8 Şubat 2026 Pazar

Müçteba Kundul'a....

Mimar sinan Üniversitesinden emekli Öğretim görevlisi Müçteba Kundul bugün rahmetli oldu. Kendisi benim hocamdı. 37 yıl boyunca bağımız hiç kopmadı. 1990 yılında 1.sınıfta idim, yıl sonu finaline yetiştiremediğim alçı kalıbını tamamlayabileyim diye, hafta sonu beni ve bir kaç arkadaşımı daha, Kepsel fabrikasına götürmüş, alçı atölyesinde süreci detayları ile öğreterek, kalıplarımızı tamamlamamızı sağlamış, üstelik karnımız da doyurulmştu. Böylesi bir destek hayatımda ilk ve tektir öğrencilik hayatımda. Yıllar sonra üniversitede çalışmaya başladığımda, 1.sınıf öğrencilerime hep aynı konu ve süreci öğrettim.

Müçteba Kundul'un Tatbiki'deki öğrenciliği

2009-2010 yılında ÇOMÜ Seramik Bölümünde derslere girdi. İdeal bir alçı tasarım ve şekillendirme atölyesi kurabilmek için bölümüzüe çok destek oldu. Tanıdığı firmalardan, bölümüzüe hediye olarak vinçli alçı katıştırma mikseri, titreşimli ele mengene vd.alet ve ekipmanları temin etti. Öğrenciler kullansın diye alçı bağışları sağladı. Mastarlar, alet takımları, takım dolabı, Girit taşı bile temin etti. Bölümde ilk kez gomelak ile çalıştık. Fakültemizin taşınma sürecinde bunların çoğu telef oldu.

2017 yılında Karopak firması sahibi Süha Bey ile birlikte bölümümüzde ilk kez silikon kalıp çalıştayı düzenledik. Bu çalıştay yeni silikon türleri ve uygulamaları için önemli bir deneyimdi öğrenciler ve bizler için. Etkinlikte kullanılan malzemelerin tümünün teminini Karopak firmasından Süha Bey ücretsiz olarak temin etti.

Müçteba Kundul Eczacıbaşı sofra sermikleri ile, 2017, Kilitbahir

Sonrasında da bağımız hiç kopmadı hoca ile. Yine 2017 yılında Seddülbahir'de ziyaretine gitmiştik. Bize öğrencilik yıllarından bir fotoğraf göstermişti Müçteba hoca. O gün Eczabışanda çalıştığı yıllardan, klozetler için tasarlayıp geliştirdiği musluğun hikayesine, Sadi ve Belma Diren'le olan anılarına, Eczasıbaşı'nın kurumsal logo tiplerindeki çeşitliliğe, V...a firmasının logosunun intihal nedeniyle mahkemelik oluş sürecine ve daha pek çok hatırayı yazarak not almam için, bir defter dahi hediye etmişti. Kendi koleksiyonundaki pek çoğu imzalı ve mühürlü örnekleri fotoğraflayıp, ölçüp detaylı bilgilerle bizzat yazdırarak bilgilerin yok olmamasını sağlamıştı. İnsan bazı detayları unutmuyor.

İşte tam da bu yüzden, Kızılmaske, namı diğer Fantom için 10 kaplan gücünde yazardı biz çocukken okuduğumuz çizgi romanlarda, benzeri bir tanımlamayla, Müçteba hoca da meslektaşlarına göre 10 seramikçiye bedeldi benim gözümde. Ruhu şad olsun.

Hiçbir fotoğraf ve metin izinsiz kullanılamaz.

7 Şubat 2026 Cumartesi

Seramikten Bronza

Zamansız Bir Kenetlenme Arkaik Belleğin Plastik Yeniden İnşası

İlk versiyonu gre (stoneware, pekişmiş çini) malzeme ile seramik olarak üretilip sergilenen bu bronz çalışma, Anadolu’nun derin katmanlarından, Neolitik ve Demir Çağı’nın o sarsıcı ontolojik zemininden süzülüp gelen bir "hafıza kazısı" niteliği taşımaktadır.

Fatih Karagül, 2025, gre heykel

Heykel, "Tanrı ve Tanrıça kucaklaşması" gibi insanlık tarihinin en kadim arketiplerinden birini odağına alırken, geçmişi bir nostalji nesnesi olarak değil, bugünün parçalanmış epistemolojisi içinde yeniden kodlanan canlı bir organizma olarak sunmaktadır. Bu kucaklaşma, sadece iki figürün fiziksel temasını değil, eril ve dişil ilkelerin binlerce yıllık sürekliliğinin güncel sanatın yapıbozumcu süzgecinden geçerek yeniden vuku buluşunu simgeler.

Fatih Karagül, Kucaklaşma, 2026, Bronz döküm

Heykelin brütalist bir tavırla şekillenen kütlesel yapısı ve malzemenin üzerindeki oksidasyon süreci, nesnenin zamanla kurduğu iktidar ilişkisini görünür kılmaktadır. Heykelde, bronzun o kadim ve dirençli doğasını kullanarak, toprağın altından çıkarılmış bir idolün çiğliğini, modern bir estetik dilin rafine gerilimiyle birleştirilir. Siyah fonun sağladığı mekânsızlık içinde bu form, tarihsel bir kalıntı olmaktan çıkarak, izleyiciyi Anadolu’nun ritüelistik geçmişiyle yüzleştiren, zamandan azade bir "anıt-nesne" konumuna yükselmektedir.


