inanırım.  Kendi heykellerimin her birinin kendi öyküleri ve tasarım süreçleri var. Kişisel sıkıntıları da var. Sütrüktür konusunda bireysel zorlukları aşmak için, kimi zaman türlü cambazlıklar gerçekleştirdim. Bazı heykeller iç kısımlarındaki karmaşık bir konstrüksiyon sayesinde ayakta durabilmekte. Heykellerimde genelde gotik bir görünüş hakim. Bu görünüşü ağırlıklı olarak boşlukla, ışıkla ve dokuyla harmanlayıp, antik görünümlü yapılar oluşturmaya çalıştım. Kimi zaman kuleler, binalar, kimi zaman gemiler. Sergideki 13 parça heykeli, 5 yıl içinde, aralıklarla şekillendirip, kendimce zorladığım bir yöntemle ürettim. Şekillendirmenin en keyif aldığım kısmı ise, değerli hocam Prof. Tülay Baytuğ'un strüktür dersini alırken hafızamdaki bilgileri uygulayabilme imkanımın oluşuydu. Serginin bir diğer hedefi de, öğrencilerimiz için bir eğitim imkanı oluşturbilmekti. Kendi adıma böyle bir ikincil hedefim olmuştur. Üretim sürecimin öğrencilere de bir şeyler katmasını hedeflerken, sinsice doçentliğe hazırlandığım zannedilmesin. Her neyse, bu sergide yer alan heykellerle, seramikçinin ve seramik heykelin ne olabileceği sorusuna da farklı bir yanıt vererek, konu hakkında bilgisi olmayanlara bir katkı sağlayabilmek, umarım faydalı bir sonuç olacaktır.











Üstte görülen çalışmam arkeolog arkadaşım Kağan Paker tarafından Roma döneminde Limes olarak adlandırılan yapılara benzetildi. İşte benim istediğim de bu. Böylelikle çalışmamın adını da "Limes" koydum. Her kesimden farklı kişilere farklı çağrışımlar yaptırarak, zihinlerinde farklı imajlar oluşturabilmek.

21 Şubat 2013 Perşembe

BOR KAYMAĞI YAHUDİLERE

Petrolün 50 senelik rezervi kaldı.
Alternatif yakıt doğalgazı kimler kontrol ediyor, etmeye çalışıyor?
Bor hangi sanayilerde kullanılıyor?
Bor yakıt olarak otomobillerde kullanılır mı? Kullanılsa müsade edilir mi?
En çok bor rezervi hangi ülkede?
En çok bor hangi ülke tarafından ihraç ediliyor, neden?
Bor zarar ettirir mi?
Zarar eden kaynakların sonu ne olur?
Manüplasyonla, rüyalar gerçek olur mu?
Etibank ecnebiye satılır mı?
Bu ecnebiler, yahudiler olursa daha mı iyi olur?
Bu mühendisler araçlarda yakıt olarak bor kullanır mı? kullandırır mı?
Petrol ofisi atik davranırsa Borofisi olamaz mı?

Sorular, sorular. Konu ne kadar gerçek bilinmez, fakat eskilerin bir lafı vardır: ''ŞU'YÛU VUKÛUNDAN BETERDİR".  Borla ilgili böylesi bir haberi görünce bir seramikçi olarak üzüntü duydum. Yanlızca hatırlamak ve hatırlatmak adına  haberi buradan olduğu gibi paylaşmak istedim.

Ayrıca bakınız: http://www.uludagsozluk.com/k/bor-amerika-yahudi-şeytan-üçgeni/

20 Şubat 2013 Çarşamba

MEMET USTA'NIN KİMYASALLARI

Bir nevi simyacı olan Memet Usta
70'li yıllarda henüz ilkokula bile gitmezken, rahmetli dedem kuyumcu Memet Usta'nın bir simyacı edasıyla anlattığı altının saflaştırma işlemini, kezzapta çözülen gümüş ve bakırı farklı yöntemlerle ayırışını daha dün gibi hatırlarım. Kendisinin tabiriyle içi sırlı toprak bir küp içerisinde, altının kezzap ile yaşadığı macera ve diğer hikayeler, bana çok sıra dışı ve çekici gelirdi. O dönemlerde, değil simya, kimyanın bile varlığından bihaberken, dedemin anlattığı altının rafinasyon süreci, kimyasalların ve malzemelerin işlem sırasına göre kullanışını her dinleyişimde içimde heyecan dalgaları oluşurdu. İşte o günlerden hafızamda kalan ve tam olarak ne olduğunu bilmediğim, seneler sonra işlevini anladığım kezzapın bir nevi simya öyküsüydü dinlediklerim. Bu öyküde aklımda kalan tuhaf isimler ve sonrsında bu listeye eklenen yenileri, belki de seneler sonra benim de bir seramikçi olmamda gizliden gizliye rol oynadı. Bu malzemelerin bir kısmını hassas terazi ustası dayım, bir kısmını ressam halam, bir kısmını ise diş hekimi amcamdan duymuştum. Günlük hayatta sıklıkla kullandığımız aseton, javel suyu, çivit, soda gibi isimlere yabancı olmasak da tam olarak ne olduklarını sonraları öğrendim. Eski simyacıların modern kimyanın pek çok temelini oluşturduğu bilinir. Bu süreçler, simya laboratuvarlarında tuhaf maddelerin tepkime ve damıtma süreçlerine sahne olmuştur. Bazı sıradışı çömlekçilerin de bu maddelerin bir kısmını ciddi ve yoğun olarak kullandıklarına bizzat şahit oldum. Biraz meraktan, biraz da bilinçsiz kullanıcıların halk dilindeki terkiplerinde ne dediklerini daha iyi anlayabilmek için, aşağıdaki kısa listeyi oluşturdum. Başlangıç için yeterli olacağını düşündüğüm bu listenin daha da uzaması dileğiyle...

