15 Kasım 2011 Salı

ASSOS NEKROPOLÜNDE BULUNAN BİR PİTHOS RESTORASYONU


Assos arkeolojik kazısında restoratör olarak görev yaptığım 1995 senesinde gerçekleştirdiğim restorasyon projesi ve sonuçlarıdır:

Uygulamalı araştırma projesindeki amaç, 1994 yılında Assos arkeolojik kazısında Nekropol alanındaki K VII f-k/1-5 açmasında 08.08.1994 yılında bulunan ve restore edilecek bir pithosla (GR 5) (Resim 6: Fatih Karagül) ilgili temel bazı  bilgileri aktarmak, küçük bir uygulama ve  kısa bir araştırma nasıl yapılır konusunu restoratörlere ve genç öğrenci  aktararak fikir verici olmaktır.

Tabi ki kazı alanlarının kısıtlı imkanları ile çok fazla test ve analiz yapmak mümkün olmamaktadır. Ancak özel izinler ile, üniversite ya da devlete ait hatta kimi özel laboratuvarlarda daha derinlemesine analizler de yapılabilir. Örneğin seramiklerin kesit analizleri, XRD, DTA ve renk analizleri gibi. Tabi ki bu veriler de o seramiklerin bünye, sır yapıları, yaklaşık pişirim dereceleri  hakkında fikir verebilmektedir.

Pithoi arkeolojide pithos kelimesinin çoğulu olarak kullanılan bir kelime olup, pithos için ise şu tanım yapılabilir: Su ve erzak depolama işlevi dışında mezar kabı olarak da kullanıldığı saptanan bu küpler, genellikle büyük boyda, kaba hamurlu, kalın cidarlı çömlek tipinde kaplar olup, yabancı yayınlarda Yunanca kökenli “Pithos” ( Resim 6) adı ile anılırlar (ÖKSE, A. Tuba; Önasya Arkeolojisi Seramik Terimleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1993, İstanbul,sf:55). 1981 yılından beri Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından gerçekleştirilen nekropol alanındaki kazılarda pek çok dönem ve bu dönemlerde kullanılmış farklı mezar tipleri ortaya çıkarılmıştır. Arkaik dönemden Roma çağına kadar kullanılmış olan nekropol alanı, dönem farklılıklarını mezar tipleriyle çok iyi bir şekilde yansıtmaktadır.

MEZAR TİPLERİ: Roma Çağı mezar mimarisi kendinden önceki dönemlere göre çok gelişmiş ve üst seviyededir. Özellikle aile mezarları ve beşik tonoz örtülü sivri çatılı kapaklı tek parça kaya oyma (andezit) lahitler gelişimlerinin son noktasını temsil etmektedir. M.S. 2. ve 3.yy larda beşik tonozlu tek ve çift odalı mezar anıtları da yapılmıştır (SERDAROĞLU, Prof. Dr. Ümit, Assos, Arkeoloji ve Sanat yayınları, 1996, İstanbul, sf:42). Bu büyük boyutlu lahitlerin bazıları yükseltilmiş podyumlar üzerinde yer almaktadırlar. MÖ. 4. yy - 1. yy arasına tarihlendirilen lahitler ise Roma Çağı’ndakilere göre daha sade kalmaktadırlar. Basit yapılı ve düz kapaklı bu tip tek parça lahitlerin üzerleri toprakla örtülüdür. MÖ. 5. yy a ait olan mezarlar ise çok parçalı taşlardan şekillendirilmişlerdir. Bu katın altında ise MÖ. 6. yy. (Asia Minor, Studien Band 5, Tido Janßen, Ausgrabungen in Assos 1990, Bonn, sf:103-106) Arkaik döneme tarihlendirilen pithos ve urna (yakılan ölülerin küllerinin içine konulup, ağızlarının kylix gibi seramik kaplarla kapatılıp gömüldükleri kaplara verilen ortak ad) mezarlar yer almaktadır [Resim 2: (SERDAROĞLU, Prof. Dr. Ümit, Age, sf:55)]. Pithos mezar olarak kullanılan bu büyük boyutlu küplere ölüler 1 yada 2 kişi olarak düz, hoker (ana karnındaki fetüsün pozisyonu) yada yarı hoker duruşunda yerleştirilmişlerdir. Küplerin ağızları ise büyük boyutlu seramik kaplar ya da taş levhalarla kapatılmışlardır. Küplerin duruşu, ölülerin başlarının pithosun ağız kısmına göre yerleştirilmesi ve ağızlarının düz bir taşla kapak olarak kapatılışı pek çok yerde görüldüğü gibi (MÖ.2600-2450 Truva 2. katman (Asia Minor, Age, sf:103-106), MÖ.3000-2000 Eski Tunç Çağı Kalınkaya (ÖZGÜÇ, Tahsin;İnandıktepe, T.T.K. Basımevi, Ankara,1988, XVII) ; bazılarının ağızlarının içinde genişce kapak yerleri de vardır (ÖZGÜÇ, Tahsin; Maşathöyük II, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1982, sf: 63). Anadolu’da pek çok yörede, sanki doğacak çocuğu çevreleyen ana rahmine benzercesine, küpün çeperleri tarafından çevrelenmiş hoker duruşundaki cestler, ölü hediyeleriyle birlikte, toplum inançlarına göre belirli mekanlara yerleştirilmekteydiler. Ölüler Hitit’lerde sedirlerin altına gömülürken (ÖZGÜÇ, Tahsin;İnandıktepe, Age, XVII), Yunan uygarlığında ise nekropol alanları seçilmiştir. Bu ölü gömme metodu, MÖ. 2200 den itibaren Anadolu, Ege, Kıta Yunanistan, Sicilya, Karadeniz ve Kıbrıs’ta da görülür (Asia Minor, Age, sf:103-106).