Biçimsel açıdan bakıldığında, dikey kütlelerin birbirine geçişindeki tektonik sertlik ile kucaklaşmanın getirdiği duygusal geçirgenlik arasındaki diyalektik, çalışmanın en güçlü yönlerinden biridir. Figürlerin net sınırlarla birbirinden ayrılmaması, "ilişkisellik" ve "oluş" kavramlarına hizmet eder. Burada karşımıza çıkan, hiyerarşik bir birleşme değil; formun, dokunun ve anlamın birbirinin içinde eridiği, kutsal olanın seküler bir plastik dil aracılığıyla yeniden dünyevileştiği radikal bir estetik deneyimdir.

Kutsal olanın form aracılığıyla fiziksel ve plastik bir gerçekliğe dönüşmesi heykeli, müzede sergilenecek bir objeden ziyade, Anadolu'nun binlerce yıllık "birliktelik" ve "yaratım" felsefesini bugüne taşıyan bir "kültürel elçi" konumuna yükseltir. Sonuç olarak bu yapıt, Karagül’ün "Axis Mundi" (Dünya Ekseni) olarak tanımladığı o kozmik merkez arayışının somut bir tezahürüdür. Yerel arkeolojik verilerin, evrensel bir sanat terminolojisiyle bu denli ustalıklı bir biçimde eklemlenmesi, tasarımcının bakışıyla, heykel sanatının kimlik inşası sürecine bir katkı sunmaktadır. Bu kucaklaşma, sadece Anadolu’nun arkeolojik geçmişine bir saygı duruşu değil, aynı zamanda geleceğin estetiğine dair, kökleri derinde olan cesur bir projeksiyondur.

31 Ocak 2026 Cumartesi

İpek Yolu'ndan Günümüze Porselenin İzinde


Topkapı Sarayı Müzesi, 13. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, İslam pazarları için özel olarak üretilen "İhraç Porselenler" konusunda dünyanın en zengin koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Bu koleksiyonun kalbi sayılan mavi-beyaz porselenler, Osmanlı sarayının estetik anlayışına uygun formlarıyla Çin’in porselen başkenti Jingdezhen ile İstanbul arasında asırlık bir kültürel köprü kurmuştur.

Tarihsel süreçte İpek Yolu aracılığıyla pekişen bu ticari ve estetik bağ, çağdaş sanatın dev isimlerinden Ai Weiwei tarafından modern bir perspektifle yeniden yorumlanmıştır. 2017 yılında Akbank’ın desteğiyle Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleştirilen ve yoğun ilgi nedeniyle süresi iki kez uzatılan "Ai Weiwei Porselene Dair" sergisi, porselenin sadece bir malzeme değil, toplumsal krizleri anlatan bir ifade aracı olduğunu kanıtlamıştır. Yüzden fazla eserin yer aldığı bu seçkide, Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonuna ait tarihi bir eserin de çağdaş figürlerle yan yana sergilenmesi, malzemenin zamansızlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Bu tarihi bağlar bugün sadece müzelerde değil, yaşayan bir ticaret ve sanat ağı olarak da varlığını sürdürüyor. Sanatçının esin kaynağı olan geleneksel porselenlerin üretim merkezi Jingdezhen, 2015 yılından bu yana İstanbul Kızıltoprak’taki mağazasıyla ülkemizde temsil edilmektedir. Daha da heyecan verici bir gelişme olarak; 2025 yılı Haziran ayında İznik ile Jingdezhen arasında imzalanan resmi ve sürdürülebilir sanayi iş birliği protokolü, iki tarihi seramik merkezinin ortak geleceği için yeni bir dönemi başlatmıştır.

Kaynaklar:

-Krahl, Regina. (1986). Chinese Ceramics in the Topkapı Saray Museum, Istanbul. (Bu eser koleksiyon hakkındaki en kapsamlı katalogdur).

-Misugi, T. (1981). Chinese Porcelain Collections in the Near East: Topkapi and Ardebil. Hong Kong University Press.

-Sakıp Sabancı Müzesi. (2017). Ai Weiwei Porselene Dair / Ai Weiwei on Porcelain (Sergi Kataloğu).

-Sakıp Sabancı Müzesi. (2017). "Ai Weiwei İstanbul’da" Sergisi Duyurusu.

-İznik Belediyesi. (01.06.2025). "İznik Seramik Sanayi Birliği İmza Töreni İstanbul’da Gerçekleşti."

-Jingdezhen Ceramics Official Flagship Store. Kızıltoprak Mağazası ve Şubeler Hakkında Bilgi.

-Xinhua News. (2025). "Çin'in Porselen Başkenti Jingdezhen'in İlk Mağazası İstanbul'da Açıldı."

-https://www.sakipsabancimuzesi.org/sergiler-ve-etkinlikler/sergi/5