Alçı: Kalsiyum sülfat dihidrat (CaSO4·2H2O)
Asit borik: Borik asit (H3BO3)
Amonyak: Amonyum (NH3)
Aqua fortis: HNO3'lü su çözeltisi
Aqua regia: Kral suyu, 3 ölçek nitrik asit ve 1 ölçek hidroklorik asit karışımıdır (HNO3 + 3HCl)
Aqua vitae: Tuzlu su ve etil alkol karışımı
Arap zamkı: Gum arabic [(C6 H10 O5)n]
Aseton: Dimetil keton (C3H6O)
Bor yağı: (BxHyOz)
Cadı kazanı: Cıva Sülfür, zincifre  (HgS)
Cam Suyu: Sodyum silikat (Na2SiO3)
Cehennem Taşı: Gümüş nitrat (AgNO3)
Çakmak Taşı: Kuvars (SiO2)
Çivit: İndigo mavisi (C16H10N2O2)
Diatomit: Kieselguhr (SiO2.nH2O)
Epsom Tuzu: İngiliz tuzu, magnezyum sülfat (MgSO4)
Formaldehit: Metanal (CH2O)
Gliserin: Gliserol (C3H8O3)
Gomalak: Şellak, E904, (CH3CH2CH2 (CHOH)(CH2)7CHOH.COOH)
Göz Taşı: Mavi taş, bakır sülfat (CuSO4)
Güherçile: Potasyum nitrat (KNO3)
Aventurin: Krom içeren fuksit K(Al,Cr)3Si3O10(OH)2
Hafif Soda: Sodyum karbonat (Na2CO3)
Hippürik Asit: Toluen (C6H5.CH3)
Hollanda Beyazı: Beyaz kurşun (HgCO3) ve baryum sülfat (BaSO4) karışımı pigment.
İnci Beyazı: Bizmut nitrat (BiNO3)
Javel Suyu: Çamaşır suyu, klorak, sodyum hipoklorit (NaClO)
Jips: Alçı taşı (CaSO4·2H2O)
Kalamin: Çinko cevheri
Karınca Asidi: Formik asit, metanoik asit (HCOOH)
Karpit: Kalsiyum karbür (C2Ca)
Kaymak Taşı: Alabaster, su mermeri (CaCO3)
Kezzap: Nitrik asit (HNO3)
Kireç: Kalsiyum hidroksit [Ca(OH2)]
Kostik: Lavabo aç, sodyum hidroksit (NaOH), 
Kuprit: Bakır I oksit
Lapis Lazuli: Lavivert taşı, lazurit (Na, Ca)8(AlSiO4)6(S, SO4,Cl)1-2
Lapis Solaris: Bologna taşı, baryum sülfür (BaS)
Limon Tuzu: E330, sitrik asit (C6H8O7)
Litapon: Baryum çinko sülfat sülfit (BaSO4.ZnS)
Metilen Mavisi: Metiltionyum klorit (C16H18N3SCl)
Minium: Sülüğen, sülyen (Pb3O4)
Neft Yağı: Turpentin, terebentin (C10H16)
Nişadır: Amonyum klorür (NH4Cl)
Parafin: Parrum affinis (CnH2n+2)
Perhidrol: Hidrojen peroksit (H2O2)
Pembe Tuz: E250, sodyum nitrit (NaNO2)
Sabun Taşı: Steatit, talk kayası (3Mgo 4SiO2
Saçı Kıbrıs: Kıbrıs taşı, demir II sülfat (FeSO4)
Sac Yağı: Sülfirik asit (H2SO4)
Sirke Ruhu: Asetik asit (CH3COOH)
Şap: Alüminyum sülfat (Al2SO43
Şili Güherçilesi: Sodyum nitrat (NaNO3)
Taş Asidi: Hidroklorik asit (HCl)
Tebeşir: Kalsiyum karbonat, kireç taşı (CaCO3)
Teneker: Boraks (Na2B4O7.10H2O)
Tutya: Tûtiyâ, çinko
Tuz ruhu: Hidroklorik asit (HCl)
Üstübeç: Cerussite, kurşun karbonat (2PbCO3.PbO(OH)2)
Vazelin: Bir tür hidrokarbon (CnH2n+2)
Verdigris: Bakır karbonat  (CuCO3)
Yılan Taşı: Serpantin ((Mg,Fe)3Si2O5(OH)4)
Zırnık: Sodyum sülfür (NaS)
Zincifre: Cıva sülfit, zinober (HgS)

 

8 Şubat 2013 Cuma

SERAMİKÇİLERİN MESLEK HASTALIKLARI RİSKLERİ




Her iki orta lobu silikozisli akciğerler.
Neolitik dönemden beri üretilen seramik, geçmişten günümüze dek pek çok yeni ve farklı alanda kendisine yer bularak, fark ettirmeden günlük yaşantımızda dâhil olmuştur. Böylece seramik olarak adlandırdığımız ürün gurubu yaşantımızda çok geniş bir alana yayılmıştır. Seramik kullanımı, farkında olmadığımız bir zorunluluktur da. Bu zorunluluk ise modern yaşamın getirdiği ve yeni ihtiyaçlara cevap verebilmek için geliştirilen yeni teknolojilerin sonuçlarından biridir. Kullanmakta olduğumuz katışıksız seramik malzeme ve ürünlerin yanı sıra, kompozit seramik ürünleri ve seramik kökenli olan ve farklı sanayilerde kullanılan maddeleri alt alta yazıp listelemeye kalktığımızda, oluşacak liste oldukça hayret uyandırıcıdır. Özellikle bir seramik hammaddesi olan bor; sektörde çok özel bir yere sahip olup, kullanımına dâhil olduğu ürünler ile pek çok hammaddeyi geride bırakmaktadır. Tabi ki seramik üretiminin tüm süreci tehlikeli ve seramik üretiminde kullanılan hammaddelerin tümünün de sağlığa zararlı olduğu söylenemez. Ancak bu yazıda, riskli maddeler, çok bilindik riskler, bunların vücuda alınış yöntemleri ile oluşturdukları tehlikeler hakkında genel bilgiler verilerek farkındalık oluşturmak, bunlardan korunmak için nelere dikkat edilmesi gerektiği üzerinde durulacaktır.

Makalenin tümüne ulaşmak için tıklayınız.

Ayrıca konu ile ilgili hazırlanan bir çalışmayı geliştirmek amacıyla aşağıdaki anketi doldurmak için yardımcı olmanız talep edilmektedir.

7 Şubat 2013 Perşembe

DÜNYANIN BİLİNEN İLK SERAMİK VENÜSÜ




Dolní Věstonice Venüsü; 1924 yılından beri Karel Absolon tarafından yürütülen sistematik çalışmalar sonucunda 1925'de Çek Cumhuriyeti'ndeki Moravia Havzası'nda bulundu. Paleolitik Döneme ait bu seramik, Michael Hermanussen'e göre 24,000 yıl öncesine, Halil Yoleri'nin kitabında M.Ö. 20,000 yılına tarihlendirilse de, radyo karbon testlerine göre M.Ö.29,000 – 25,000 yıllarına tarihlendirildi. 13 temmuz 1925'te kırık iki parça halinde bulunan venüs heykelciği, bereketi sembolize eden ana tanrıça heykelciklerinden başka bir şey değil. 111 mm. yükseklik ve 43 mm. genişliğinde  şekillendirildiği çamurun yapısında kemik tozu da kullanıldığı saptanan bu örnek, 500-800 santigrat derece aralığında pişirilmiş. Konu ilginç olduğu kadar, gözlerden de uzakta kalmış durumda. Örnek çok önemli ve değerli oluşu nedeniyle, sergileme amacıyla çok kısıtlı sürelerde görücüye çıkmakta. Ekim 2006'dan eylül 2007'ye kadar Prag Ulusal Müzesinde sergilendikten sonra, 2008'de Viyana Doğal Tarih Müzesi ve 2009'da Moravia Müzesinde son kez sergilendi. Seramik venüs üzerinde uzmanların çalışması devam ederken, 2004 yılında yapılan tomografi taramasında, seramiğin yüzeyinde, 7-15 yaşlarına ait bir çocuğun parmak izlerine rastlandı ve bu kişinin seramiğin üreticisi olduğu kabul edildi.

