17 Ocak 2013 Perşembe

SERAMİK MÜZESİNE İLK BAĞIŞ

Alıntıdır: "Çanakkale Belediyesi tarafından projelendirilen Seramik Müzesi çalışmalarını tamamlıyor. Eski Er Hamamı’nın yeniden düzenlenmesiyle birlikte Çanakkale’nin en önemli simgelerinden biri olan seramiklerine yakışır bir müze kente kazandırılıyor.
Geçmişten günümüze eserlerin sergileneceği ve önümüzdeki aylarda açılmasının planlandığı Seramik Müzesi’ne ilk bağış, yıllarını seramiğe adayan ve bu sanatın gelişip, ileriki nesillere aktarılması için çalışmalarda bulunan Çanakkaleli Seramik Ustası Tanzer Orbay tarafından yapıldı.
Eski bir Çanakkale Seramiği olan eser, açıldığı günden itibaren Seramik Müzesi’nde ziyaretçilerinin seyrine sunulacak.
Seramik Müzesi’ne bağış yapmak isteyen vatandaşların ayrıntılı bilgiyi Çanakkale Belediyesi’nden öğrenebilecekleri belirtildi."
Kaynak: http://www.canakkaleicinde.com/seramik-muzesine-ilk-bagis.html


Prof. Erdinç Bakla Konferansı sonrası Müze fikrini tartışırken.
Çanakkale kenti, kendisi için geç de olsa seramik adına bir şeyler yapmaya niyetlendi. Bu noktada, Seramik Müzesi girişimi ilk adım olma adına oldukça önemli. 13 Eylül 2005 tarihinde verdiği bir konferansta bu konuya ilk kez değindiğini hatırladığım müzenin fikir babası Prof.Erdinç Bakla'yı bir kez daha anmak gerekir, yoksa insanlar bu fikir ve girişimin Belediyece, ya da başka çevre veya kişilerce akıl edildiğini düşünebilir. Konu ile ilgili ilk toplantıyı hatırlıyorum. Tanıdığım kadarıyla, Sn. Bakla'nın müze fikrinin   daha da eskilere ait olması muhtemeldir. Zamanın rektörü Ali Akdemir  zamanında toplanmış ve Çanakkale'nin güzide bir lokantısında tertiplenen yemekli oturumda, önemli kararlar alınmıştı. O toplantıda biz de yer almış ve gelecekte yapılacak çalışmalar için farklı roller üstlenerek yetkilendirilmiştik. Bu müzenin oluşabilmesi için tohumlar o toplantıda atılmıştı. Çalışmalarımız hep gönüllü olarak sürdü, peşi sıra konferanslar, toplantılar, proje ve sunumlar. Gidişat öyle bir yere geldi ki o noktada işin rengi değişti. Artık gönüllülük değil, duygusallık dönemi başlamıştı. Haliyle birileri, her zaman olduğu gibi bu süreçten kazançlı çıkmalıydı. Baş rol oyuncuları her zamanki rutin tavırlarıyla olaya el atarak hünerlerini konuşturmuş olmalılar. Seramik konusunda kent adına fikir beyan etmeye ve Müze ile ilgili çalışmalara katılmak üzere davet edilmişken, dönüp ardıma baktığımda, geçen yıllar içinde ustaca hamlelerle konudan dışlanarak uzaklaştırıldığımızı görüyorum. Sanırım her zaman yanlışları belirtip, doğruları söylemek ve hiç bir beklenti içinde olmadan çalışmaya çabalamanın sonuçları bu olsa gerek. Hal böyle olunca da bir çıkıntı veya çıban başı durumunda olanlar ki, buna kendimi de dahil ediyorum, tesfiye edilir, törpülenir, sindirilir veya yok edilir. Zamanında elimize bir nalıncı keseri alsaydık, sanırım durum daha farklı olurdu. Umalım da konuya hakim uzman bir ekip tarafından hazırlandığını düşündüğüm proje çerçevesinde seramik müzesi ile ilgili çalışmalar bir şekilde devam ediyor olsun. Bu aşamada müze için seramik toplama ve bir koleksiyon oluşturma gereği doğuyor. Boş vitrinlerle açılış yapılacak değil ya. Şimdiye dek fikir soran olmadığına göre, her şey yolunda gidiyor temennisinde bulunalım.
 
Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı üzere, müzeye eser bağışlayan Sn. Tanzer Orbay, Çanakkale'de yaşayan duyarlı bir insan olarak girişimde bulunmuş ve müzenin oluşumuna katkı sağlamıştır. Umarım elinde bulunan seramikleri müzeye bağışlamak isteyen başka insanlarla bu sayı artarak, seramik müzesi gerçekten hakettiği değere ulaşabilir. Bu müzeye katkı sağlayacak üç önemli kaynağı daha belirtmek gerek. İlki Çanakkale Arkeoloji Müzesi depolarında yer alan geleneksel Çanakkale seramikleri. Envantere kayıtlı seramiklerin toplam sayısı 50 adet olup 2008 tarihinde konuyla ilgili bir çalışma gerçekleştirmiştik. Bu seramikler arasında çok nadir ve değerli örnekler olduğunu ve bunların eksiksiz olarak yeni müzeye devredilerek teşhirinin sağlanması çok hassas ve önemli bir süreç. Böylece kentte seramik eğiitimi alan ve seramik üreten kişiler, yıllar sonra örnekleri canlı olarak izleyip tanıma şansına sahip olabilecekler.