ÇEŞİTLİLİK VE KULLANIM ALANLARI: Bu küpler pithos mezar olarak kullanılmadan önce muhtemelen başka amaçlar için de kullanılmış olabilirler. Bu düşünceyi doğrulayacak olan bir örnek 1990 kazısında ortaya çıkarılan CX karesindeki 17 nolu pithostur [Resim:1 (SERDAROĞLU, Prof. Dr. Ümit, Age, sf:42)]. Bu pithosun yüzeyinde kurşun kenet izleri bulunmuştur (Asia Minor, Age, sf:103-106). Bu izler pithosun daha önce kullanılırken kırıldığını ve tekrar kullanıma kazandırılıp, son olarak ise mezar amacıyla kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu şekilde kurşun kenetlerle restore edilip tekrar kullanıma sunulan örnekler yalnız bu yörede ve pithos mezarlarla sınırlı olmayıp farklı seramik malzemeler ve farklı antik merkezlerde de görülmektedir. Assos’ta bulunmuş olan MÖ. 6. yy a ait olan bir yonca ağızlı sürahide [Resim:3 (SERDAROĞLU, Prof. Dr. Ümit, Age, sf:52 )] ve Oryantalizan anforada da yine kurşun kenet delikleri görülmektedir . Hatta adı geçen Oryantalizan örnek üzerinde tamir sonucu yerleştirilmiş olan kurşun parçacıkları, sağlam bir şekilde yerlerinde durmaktadır. Pithosların farklı bir amaç için kullanıldıklarını yüzeylerinin incelenmesinden bile anlayabiliriz. Öyle ki bazıları çok fazla aşınmışlardır. Bunlara örnek olarak ise Assos dışından, Gabalou Etolya’dan Protogeometrik (MÖ. 1000-875) Pithoslar gösterilebilir. Bu örnekler mezar amacından önce kırılmış ve yüzeyleri çok yıpranmışlardır (Asia Minor, Age, sf:103-106). Ayrıca Eski İzmir yerleşmesindeki Subgeometrik (MÖ.675-640) döneme ait XXXIV no lu odadaki bir çok büyük pithos, buranın bir kiler olduğunu açıklamaktadır (AKURGAL, Ekrem; Eski İzmir I, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1993, sf:23) ve bunlar da gıda maddelerini depolamak için kullanılmışlardır. Dekorlu pithos örnekler kökende mezar kapları olarak üretilip kullanılmamışlardır. Buna neden olarak bu örneklerin, mezarlıklar dışında ev alanlarında bulunmalarından anlıyoruz. Bu pithos örnekleri MÖ. 8-6 yy arasında Girit, Rodos, Tenos ve Biotien’de görülmüştür (Asia Minor, Age, sf:103-106).