Seramik bünyenin toplu kimyasal bileşeninde muskovit, mika illitli killer, Si02 ve Al20 3 ek olarak yerel kökenli silt bulunduğu, yapılan analizler karşılaştırıldığında yöreden elde edilen lös örnekleriyle benzerlikler taşıdığı saptanmıştır. Tane boyu dağılımının da yerel örneklerle benzeşmesi, venüsün yerel üretim olduğunu ortaya koymaktadır. Test sonuçları Pavlov 1 'seramik' (Soffer ve Vandiver 1997) analizi ile onaylandı. Şekillendirme kütleden oyarak değil, parçaların eklenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Yöredeki diğer seramiklerin de incelenmesiyle, üretimde kalıp kullanıldığı da tespit edilmiştir. Yüzeyde perdah vardır. Pişirim redüktan, soğutma oksidan ortamda gerçekleşmiştir. Seramik yüzeyini kaplayan silisli külün, pişirim sırasında venüsün kül tabakası içinde olduğunu gösterir.

Bu örneğin seramik oluşu, oldukça dikkat çekici ve kronolojiyi tamamen değiştiren bir durum. Üst paleolitiğe denk gelen zaman diliminde çağdaşları Brassempou, Lespugue, Laussel, Grimaldi Mağarası, Pavlov I, Willendorf, Avdeevo, Kostenki I, Gagarino gibi merkezlerde bulunan venüsler kalker, serpentin, hematit, mamut dişi gibi seramik dışı malzemelerden üretilmişlerdi. Ayrıca yine bu seramik üzerinde yapılan incelemeler sonucunda Marshack, 18 adet işaret saptamış ve bu işaretlerinin muhtemelen kadının biyolojik dönemleri ile ilgili olduğu sonucuna varmıştır. Türkçe kaynak olarak konuyla ilgili herhangi bir bilgiye malesef rastlayamadım fakat yabancı kaynak konusunda pek sıkıntı yok. Bu örneğin daha önemsenmesi gerektiğini ve seramik ile ilgili bilgilerin kitaplarda güncellenerek, yeni bilgilerin eğitimde de kullanılabilir olmasını önemsiyorum. Bu noktada daha önce BBC tarafından duyurulan dünyanın en eski seramiği haberi de doğruluğunu yitirmiş oluyor. Daha doğrusu bu haberin bu şekilde hiç yapılmaması gerekiyordu. Çünkü yazıyı hazırlayanların 1925 yılında bulunan bu seramikten haberdar olmaları gerekirdi. Dolayısı ile bu haberi, belki de Çin'de bulunan en eski seramik olarak düzeltip güncellemek gerekecektir.

Dolní Věstonice Venüsü, İllüstrasyon: Libor Balak

Kaynaklar:
-Clive Gamble, (Mart 1982), Interaction and Alliance in Palaeolithic Society, Man, New Series, Cilt: 17, No: 1 , sf: 93,94,96,98
-Halil Yoleri,  "Toprağın Pişirilmesi"  Pişmiş Kil ile İletişim, Tibyan Yayıncılık, 2008, İzmir,  sf:22
-O.Soffer, J.M.Adovasio, ve D.C.Hyland. (Ağustos/Ekim 2000) "The Venus Figurines: Textiles, Basketry, Gender, and Status in the Upper Paleolithic", Current Anthropology, Cilt:41, No:4 , sf:512,515
-James B. Harrod (2011),"The Hohle Fels Female Figurine: Not Pornography but a Representation of the Upper Paleolithic Double Goddess." The Journal of Archaeomythology,  Cilt:7, sf:210-213
-Marshack, A. (1972), "The Roots of Civilization", New York: McGraw Hill., sf:282
-Shawntelle Nesbitt, "Venus Figurines of the Upper Paleolithic", Totem: The University of Western Ontario Journal of Anthropology, 2011, Cilt:9, Sayı:1, sf:57
-Libor Balák (2008), Antropark, Brno, Czech Republic,  "Window into the Palaeolithic Europe 30,000 years ago: results oF the multidisciplinary approach" sf:4,5,11,17
-http://www.youtube.com/watch?v=zAtmX5m12Jc
-http://www.donsmaps.com/dolnivi.html
-http://www.hormones.gr/127/article/article.html
Bu makaledeki yazı ve görseller izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

6 Şubat 2013 Çarşamba

1919 tarihli kitaptaki At Biçimli Kap

J.F Baker tarafından 1919 yılında yazılmış 342 sayfalık ilginç bir seramik kitabını (A.B.C. of Collecting English Pottery) incelerken, içinde bir tane at biçimli geleneksel Çanakkale seramiği gördüm. Bu seramik yanda görüldüğü şekliyle bir çizimdi fakat geleneksel Çanakkale olduğu çok açıktı. Seramiğe ait tanımlayıcı bir bilgi yer almasa da, Uzak doğu kökenli olduğu yazılmıştı ve bu örnek İngiltere'de kökenli olan binicili bir seramikle kıyaslanıyordu. Konu edilen seramik detayları itibariyle de tipik Çanakkale at biçimli seramiklerin detaylarını barındırıyordu. Doldurma ve boşaltma ağzının konumu, eğer, yele ve yular detayları eksiksiz. Atın bacaklarında yer alan bilezik görünümlü halkalar bile doğru şekilde çizilmişti. Atın göğsünde yer alan madalyon rölyefi için krizantem çiçeği olarak bahsedilmiş, üzerinde yer alan açık yeşil üzerine koyu yeşil sır uygulaması ise özellikle vurgulanmış. Bence kısa açıklama yazısında ilgimi çeken en önemli nokta ise, yazarın seramik biçim için yaptığı yorum. "Komik değil, çok sıra dışı" diyerek kaynağını tam olarak belirtemediği bu seramik hakkındaki son görüşünü dile getiriyor.  Alberth Smith'in 1850 tarihli "İstanbul'da Bir Ay" adlı kitabında Çanakkale seramiği için yaptığı yorumu hatırlayınca, bu yorumu oldukça iyimser buldum.

17 Ocak 2013 Perşembe

SERAMİK MÜZESİNE İLK BAĞIŞ

Alıntıdır: "Çanakkale Belediyesi tarafından projelendirilen Seramik Müzesi çalışmalarını tamamlıyor. Eski Er Hamamı’nın yeniden düzenlenmesiyle birlikte Çanakkale’nin en önemli simgelerinden biri olan seramiklerine yakışır bir müze kente kazandırılıyor.
Geçmişten günümüze eserlerin sergileneceği ve önümüzdeki aylarda açılmasının planlandığı Seramik Müzesi’ne ilk bağış, yıllarını seramiğe adayan ve bu sanatın gelişip, ileriki nesillere aktarılması için çalışmalarda bulunan Çanakkaleli Seramik Ustası Tanzer Orbay tarafından yapıldı.
Eski bir Çanakkale Seramiği olan eser, açıldığı günden itibaren Seramik Müzesi’nde ziyaretçilerinin seyrine sunulacak.
Seramik Müzesi’ne bağış yapmak isteyen vatandaşların ayrıntılı bilgiyi Çanakkale Belediyesi’nden öğrenebilecekleri belirtildi."
Kaynak: http://www.canakkaleicinde.com/seramik-muzesine-ilk-bagis.html