Seramik çalıştayı katılımcıları toplu halede.
Müze için diğer bir kaynak ise, 2008 yılında 45. Troia Festivali kapsamında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi G.S.F. Seramik Bölümünde uluslararası katılımlı gerçekleştirilen seramik çalıştayında üretilen eserlerin, müzeye kazandırılması olacaktır.  Seramik Bölümü atölyelerinde  üretilen en az 35 parça, gerçekleştirilen sergi sonrasında Belediye tarafından emniyete alınmıştı. Çağdaş sanat adına önemli örneklerin bulunduğu ve uluslararası anlamda gerçekleştirilen böyle bir etkinliğin ürünleri de bu müzede teşhir edilerek geçmiş ve günümüz arasında bir köprü oluşturabilir.

Avustralya'dan gelen şerbetlik.
Üçüncü kaynak ise ÇOMÜ GSF Dekanlığında yer alan ve  Avusturalya'dan  bağışlanarak gönderilen 2 adet geleneksel Çanakkale seramiğidir.  03.08.2006 tarihinde T.C. Dışişleri bakanlığı aracılığı ile "The Silver Society of Australia" tarafından kazandırılan bu seramiklerden birisi at biçimli kap, diğeri ise kahverengi sırlı şerbetliktir. Seramiklerin teslim tutanaklarında da yine şerbetlik olarak kaydedilmişlerdir. Bu seramikler hakkında daha önce hazırlayarak sunduğumuz "Avustralya'dan Gelen İki Şerbetlik ve Kahverengi Sır Araştırmaları" adlı bildiri AKMED tarafından 2008 yılında Çanakkale Seramikleri Kolokyum Bildirilerinde yayınlanmıştır ve kitabın 68-73. sayfalarda yer almaktadır.  İlgili metne blogdaki yazıdan ulaşılabilir.

Umarım ki seramik müzesi tamamlanınca, içi de bir şekilde doldurulsun. Tek dileğim nitelikli eserlerin seçilmesi ve sergilenmesidir. Bunu için bir seçici kurul olmalıdır. Tabi  bir de bu müzede görev alacak uzman seramikçilere ihtiyaç duyulmaktadır. Müzenin yöneticisi mutlaka bir seramikçi olmalıdır. Bu noktada müzeci, sanat tarihçi hatta kimi arkeologların itirazlarını tahmin edebiliyorum. Eğer müze seramik müzesi olacaksa, müdür de seramikçi olmalıdır! Seramiğe keramik diyen, terminoloji ve teknik bilmeyen, hatta çamura hamur, sıra cila ve hatta fayans demeyi öğrenmiş kişiler, kalkıp da konuyu bilmeyen ziyaretçilere yanlış bilgiler aktarıp, müzeyi ve sorumluluğunu telef etmemelidirler. Müze sınavı vs. süreçlere dahil olacak bir seramikçi, uzman sıfatıyla yöneticilik görevini rahatlıkla yerine getirebilir. Eğer projede değiştirilmedi ise bu müzede ayrıca bir de seramik atölyesi olacaktı. Olması da gerekli. Olmazsa olmaz.  Seramik müzesinin yönetimi ve işleyişi, ihtiyaç ve sorunları ancak bir seramikçi tarafından çözülerek yönetilebilir. Bu noktada, yöneticinin neden seramikçi olması gereği ortaya çıkıyor. Buna ek olarak, müzenin diğer çalışanlar kadrosunda ise sanat tarihçi, müzeci gibi kişilerin yer almasında bir sakınca olmayacaktır. Bu tip müzelerin bir öğretim kurumu olması gerçeğinden hareketle, diğer müze çalışanları da, bilmedikleri pek çok konuda bilgi sahibi olup, seramiğin ne olduğunu böylelikle öğrenebileceklerdir.

Son olarak, sürecin ivme kazanması ile seramikten anlamayan Çanakkale'de bolca bulunan asker veya öğretmen emeklisi olabilir, aktivist (çok özenti bir kelime), sosyolog, turizimci, işletmeci, reklamcı, küratör (bu daha da özenti), grafiker ve hatta boş gezer gibi bir takım şahıslar; nemalanmak adına boy gösterir, gösterecektir, göstermeye devam edecektir. Bu olası kişiler, gelecek senaryolarda ne yapacaklar gerçekten merak ediyorum. Geçmiştekiler pek bir işe yaramadı. Bir keresinde kazayla, bu tip kişilerce düzenlenen bir toplantıya bile yanlışlıkla çağırıldım. Kalkıp gittim bile. Tabi bizi gördüklerinde ne yapacaklarını bilemediler. Çünkü yaşanan durum "helvacıların otopsi yapmasına" benziyordu. Eğer bu süreç böyle devam ederse, Çanakkale'nin de, seramiğinin de vay haline!
Bu makaledeki yazı ve görseller izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.