BULUNTULAR VE TARİHLENDİRME: Mezar amaçlı kullanılan pithos örneklerinden, içinde oldukları dönem ve uygarlıklara göre farklı tiplerde mezar hediyeleri bulunmaktadır. Anadolu’da özellikle mezar olarak kullanılan pithoslar, ölü hediyeleri ve çeşitlilik açısından zengin örnekler sunarlar. Eski Tunç Çağı’ndan (MÖ. 3000-2000) Kalınkaya yerleşmesinde ev tabanlarına yerleştirilmiş ve taş kapaklarla örtülü pithoslar bulunmuştur. Bu mezarlar Orta Anadolu’nun bu çağında çok yaygındır. Pithoslardan bulunan hediyeler tunçtan basit güneş kursları, hayvan figürinleri, seramik idoller, seramik kaplar, boncuk ve düğmeler, savaş aletleridir. Altın ve gümüş hediyelere rastlanmaz. Hediyelerin çoğunun benzerlerini Alacahöyük mezarlarında da bulmak mümkündür (ÖZGÜÇ, Tahsin;İnandıktepe, Age, XVII). Assos’ta ki pithoslardan gelme mezar hediyeleri ise seramik eserler ağırlıkta olmak üzere, gümüş ve bronz takılar, striglis [Resim:5 (SERDAROĞLU, Prof. Dr. Ümit, Age, sf: 63)], iğne gibi objelerdir. Buluntular Helenistik dönem lahitlerindeki kadar zengin olmasa da, 1994 kazısında, K VII açması 5 no’lu mezardan bulunan Gordion Kylixi (MÖ.6. yy ilk yarısı) gibi nadide seramiklere de rastlamak olasıdır [Resim:6 (SERDAROĞLU, Prof. Dr. Ümit, Age, sf:52)]. Buluntular sayesinde de tarihlendirmeler sağlıklı bir biçimde yapılabilmektedir. Ayrıca pithos mezarların tabakalanmada en altta bulunuşları ve belirli bir düzen içinde yerleştirilmeleri de fikir vericidir; lahitlerin pithos mezarların üzerlerinde yer almaları sonucunda 6. yy. ın 1. yarısından itibaren Assos’ta pithos ölü gömme geleneği, yerini lahit gömülere bırakmıştır. 1994 Döneminde gerçekleştirilen Assos arkeolojik kazılarında, nekropol alanında 6 adet pithos bulunmuştur. Nekropol alanındaki A VII açmasında 4 adet, K VII açmasında 2 adet bulunan bu pithoslar farklı özellikler göstermektedirler. Aryballos erkeklere ait bir koku kabı olduğundan, striglis ise sporcu erkeklerin kullandıkları bir tür metal kaşık olduğundan, GR 3 ve GR 18 pithoslarındaki cesetlerin erkeklere ait olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca dikkat edilirse bu iki pithos en uzun ilk 3 pithos arasında da yer almaktadır. Bu da erkeklerin kadınlara göre daha uzun boylu olmalarından kaynaklanmış olabilir. Buradan çıkan sonuçla 192 cm yüksekliğindeki GR 10 pithosu, içlerinde en uzunu olduğundan, içinde bulunan cesedin de bir erkeğe ait olduğu düşünülebilir. 161 cm yüksekliğindeki GR 15, pithosların içinde en kısa oluşu ve mezar hediyesi olarak da küpe ve bilezik sunması bakımından bunun bir kadına ait olma ihtimali kuvvetlidir.