Prof. Erdinç Bakla Konferansı sonrası Müze fikrini tartışırken.
Çanakkale kenti, kendisi için geç de olsa seramik adına bir şeyler yapmaya niyetlendi. Bu noktada, Seramik Müzesi girişimi ilk adım olma adına oldukça önemli. 13 Eylül 2005 tarihinde verdiği bir konferansta bu konuya ilk kez değindiğini hatırladığım müzenin fikir babası Prof.Erdinç Bakla'yı bir kez daha anmak gerekir, yoksa insanlar bu fikir ve girişimin Belediyece, ya da başka çevre veya kişilerce akıl edildiğini düşünebilir. Konu ile ilgili ilk toplantıyı hatırlıyorum. Tanıdığım kadarıyla, Sn. Bakla'nın müze fikrinin   daha da eskilere ait olması muhtemeldir. Zamanın rektörü Ali Akdemir  zamanında toplanmış ve Çanakkale'nin güzide bir lokantısında tertiplenen yemekli oturumda, önemli kararlar alınmıştı. O toplantıda biz de yer almış ve gelecekte yapılacak çalışmalar için farklı roller üstlenerek yetkilendirilmiştik. Bu müzenin oluşabilmesi için tohumlar o toplantıda atılmıştı. Çalışmalarımız hep gönüllü olarak sürdü, peşi sıra konferanslar, toplantılar, proje ve sunumlar. Gidişat öyle bir yere geldi ki o noktada işin rengi değişti. Artık gönüllülük değil, duygusallık dönemi başlamıştı. Haliyle birileri, her zaman olduğu gibi bu süreçten kazançlı çıkmalıydı. Baş rol oyuncuları her zamanki rutin tavırlarıyla olaya el atarak hünerlerini konuşturmuş olmalılar. Seramik konusunda kent adına fikir beyan etmeye ve Müze ile ilgili çalışmalara katılmak üzere davet edilmişken, dönüp ardıma baktığımda, geçen yıllar içinde ustaca hamlelerle konudan dışlanarak uzaklaştırıldığımızı görüyorum. Sanırım her zaman yanlışları belirtip, doğruları söylemek ve hiç bir beklenti içinde olmadan çalışmaya çabalamanın sonuçları bu olsa gerek. Hal böyle olunca da bir çıkıntı veya çıban başı durumunda olanlar ki, buna kendimi de dahil ediyorum, tesfiye edilir, törpülenir, sindirilir veya yok edilir. Zamanında elimize bir nalıncı keseri alsaydık, sanırım durum daha farklı olurdu. Umalım da konuya hakim uzman bir ekip tarafından hazırlandığını düşündüğüm proje çerçevesinde seramik müzesi ile ilgili çalışmalar bir şekilde devam ediyor olsun. Bu aşamada müze için seramik toplama ve bir koleksiyon oluşturma gereği doğuyor. Boş vitrinlerle açılış yapılacak değil ya. Şimdiye dek fikir soran olmadığına göre, her şey yolunda gidiyor temennisinde bulunalım.
 
Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı üzere, müzeye eser bağışlayan Sn. Tanzer Orbay, Çanakkale'de yaşayan duyarlı bir insan olarak girişimde bulunmuş ve müzenin oluşumuna katkı sağlamıştır. Umarım elinde bulunan seramikleri müzeye bağışlamak isteyen başka insanlarla bu sayı artarak, seramik müzesi gerçekten hakettiği değere ulaşabilir. Bu müzeye katkı sağlayacak üç önemli kaynağı daha belirtmek gerek. İlki Çanakkale Arkeoloji Müzesi depolarında yer alan geleneksel Çanakkale seramikleri. Envantere kayıtlı seramiklerin toplam sayısı 50 adet olup 2008 tarihinde konuyla ilgili bir çalışma gerçekleştirmiştik. Bu seramikler arasında çok nadir ve değerli örnekler olduğunu ve bunların eksiksiz olarak yeni müzeye devredilerek teşhirinin sağlanması çok hassas ve önemli bir süreç. Böylece kentte seramik eğiitimi alan ve seramik üreten kişiler, yıllar sonra örnekleri canlı olarak izleyip tanıma şansına sahip olabilecekler.

Seramik çalıştayı katılımcıları toplu halede.
Müze için diğer bir kaynak ise, 2008 yılında 45. Troia Festivali kapsamında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi G.S.F. Seramik Bölümünde uluslararası katılımlı gerçekleştirilen seramik çalıştayında üretilen eserlerin, müzeye kazandırılması olacaktır.  Seramik Bölümü atölyelerinde  üretilen en az 35 parça, gerçekleştirilen sergi sonrasında Belediye tarafından emniyete alınmıştı. Çağdaş sanat adına önemli örneklerin bulunduğu ve uluslararası anlamda gerçekleştirilen böyle bir etkinliğin ürünleri de bu müzede teşhir edilerek geçmiş ve günümüz arasında bir köprü oluşturabilir.

Avustralya'dan gelen şerbetlik.
Üçüncü kaynak ise ÇOMÜ GSF Dekanlığında yer alan ve  Avusturalya'dan  bağışlanarak gönderilen 2 adet geleneksel Çanakkale seramiğidir.  03.08.2006 tarihinde T.C. Dışişleri bakanlığı aracılığı ile "The Silver Society of Australia" tarafından kazandırılan bu seramiklerden birisi at biçimli kap, diğeri ise kahverengi sırlı şerbetliktir. Seramiklerin teslim tutanaklarında da yine şerbetlik olarak kaydedilmişlerdir. Bu seramikler hakkında daha önce hazırlayarak sunduğumuz "Avustralya'dan Gelen İki Şerbetlik ve Kahverengi Sır Araştırmaları" adlı bildiri AKMED tarafından 2008 yılında Çanakkale Seramikleri Kolokyum Bildirilerinde yayınlanmıştır ve kitabın 68-73. sayfalarda yer almaktadır.  İlgili metne blogdaki yazıdan ulaşılabilir.

Umarım ki seramik müzesi tamamlanınca, içi de bir şekilde doldurulsun. Tek dileğim nitelikli eserlerin seçilmesi ve sergilenmesidir. Bunu için bir seçici kurul olmalıdır. Tabi  bir de bu müzede görev alacak uzman seramikçilere ihtiyaç duyulmaktadır. Müzenin yöneticisi mutlaka bir seramikçi olmalıdır. Bu noktada müzeci, sanat tarihçi hatta kimi arkeologların itirazlarını tahmin edebiliyorum. Eğer müze seramik müzesi olacaksa, müdür de seramikçi olmalıdır! Seramiğe keramik diyen, terminoloji ve teknik bilmeyen, hatta çamura hamur, sıra cila ve hatta fayans demeyi öğrenmiş kişiler, kalkıp da konuyu bilmeyen ziyaretçilere yanlış bilgiler aktarıp, müzeyi ve sorumluluğunu telef etmemelidirler. Müze sınavı vs. süreçlere dahil olacak bir seramikçi, uzman sıfatıyla yöneticilik görevini rahatlıkla yerine getirebilir. Eğer projede değiştirilmedi ise bu müzede ayrıca bir de seramik atölyesi olacaktı. Olması da gerekli. Olmazsa olmaz.  Seramik müzesinin yönetimi ve işleyişi, ihtiyaç ve sorunları ancak bir seramikçi tarafından çözülerek yönetilebilir. Bu noktada, yöneticinin neden seramikçi olması gereği ortaya çıkıyor. Buna ek olarak, müzenin diğer çalışanlar kadrosunda ise sanat tarihçi, müzeci gibi kişilerin yer almasında bir sakınca olmayacaktır. Bu tip müzelerin bir öğretim kurumu olması gerçeğinden hareketle, diğer müze çalışanları da, bilmedikleri pek çok konuda bilgi sahibi olup, seramiğin ne olduğunu böylelikle öğrenebileceklerdir.

Son olarak, sürecin ivme kazanması ile seramikten anlamayan Çanakkale'de bolca bulunan asker veya öğretmen emeklisi olabilir, aktivist (çok özenti bir kelime), sosyolog, turizimci, işletmeci, reklamcı, küratör (bu daha da özenti), grafiker ve hatta boş gezer gibi bir takım şahıslar; nemalanmak adına boy gösterir, gösterecektir, göstermeye devam edecektir. Bu olası kişiler, gelecek senaryolarda ne yapacaklar gerçekten merak ediyorum. Geçmiştekiler pek bir işe yaramadı. Bir keresinde kazayla, bu tip kişilerce düzenlenen bir toplantıya bile yanlışlıkla çağırıldım. Kalkıp gittim bile. Tabi bizi gördüklerinde ne yapacaklarını bilemediler. Çünkü yaşanan durum "helvacıların otopsi yapmasına" benziyordu. Eğer bu süreç böyle devam ederse, Çanakkale'nin de, seramiğinin de vay haline!
Bu makaledeki yazı ve görseller izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

10 Ocak 2013 Perşembe

GÖKTÜRK SERAMİKLERİ




Mayhan Uul Kurganında yapılan kazılar sonrasında 45 adet seramik heykelcik bulundu. Göktürk yöneticilerinden birine ait olduğu anlaşılan kurganda 7.yy.a ait Bizans sikkelerinin de bulunmuş olması, mezarı ve içindeki buluntuları da 7.yy.a tarihlendirmekte. 200 yıl hüküm süren Göktürk sanatına ait bu seramikler, biçim ve dekorlarda kullanılan renkler açısından önem arzetmekte. Kadın ve erkek figürleri, müzisyen, süvari, deve, at, köpek ve tanımlanamayan hayvanlardan oluşan figürlerdeki detaylar ilgi çekici. Moğolistan sınırları içerisinde bulunan, 4 m. yüksekliğinde, 34x36 m.çapındaki bu kurgan, Orta Moğolistan'da başkent Ulan Bator'un 210 km. batısında yer almakta. Konu ile ilgili detaylı bilgiler Atlas Dergisi  Ocak 2013 sayısında, 62-76. sayfalarda yer almakta. 

7 Ocak 2013 Pazartesi

REDDOT DESIGN ÖDÜLLÜ KLOZET

Seramik sektöründen ilginç bir haber daha. "58 ülkeden 1800 firmanın 4 bin 515 ürünle katıldığı ‘reddot design’ uluslararası tasarım yarışmasında ürün tasarımı dalında büyük ödülü Güral VİT'in alaturka ve alafranga tuvaleti bir araya getirdiği 'WC Health' isimli ürünü kazandı. 


‘WC Health klozet’ günlük yaşamda kullanılan klozetlerde hayatı kolaylaştıran bazı değişiklikler yaparak en uygun anatomik pozisyonu bulmayı hedefledi ve çömelme duruş şeklini klozet sistemine taşıdı..."



31 Aralık 2012 Pazartesi

KYOCERA SERAMİK BIÇAK


2012'nin son gününde, kendime yeni yıl hediyesi olarak almaya karar verdiğim seramik bıçak. Satış fiyatı 139. TL. Ama önce nerede satılıyorsa elime alıp incelemem gerek. Satın almayı başarırsam bıçakla ilgili düşüncelerimi en kısa zamanda buradan aktarıcam.



CUCUTENI SERAMİK KÜLTÜRÜ

Seramik ve geçmişine dair bilgiler incelendiğinde, arkeoloji ve sanat tarihi bilimleri, kültür tarihi açısından önemli verilerin oluşmasını sağlar. Fakat zanaat ve sanat açısından da konuyu mutlaka değerlendirmek gerekmektedir. 


Cucuteni-Trypillian olarak da adlandırılan kültür, günümüz modern Romanya ve Ukrayna topraklarının yaklaşık 35 bin kilometrekarelik kısmına yayılmış olan coğrafi bölgede varlık göstermiştir. Karpat dağlarından Dniester ve Dnieper bölgesine dek ulaşır, güney doğuda Karadeniz'e sınırı vardır. Bu kültür terminolojik  olarak Trypillian ya da Tripolye kültürü olarak da adlandırılır. Cucenti yerleşimcileri 1600 yapı ile neolitik Avrupa kültürü için de önemli bir yer tutar. Nehir kenarlarında küçük ve yüksek yoğunlukta yerleşimler kurmuşlardır. Seramikten figürin parçaların ilk örneklerini 1884 de Teodor Burada bulmuştur. Neolitik dönemde M.Ö. 4800-3000 yılları arasına tarihlenen bu kültürün seramikleri kendi has özellikler sunar. Nehirlere yakın yerleşimler, seramik şekillendirmek için gerekli olan hammadde temini konusunda kolaylık sağlar. Erken, orta ve geç olarak üç dönemde incelenen Cucenti kültüründe karşılaşılan anatanrıça heykelcikleri kendine has özellekleriyle önemlidir. Dönemsel olarak Anadolu örnekleriyle kıyaslandığında stilizasyonun daha belirgin ve özgün olduğu görülmektedir.


Özellikle kazıma dekorlu anatanrıça, tüm gövdede bu dekor anlayışının yer alması nedeniyle oldukça farklı bir noktada bulunmaktadır. Anadolu'nun Boğazlar bağlantısıyla, Balkanlar'dan Avrupaya devam eden kültür aktarımı için önemli bilgiler içerdiği seramik biçimlerin ve estetik değişimi göz önünde bulundurulduğunda net bir şekilde algılanabilmektedir. Seramik heykelciklerin tasarım anlayışındaki farklılaşmada yerel kaynaklar ve alışkanlıkların belirleyici olması kaçınılmazdır.

Çömleklerde kullanılan beyaz zeminli dekor tekniği Gumelniţa–Karanovo Kültürü (Kalkolitik Romanya) ile de benzerlikler içermektedir. Beyaz zeminli Neolitik Hacılar ve Kalkolitik Canhasan seramikleri ile benzeşmeleri ise teknik ve hammadde kaynakları ile bağlantılı bir durum olabilir. Avrupalı araştırmacılar Anadolu topraklarında kazılmadık yer, incelenmedik konu bırakmadılar. Fakat bizim araştırmacı ve uzmanlarımız kendi topraklarımız dışındaki mevzulara biraz ilgisiz ve duyarsız kalmaktalar. Anadolu kültürünün bu topraklar dışına nasıl taşındığının ve uzun süreli etkilerinin tespit edilerek tartışılması, bizleri farklı sonuçlara ve ilginç bilgilere ulaştıracaktır. En basitinden karşılaştırma metoduyla bile benzer örneklerin varlığı rahtlıkla saptanabilecektir.