ANALİZ: Pithos örneklerden alınan küçük parçacıklar üzerinde su emme testi yapılmasına karar verilmiştir. Bu doğrultuda hassas terazide ilk tartımları yapılan parçalar 12 saat suda bekletilmiş ve sonra ikinci kez tartılmışlardır. Aradaki farka göre hesaplama yapılıp seramiklerin % su emmeleri saptanmıştır. Su emme (porosite) seramiklerde belirli faktörlere bağlıdır. Kalınlık, sinterleşme, malzeme yapısı ve dolayısıyla gözeneklilik bunların en önemlileridir. Kalınlık hacmi etkiler fazla hacim de daha fazla su emer. Sinterleşme pişirimle bağlantılıdır, seramikler ne kadar yüksek derecede pişirilirse o kadar az su çeker. Malzeme yapısı sinterleşmeyi etkiler, seramik bünyede bulunan alkaliler ve Fe2O3 pişirim sırasında eritici rol oynadığından, malzeme daha iyi pekişip az su çeker. Ayrıca yine seramik karışımında kullanılan organik malzemeler, pişirim sırasında yanıp yok olduğundan, yerleri boşluklar (poros) olarak çamur yapısında yer alır ve eğer yüksek derecede sinterleşme gerçekleşmezse porositeyi artırır. Örnekler incelendiğinde su emmenin malzeme kalınlığıyla bağlantısı olmadığı görülmüştür. 1.80 cm. et kalınlığındaki GR 18 %14,30 su emerken, aynı kalınlıktaki GR 17 % 12,50 su emmektedir ve aralarında %1,80 lik su emme farkı bulunmaktadır. 2,70 cm. kalınlığındaki GR 5 ise %13,80 su emerek, kendisinden 0,90 cm. ince olan GR 18 den bile % 0,50 daha az su emmektedir. Bu durumda kalın olan benzer seramiğin daha fazla su emmesi beklenirken saptamalar sonucu, tutarsızlıklar görülmüştür. Aralarındaki farklılıkların kalınlıktan kaynaklanmadığı saptanmış ve farklı nedenler üzerinde durulmuştur. Tüm bu incelemeler sonucunda % 12,5 su emmesi olan GR 17 diğer örneklere göre yumuşak olmasına rağmen, küçük ve az gözenekli oluşu, büyük ve çok miktarda şamot-taşcık, az miktarda kireç içermesi, 800-1000 0C lik pişimiyle diğer örneklere göre daha sağlıklı sonuçlar vermiştir. Diğer örnekler çelişkili verileriyle tutarlı bir kıyaslama imkanı yaratmamaktadırlarlar.
RESTORASYON: K VII f-k/1-5 açmasında bulunan GR 5 pithosu, resim 8 deki planda görülmektedir. Oyulmuş olan ana kayaya yerleştirilmiş ve ağzına da yassı bir taş levha kapak olarak yerleştirilmiştir. Dip kısmında, tüm gövdeye oranla üçte birini kaplayan bir başka lahdin kapağı yer almaktaydı. 07.08.1994 günü kazı sırasında bütün olarak (çatlaklı fakat dağılmamış halde) bulunan bu pithos, 2. günün sonunda parçalanmış bir halde kazı evine getirildi. Kazı alanında yerinden oynatılmadan parçaları numaralandırılıp, çizimi yapıldığından temizlikten (yıkanıp, fırçalandı) sonraki yapıştırma safhası başarıyla tamamlanmıştır. Her türlü duruma hazırlık amacıyla yapıştırma işlemi geri dönüşümü ve sökülmesi kolay bir malzeme olan ahşap tutkalı ile gerçekleştirilmiştir. Yapıştırmaya ağız kısmı aşağıya gelecek şekilde başlanmış ve dip kısmı yukarıya gelecek şekilde devam edilmiştir. İç kısımdan desteklemek için de tutkallı pamuklu (amerikan bezi) bezler geniş parçalar hallinde kullanılmıştır. Yapıştırılıp yükselen form yanlarından ahşap kalaslarla desteklenmiştir. Tümlenmesi biten pithosun parçalarının %95’i yerlerine oturtulmuş, eksik kalan yerler kazı alanında kaybolmuş olup daha sonra boş kalan yerler tamamlanmıştır. Tamamlamada ise yine ahşap tutkalı kullanılmıştır. Tutkal, kalekim seramik karo yapıştırıcısıyla karıştırılıp kıvamlı bir macun hali alması sağlandıktan sonra boşluklar doldurulmuştur. Pithosun sergilenmesi için gövde altından kuşaklı bir şekilde saracak demirden üç ayak yaptırılması düşünülmüş olup, hali hazırda resim 1 deki gibi kazı evinin bahçesinde sergilenmektedir. Sonuç olarak şu ana kadar nekropol kazılarında bulunmuş olan pek çok pithos, adı geçen örnek kadar şanslı durumda değildir. Çoğu kazı alanında her hangi bir korumaya tabi tutulmadığından, parçalanmış, parçaları etrafa saçılmış durumdadır. Pek çoğunun ise parçalarının yarıdan fazlası bir şekilde kaybolmuş, yalnızca ana kayaya oyulmuş çukurlukları kalmıştır. Oysa ki gün ışığına çıkarılan bu seramikler her ne kadar büyük boyutlu olsalar da, hiç olmazsa farklı tipteki örneklerden birer tanesinin korumaya alınmasıyla, geleceğe daha sağlıklı aktarılıp, sınırlı bir koleksiyon elde edinilebilinir. Eserleri bir seramikçi olarak ve bu boyutlarda küpler şekillendirmiş biri olmanın verdiği deneyimle, bu seramiklerin üretimini de göz önüne aldığımızda (bu boyuttaki malzemeler çiğken taşınması tehlikeli olacağından oldukları yerde pişirilmekteydiler ve pişirimler uzun sürmekteydi), günümüzde eski eserlere karşı çok tutarsız kaldığımızı, antik dönem insanı kadar dahi elimizdekilere değer vermediğimizi fark edebiliyoruz. Antik dönem insanları gerektiğinde sınırlı olanaklarla kırılan eserlerini bile kurşun kenetlerle bin bir zahmetle tamir edip kullanırken (kurşun kenetleri yerleştirebilmek için seramiği daha da zedelemeden delikler açmak gerçekten de zorlu bir uğraşıdır), bizler, onca imkan ve malzeme çeşitliliğine rağmen tutarsız kalabiliyoruz.

Kaynakça
-AKURGAL, Ekrem; Eski İzmir I, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1993
-Asia Minor, Studien Band 5, Tido Janßen, Ausgrabungen in Assos 1990, Bonn
-ÖKSE, A. Tuba; Önasya Arkeolojisi Seramik Terimleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1993, İstanbul,sf:55
-ÖZGÜÇ, Tahsin;İnandıktepe, T.T.K. Basımevi, Ankara,1988
-ÖZGÜÇ, Tahsin; Maşathöyük II, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1982
-SERDAROĞLU, Prof. Dr. Ümit, Assos, Arkeoloji ve Sanat yayınları, 1996, İstanbul