Anadoludaki kalkolitik dönem tamamlandığında, Cucenti kültürünün neolitiğini daha yeni tamamlayaıp bitirebildiği seramik örneklerin estetik ve biçimsel özelliklerinin kıyaslanmasıyla görülebilmektedir. Yukarıdaki örnek Canhasan'ın kalkolitik biçimleriyle Cucenti neolitik çömleğinin biçimsel benzerliğini net biçimde ortaya koymaktadır. Ayrıca açık zemin üzerine çizgisel koyu renk astar dekor da yine benzerlik göstermektedir. Henüz çömlekçi tornası kullanıma girmediğinden formların şekillendirilmesinde mükemmellik beklemek doğru olmaz. Bu nedenle biçim ve dekor yönünden görülen benzerlik yeterli bir delil oluşturmaktadır.


Afyon Çıkrık Höyükte bulunmuş olan oturan kadın figürini oturuşu, duruşu ve yüz detayları ile Cucenti figürini ile benzerlik gösterir. Sn. Önder Bilgi açıklamalarında yüzde çıkıntı halinde işlenen burun detaylı figür geleneğinin Anadolu özellikli olmadığını, Kiklat sanatından (M.Ö. 3000-2500) kopya edilmiş olabileceğini vurgular. Oturuş ve ellerin duruşu ise tamamen Anadoluludur. Bu noktada kültürlerin birbirlerini etkilemeleri ve kendilerince yorumlanarak yerelleşmeleri net bir biçimde farkedilmektedir. Tarihlere dikkat edilecek olursa ortaya çıkan sonuç şöyle olmaktadır: Kiklat portrerleri Cucenti sanatından etkilenerek, Batı Anadolu figüratif seramik geleneğini etkilemiştir. Ne var ki Cucenti kendi içinde neolitiği yaşarken, Batı Anadolu Kalkolitiği yaşamış, kapatmış ve Tunç dönemine geçmiştir. Tunç döneminde figüratif seramikte yaşanan biçimsel gelişmelerin öncüleri olarak, ele alınan bu figüratif örneklerde tipolojik olarak ipuçları barındırmaktadır.

Kaynak:
-Önder Bilgi, İ.Ü Anadolu Araştırmaları (1979), Sayı 6, sf: 133-144
-Uzunoğlu, E., Baykal-Seher, A., Kızıltan, Z., Tulunay, F., Tuzcular, A, Yıldız, F., Donmaz, V., “Katalog”, Çağlar Boyu Anadolu’da Kadın, Anadolu Kadınının 9000 Yılı (1993), T.C. Kültür Bakanlığı. İstanbul, 36-115
Bu makaledeki yazı ve görseller izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

26 Aralık 2012 Çarşamba

1557 TARİHLİ ÇÖMLEKÇİNİN ÜÇ KİTABI


Çömlekçilik ve seramik hakkında yazılmış eski ve nadir bulunan kitapların sayısı çok fazla değildir. Özellikle de böylesine detaylı bir şekilde ve zengin içerikli anlatılanı. "Çömlekçilik Sanatının Üç Kitabı" adlı eser (I tre libri dell'arte del vasaio), Cipriano Piccolpasso of Castel tarafından yaklaşık 1557 yılında yazılmıştır. Mayolika çömlekçiliği üretim sürecini anlatıldığı  kitap, Londra'da Victoria & Albert Müzesi aittir. Sir Charles Robinson, orjinal el yazmasını bir antikacıdan satın almadan önce, 1861 yılına kadar İtalyan topraklarında kalmıştır. El yazması 1863 yılında  V & A'da Milli Sanat Kütüphanesi koleksiyonuna eklendi.  Kitabın İngilizce çevirisi ve baskıları yayınlanmıştır. Dallas SMU kütüphanesi İngilizce bir kopyası vardır. Scolar Press tarafından gerçekleştirilen 1980 tarihli İngilizce baskısı ise (kopya baskı) 440 sayfa olup illüstrasyonlarla görselleştirilmiştir.

Kitabın yazıldığı döneme ait tipik bir orta ölçekli çömlekçi atölyesinde bir ustabaşı veya yönetici, iki çömlekçi, iki veya üç ressam, bir veya iki erkek fırıncı ve birkaç genel işçi veya çırak olurdu. Resimde orjinal kitaptan, insan gücüyle çalışan tepme tezgahlarda (çömlekçi tornası) üretim yapan iki usta görülmektedir. Kitaptaki bilgilere göre o dönemlerde seramikler odunlu fırınlarda haftada bir kez pişirilirdiği belirtilmekte.

http://www.marysmaiolicaarts.com/Old%20site/lecture/potters_art.htm
http://www.biblio.com/books/497779107.html#

25 Aralık 2012 Salı

ANTİK SERAMİKLERDEKİ EROTİZİM

Çıplaklık günümüzde bir tabu iken, antik dönemde günlük aktivitelerde, belli törenlerde, kısmen sempozyumlarda ve özellikle spor karşılaşmalarında doğal karşılanan bir durumdu. Toplumsal ve bireysel anlamda cinselliği daha tam olarak kavrayıp, doğru düzgün yaşayamaz iken, yüzyıllar önce yaşayan insanların, bu konuda günümüzden çok daha duyarlı ve hoşgörülü olduklarını, incelediğim seramikler ve okuduğum kitaplardan takip etmekteyim. Dini metinler ve mitlerde Lut ve Pompei halklarının başlarına gelen korkunç felaketler için kimi çevreler, bu halkların toplumsal olarak yozlaşmaları ve cinselliği sapkınlık boyutuna vardırdırmaları nedeniyle yaşadıkları noktasında buluşurlar. Mevzunun dinsel yönünü tartışmadan, toplumsal olarak yaşama kattığı zenginlik ve bu zenginliğin belgelerine seramik ürünlerden ulaşmamız mümkün. Özellikle antik Yunan ve Roma yaşantısının erotizim temalı sahneleri, sanki günümüze ulaştırılmak istenen belgeler gibi seramik formlara aktarılmıştır. Bu durumu, vazo resimciliğinden ziyade belgeselcilik geleneği olarak değerlendirmeyi yeğliyorum. Çünki gündelik yaşama ait hemen her tür veri seramik vazo ressamlarınca, yüzeylere ve biçimlere aktarılmışlar. Bir seramiğin nasıl oluştuğuna dair tüm bir üretim sürecinden tutun da, dinsel törenler, mitolojik öyküler, yiyim içim, kılık kıyafet, saç modası, iş kolları, mobilyalar, spor aktiviteleri, ticaret ve ulaşım, son olarak konumuz erotizim ve cinselliğe varana dek hemen her tür konuyu bu seramik formlardan öğrenebilmek mümkün. Yunan resim sanatını en iyi anlayabildiğimiz kaynaklardan biri olan seramikler, kalıcılığı sayesinde bizlere bu bilgileri ulaştırabildiler. Pek çok fresk ya da mozaik, benzer bilgiler içermekteyse de, büyük bir kısmı  zaman ve doğa şartlarına yenik düşerek yok oldular. Konuya iki farklı tematik kitabı paylaşarak devam etmek istiyorum.

Greek Erotica adlı kitap 1993 yılında Martin  F.Klimer tarafından yazılan ve Redwood Books tarafından İngiltere'de yayınlanan 243 sayfalık bir çalışma. Doyurucu metin ve açıklamaları yaklaşık 1200 tematik seramik örnek üzerinden değerlendirmekte. Kitapta yer alan örneklere, seramik vazo ressamları kranolojik olarak sınıflandırılarak yer verilmiş. Kimi çizimler ve detaylı kompozisyonlar çok figürlü iken, tek figürlü sahne betimlemeleri de bulunmakta. 2 ana bölümde düzenlenmiş olan kitabın ilk bölümü "Tamama Erme", ikinci bölüm ise "Aksesuarlar ve Sosyal Duruş" başlığı altında detaylandırılmış. Bu kitabın seramikçi, arkeolog, sanat tarihçi, sosyolog antropolog ve psikologları ilgilendirebileceğini düşünüyorum. Ayrıca konuya dolaylı yoldan ilgi duyabilecek tarih, arkeoloji ve sanata meraklı diğer okurlar için de faydalı olabilecek, ileri düzeyde bir kitap. Konuya dair ön bilgisi olmayanların hazmetmekte biraz zorluk çekececekleri ise muhakkak. Eski tarihli olduğundan Türkiyeden temini zor, Amazon.com sitesinden alınabilir.

 
Paul Matheieu tarafından yazılan Sex Pots adlı kitap, AC Black tarafından 2003'de  İngiltere'de yayınlanmış. 224 sayfalık bu kitap 8 bölümden oluşmakta. Antik dünyadaki Gaia'dan günümüze dek uzanan seramik üretim sürecindeki örnekleri tatminkar ölçüde okuyucuya aktarılıyor. Mitoloji, kültür, kafa karıştırıcı hikayeler çerçevesinde, insan teni, güzellik, arzular, politika, izmler, sosyal eğilimler, popüler kültür temaları paralelinde şekillendirilmiş seramik örnekler, sanatçı bazında ele alınarak detaylı incelenmiş. Bu kitapta yer alan Kolomb öncesi seramiklerle çağdaş örnekler, aradan çok uzun zaman geçmesine rağmen rekabet edebilecek düzeyde zengin bir yorumlama ve plastik dil içermekte. Sofra seramiklerinden, farklı alanlardaki kullanım eşyalarına, biblo ve heykellerden sıradışı tasarımlara varana dek geniş bir yelpazede seramiklerin yer aldığı bu kitap da arkeoloji, sanat tarihi, tasarım ve seramik alanında çalışmalar yapanlara tavsiye edebileceğim yararlı bir kaynak.  Geçmişten günümüze kültürel değişimin, seramiklere yansıması bu kitaptabelirgin bir şekilde izlenebilmektedir.
 
Öte yandan antik seramiklerde ele alınan erotizm temasının iki ve üç boyuytlu olarak işlendiğini görebiliyoruz. Daha sık karşılaştığımız vazo resimleri ve plastik olarak şekillendirilmiş heykelcikler üzerinde durulması gerek. Daha nadir olarak fonksiyonel seramik kapların belli bir kısmında da konu ele alınmış olabiliyor. Örneklerdeki yoğunluğa göre değinmek gerekirse, vazo resimleri zaten hemen her konuda bize detyalı bilgiler sunmakta. Özellikle geometrik dönemde acemice başlayıp, gelişimini hızla devam ettiren siyah figür tekniği arkaik döneme gelindiğinde vazo ressamlarının kaliteyi geliştirmeleriyle ve akabinde kırmızı figür tekniğinin de uygulanmaya başlamasıyla, çok özel örnekler olarak günümüze dek ulaştılar. Hellenistik dönemle zirveye ulaşan bu tür seramikler, bizler için çok önemli bilgi ve esin kaynaklarıdırlar.  Erotizim, cinsellik ve seks üçgeninde insan yaşamının farklı uygulamalarını konu alabilen bu seramiklerde, çok sıradışı görüntüler betimlenmiştir. Özellikle fallus imajı pek çok uygarlıkta bereket ve çoğalmayla ilgili sembolik anlam zenginliği oluşturduğundan, konu ettiğim seramiklerde de farklı biçimlerde karşımıza çıkmakta. O dönem toplumlarda çıplaklığın günümüzdeki gibi ayıp sayılmadığı ve hatta bazı aktivitelerin de çıplak gerçekleştirdiğini hatırlayıp, bu durum çok sıradan ve doğal bir olgu olarak karşımıza çıktığını vurgulayalım. Bu seramikler için örnek olarak seçtiğim bir kaç farklı biçim, konuyu daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır.

 
 
 
Örnekleri çok sayıda arttırmak mümkün, burada yalnızca fikir vermek adına sınırlı örnekleme yaparak, bu durumun yalnızca antik Yunan seramikleriyle kıstlı kalmadığını vurgulamalıyım. Antik Anadolu topraklarında çok sayıda Yunan kolonisi ve kenti bulunduğundan ve bir kısmının da diğer Anadolu kentlerini etkileri altına almalarından, bunların seramik geleneğini daha yakından takip edebilmekteyiz. Ne var ki, Afrika ve Prekolombiyan Moche sanatında da benzer anlayışta şekillendirilmiş seramiklerin varlığını belirtmek gerekir.
 
Kaynaklar:
-Andrew Clark, Understanding Greek Vases: A Guide to Technical Terms (2002), J. Paul Getty Museum; 1 edition
-George F. Lau , Andean Expressions: Art and Archaeology of the Recuay Culture (2011), (The Iowa Series in Andean Studies) University Of Iowa Press; 1 edition
-John Boardman, Athenian Black Figure Vases (1985), Thames & Hudson
-John Boardman, Athenian Red Figure Vases: The Archaic Period: A Handbook (1985), Thames & Hudson 
-John Boardman, Athenian Red Figure Vases: The Classical Period (1989), Thames & Hudson
-Joan M. Gero, Sex pots of ancient Peru: post-gender reflections. In Combining the Past and the Present: Archeological Perspectives on Society, edited by Terje Oestigrad, Nils Anfinest and Tore Saetersdal, International Series 1210. Oxford: BAR
-Mary Weismantel, Moche sex pots: reproduction and temporality in ancient South America (2008). American Anthropologist 106
-Michael Vickers (2007), Ancient Greek Pottery (Ashmolean Handbooks) Ashmolean Museum
-Tom Rasmussen (Editor), Nigel Spivey (Editor)(1991), Looking at Greek Vases, Cambridge University Press; 1995 Reprint edition edition
Bu makaledeki yazı ve görseller izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Ayrıca bakınız:
http://www.orartswatch.org/body-beautiful-sex-and-the-single-sculpture/
 
 

21 Aralık 2012 Cuma

17. YÜZYILDA AVRUPALI BİR ÇÖMLEKÇİ


Barefoot Hafner adlı çömlekçinin 1605 tarihinde atölyesinde çalışırken resmedildiği bu el yazması kitap, Amb. 317b.2° Folio 71 recto (Mendel II) adıyla kayıtlanmış bulunmaktadır.  Kitabın geneli o dönem meslek gurupları hakkında açıklayıcı ve görsel bilgiler vermektedir. Çömlekçi bir sürahi şekillendirirken görülmektedir. Oturduğu yerin hemen sağında üç kil topağı şekillendirilmeyi beklemektedir.  Raf ve masada daha önce şekillendirilmiş olan ve bir kısmının sırlı olduğu belli olan (sarı ve yeşil olan örnekler muhtemel sırlı olmalıdır, aksi takdirde renk farkının bir anlamı olmaz) kulplu ve kapaklı farklı seramikler yer almaktadır. Çömlekçi çarkı çok ilkel bir mekanizmaya sahip olup, bu çark üzerinde üretim yapılabileceği şüpheli bir durumdur. Çömlekçi atölyesinin detayları incelendiğinde, atölyenin metal kapısının menteşeleri ve kilidi dahi düşünülerek resmedilmişken, çömlekçinin ellerini ıslatmak için kullandığı su kabı malesef gösterilmemiştir. Üstelik çömlekçinin giydiği pelerinimsi kıyafet de üretim yapan bir ustanın tercih edeceği bir kıyafet değildir. Resimdeki diğer detaylar çizer tarafından gözden kaçırılmamıştır. Yerde duran çamur yığını, iki sürahi su kabı ve orjinal kayıtta sırlı fayans soba olarak adlandırılan yerde duran iki tane yeşil dikdörtgen prizması görünümlü obje ilginçtir. Kişisel yorumum, bu resmi çizen kişi bir şekilde herhangi bir çömlekçiyi çalışırken izlemiş fakat bir takım detayları atlamıştır. Bu çizimi ise hayalinden yapmış olabileceği ihtimali üzerinde durmaktayım. Orhinal metnin Almanca olması ve kaligrafik açıdan okumanın zorluğu daha detaylı bilgi edinmemize imkan vermemekte. Yine de o dönem üreticileri hakkında bilgi vermesi adına önemli olduğunu düşünüyorum.
Kaynak:http://www.nuernberger-hausbuecher.de/index.php?do=page&mo=2

19 Aralık 2012 Çarşamba

SERAMİK TEMASININ TÜRK FİLATELİSİNDE KULLANIMI


1956 Truva Turistik Seri
Türk filatelisi  konu olarak seramiği sevmektedir fakat seramikçilerimizi sevmemektedir. Seramikçileri sevmemek ne demek, yazının devamında anlaşılacak. Saptayabildiğim kadarıyla 1956 yılları ile 2009 yılları arasında basılan toplam 21 serideki 44 pulda, farklı seramikler tema olarak seçilip kullanılmıştır. Yalnızca 2007 ve 2010 yıllarında basılan 2 adet ilk gün zarfında ise seramik teması kullanılmıştır. Bu zarfların pullarında seramik yoktur fakat zarf baskılarında seramik görülmektedir. Pullarda kullanılan seramiklerin 18 tanesi arkeolojik eser iken 18 tanesi etnografik nitelikli çini ve evani özelliğindeki seramiklerdir. Yalnızca 7 tanesi güveç ve servis tabağı görünümlü günlük kullanım seramiği olup, sanat eseri sayılabilecek hiç bir çağdaş seramikçinin eserine yer verilmemiştir. Oysa ki Türk resim ve heykelinden önemli ressam ve heykeltraşların çalışmalarına Türk pullarda yer verilirken, ne yazık ki, hiç bir Türk seramikçisi çalışmalarıyla bir pula konu olamamıştır. Acaba seramik denilince akla daha önce kullanılmış olan hep bu tür örnekler mi gelmektedir, yoksa gelmesi mi beklenmektedir? Yurt içinde ve dışında yapıştırıldığı zarfların üzerinde seyahat edip, farklı mekanlara ulaşabilen pullardaki görüntülerde hiç bir çağdaş Türk seramikçiye yer verilmemiş olması, bu durumun ressam ve heykeltraşlar kadar seramikçilerin önemsenmediği gerçeğini ortaya koymaktadır. Pullar önemli bir tanıtım ve bilgilendirme özelliği taşır, koleksiyonu ve müzayedeleri yapılır. Günümüzde gelişen teknoloji ile artık posta yolu ile iletişimin tercih edilmeyişi, pulları bir miktar gözden düşmüş olabilir. Nerdeyse pek çoğumuz eposta ve kısa mesajlarla gün içinde pek çok kez haberleşip, ruhsuz bir iletişim yöntemini kullanmaya mecbur bırakılmış kimseleriz. Güzel yazan bir dolmakalemle son kez imzamızı atıp, mektuba pulu yapıştırışımızı kaç kişi hatırlıyor?
 
Beklediğimiz birisinden gelen mektubun gecikmesi ve yarattığı heyecan duygusu. Sanırım bunları giderek kaybediyoruz. Fakat bu mektuplaşmanın ve pulların tamamen önemini yitireceği anlamına gelmez. Sevdiklerimize pullu mektuplar yollayalım, bir zahmet postahaneye kadar gidelim ve güzel pullar seçelim. Hatta kendi pullarınızı tasarlayarak bastırabiliyordunuz bir zamanlar, kendi seramiklerimizi pullara neden basmayalım. PTT böyle bir hizmet vermekte. Bu duruma beni sevindirn tek örnek Prof. Zehra Çobanlı'nın üzerinde seramik eserinin de bulunduğu pulu göstermek olacaktır. Umarım bundan sonraki basılacak yeni pul serilerinde, önemli Türk seramikçilerinin çalışmalarına yer verilir ve bizler de ruhu olan mektuplaşmaya daha çok önem vererek, pul kullanmayı sürdürebiliriz.


 
1966 Türk Çinileri
 
1974 Tarihi Eserler

1975 Bölgesel İşbirliği

1976 CEPT

1977 Türkiye İran Pakistan Bölgesel İşbirliği

1983 Avrupa Konseyi Sanat Sergisi


1985 Topkapı Müzesi III

1986 Topkapı Müzesi III

1987 Topkapı Müzesi IV

1989 Tarihi Eserler


1990 Tarihi Eserler

1991 Tarihi Eserler

1991 Türk Seramik Sanatı

1992 Tarihi Eserler

1993 Akdenizin Kirliliğe Karşı Korunması

1994 Türk Mutfağı


2007 Türk Mutfağı

2007 Anadolu Uygarlıklları (FDC)

2009 Türkiye Portekiz Konulu Ortak
2009 Anadolu Uygarlıkları

2010 Anadolu Uygarlıkları Eski Tunç Çağı
2012 Yöresel Yemeklerimiz
Kaynak: http://www.ptt.gov.tr/?wapp=postalServices_tr&id=53847B86-7CD4-48DC-B429-63511CBF5873&open=1&im=3